Tanrı aşkı neden yarattı?

20 Temmuz 2017 4 Yorum

Ben hiç senin kadar sevilmedim biliyor musun? En azından senin kadar sevilebildiğimi itiraf edeni görmedim, duymadım. Herkes kendi sevgisini sonsuz zanneder belkide.

Martı çığlıklarıyla denizin köpüğünü ayak bileklerime çekip iterken, güneş güne göz kırparken ya da vedalaşırken, yağmur bedenimden gelip geçerken, kar parmak uçlarımı üşütürken, rüzgar beni sarsarken, ay karanlığı yok ederken ve yalnızlığımı her hissettiğimde seni düşündüm. Seni tanımlamak istedim. İnsan olarak bahşedilen ne varsa her biri ile adını andım ve anladım ki hiç biri yakışmadı sana, üstelik  bir türlü seni anlatamadılar bana.  Sen benzetilebilecek bir varlık değilsin.

İnsan neden doğayı ve yaratılanların adlarını aşk denen kişi için kullanır biliyor musun? Bildiği başka güzel bir tanım olmadığı için elbette. Sen o bilemediğim yerlerden geldin hayatıma. Henüz keşfedilmemiş bir alemin varlığısın. Bilmediğim kelimeler olduğunu fark ettirdin bana. Seninle anılabilecek kelimelerimin olmadığını anladım. Aslında tüm mesele seni tanımlandırmamakmış. Seni tanımak, anlamak, tanımlamak, etiketlemek ile seni anlatamayacağımı anladım. Sen beni hiçleştiren hiç olabildiğin için hayatımın en görkemli varlığısın zaten.

İnsan kızgınlıklarımın sıfırlanma sınırısın. Bir yere kadar yükselen tüm hislerimin limiti senin bende yarattığın limitsizlikte saklı. Kırgınlıklarımın yok olduğu an, varlığını hissettiğim zamanlarda saklı. Varlığın benimle daima ancak ruhunun temassız dokunuşuyla hissettirdiğin, aşkın saklandığı yerden firarına neden olan nefesin, sesin, gülüşün ve bakışın olmalı bazı anlarda. Benim için olmayan gülüşlerinde, heyecanında, kızgınlığında, açlığında, huysuzluğunda ve mutluluğunda da bunu başarabiliyorsun. Ben yalnız benim için ol diye sevmedim ki seni. Senin yaşamanı izlerken de, seni yalnızca kendimde yaşatırken de aynı evdeyiz biz. Birbirimize temas etmeden, aşk harcından imal edilmiş dört duvarın içindeyiz.” 

Tanrı aşkı neden yarattı diye düşündün mü hiç? Yeryüzündeki test sürecini anlamlı bir hale getirip, insan için bir amaç, hedef, arzu, heyecan, mutluluk gibi tanımlar olsun diye belki de. Aslında kendisi için daha eğlenceli bir dünya yaratmak istemiş de olabilir. Neyse ne işte, “olsa da olur olmasa da” diyemediğimiz bir varlık aşk. Vazgeçilmezimiz. İnsanı insan yapan tüm değerler neredeyse aşktan geçerek hayata yerleşiyor. Beden ve ruh doyumu yalnızca aşk içinde mümkün. Bedensel dürtülerin hazzına ait bir doyuma ermek yalnızca bir aşk ile anlatılamaz. Aşktır denilemez. O bedensel arzu içerisinde en büyük tamamlayıcı, ruhu doyuran aşktır şüphesiz. Aslında Tanrı tam bir insani doyum için aşkı yaratmıştır. Tamamlanmak için aşk vardır. arayışta olmamızın nedeni de budur. Eksikliğini hissettiğimiz aşk, bizim tamamlayıcımızdır.

Aşık olduğunu düşündüğün birini yüksek limitli olasılıklar içinde kalabalığın arasından seçiyorsun. Denk geliyormuşsun gibi görünse de bu öyle değil aslında. Mesela sırf bu denk gelme işi gerçek olsa, yıllardır tanıdığın, yakın olduğunun birinin aşkını hiç hissetmeden yaşamak ne diye tanımlanabilir. Tercih esas. Sizin o fark etmediğiniz yıllanmış aşk hikayesinde kahraman olmanız size aşk diyen kişinin tercihidir. Sizin değil. O yüzden denk gelemezsiniz. Siz aşk için farklı bir beden tercihinde yaşarsınız. Bir anın içinde onayladığın bir karar sonucunda başlıyor her şey. Ne muazzam bir an değil mi?

Neden kolay kolay aşk olamıyoruz peki? Aşkın çift madalyonu etkisi yüzünden elbette. Güzel olanın kaybedilebilir olması madalyonun ters yüzü işte. Kendimizi iyi hissettiren, hayata bağlayıcı, muazzam hislerin kökü aşk, bizden alındığında ikinci bir kişilik çıkıyor içerilerden bir yerlerden. “Zeki insanlar kolay aşık olamıyor” diye bir kalıp cümle geziniyor ortalıkta ve aşk yaşamayanların ne kadar da gururlandığı bir durum. Sesli gülüyorum inanın. Zeka ile aşk bir arada ilerleyen bir durum değildir aksine zihin çalıştırarak aşk yaşamakta mümkün değildir. Aşkın kazançlarından uzak bırakır sizi zihin ve aslında kayıpta olursunuz. Zihin yüzünden aşksız zamanlarınız olur boşuna harcadığınız. 

“Eeee. Ne yapacağız şimdi?” dediğinizi duyar gibi oldum. Ben de soruyorum bunu kendime ve bir cevabım var. Aramadan, sorgulamadan, yargılamadan, korkmadan, cesurca, beklemeden aşk vaktinizin geleceğine inanmak ile başlayalım. İnanmak ve hazır hissettiğini kabullenmek. Cesur olmak.

“Doğru dürüst adam mı – kadın mı var” demeden. “Benim için en doğru ilişkiyi yaşamak için hazırım” inanışında kalmak iyidir. Hazır olduğumuzu hissetmeliyiz. “Ben ne kadar doğruyum” diye sorgulamaktan vazgeçmeden elbette. Kendiniz dahil kimseye haksızlık yapmamayı ilke edinerek ve mutlaka şeffaf olmayı sağlayarak, netleşerek, gerçek hisler ve bu hislerin limitlerinin gerçekliğine uygun davranışlarınızı göstererek, anlaşılmayı değil anlamayı da arzulayarak aşk sürdürme olasılığı yüksektir. Kısaca iki taraflı insanca yaşayıp aşk olmayı arzulamak sorunu çözecektir. Sizin aşk dediğiniz size aşk demek zorunda değil. Bu durumu da kabullenerek ilerlemek en doğrusu.

Zihinsel kusurlarınızı masaya yatırın. Bencillik, hırslar, yönetme arzusu, sahiplenme duygusu ve kaygılar, korkular aşk için yok edilmesi gereken unsurlardır. Yok edin. Kimlik kusurlarınızı tespit edip, yok sayın. Zihnin fişini çekin ve şuna inanın. Benim ruh ikizim dediğim bendeki benlere uyan bir aşk bedeni var ve o da beni bekliyor. Doğru zaman şimdi. Hazırım. Tanrı’ nın insan için bahşettiği aşkı limitsizlikte yaşamaya hazırım. Geçekliğimi zihnin zindanlarından çıkartıp ruhumla yaşamak için hazırım. Cesurum ve korkmuyorum. Kabul ediyorum. Zamanı geldi.

Hadi gel limitlerin olmadığı bir yerlerde buluşalım. Ben aşka inanıyorum ve en doğru şekilde yaşamak için hazırım. Ya sen?

 

Kategori: GENEL

Yazar:

Yunanistan kökenli bir ailenin mensubu olarak 1976 da İstanbul’da doğdum. Gazeteci bir baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin çocuğu olma münasebetiyle Anadolu’nun bir çok ilinde eğitim aldım.

Yorum (4)

Trackback URL | Comments RSS Feed

  1. BİRKAN dedi ki:

    Bu yazınızın ana fikrine yabancı sayılmam artık. En son Beni Seveceksin’ i okudum ama yorum yazmadım zira daha önceki kitabınıza, AhSen, yazdığım yorum denetim karantinasında canı fena halde sıkılmış bir halde bekliyor. Tomris hayli uğraştırmış sizi anlaşılan.
    Yaratılmış olması veya insan dünyasındaki, kastedilen maddi dünya değil yalnızca, karmaşık süreçlerin düşe kalka vardığı sonuçların adlandırılması olarak bir “durum” olması ikilemi bir yana aşkı tarif edişiniz, insansal olanı en yalın biçimiyle önümüze koymanız ve çıkış tabelasına o güzel çağrışımların o en damıtık kelimesini yazmanız sizi benzersiz yaptı benim okuma ve düşünme dağarcığımda.
    Bunun için kocaman teşekkürler.
    Siz cennetteki meyveyi incir yaprağını bile bulamama riskini göze alarak teklifsiz ve kompleksiz olarak samimi inancınızdan oluşan altın tabakta sunarken okuyucunuzun duyacağı heyecanı eminim yazarken bile hissediyor ve kışkırtıcı büyünüzün vanasını daha da fazla açıyorsunuz.
    Aşk için yok edilmesi gereken kusur veya defoları sıralarken okuyucuda yarattığınız geçmişe yönelik pişmanlık dağlarının yazının sonuna doğru irtifa kaybettiğini gördükçe kişi kendini size daha yakın hissediyor ve sanki aradığı sırdaşını bulmuş gibi sevinç okyanusuna dalıveriyor aniden, boğulma riskini de göze alarak…
    Aşkı zekadan yalıtık, kara bir hastalık gibi yıllarca farklı sürümlerle bize sunan yerleşik eğitim sistemlerinin özlü ifadelerle eleştirisini yaparken aslında aşkın ütopik değil ve fakat tamamen elle tutulur, yürekle okunur, akılla sevilir insani hususiyetlerin yeşerdiği bahçede açabilecek ama sadece onu isteyenler tarafından görülüp değerlenebilecek bir çiçek olduğunu da vurguluyorsunuz.
    Zamana da işaret ediyorsunuz: Şimdi, hemen..
    Bir kez idrak ettikten sonra beklemek zaten ölüm olacağına göre size katılıyorum.
    Aşklı hiçlik aşksız ölümden evladır.
    Gerisi boş bir rüyadır.
    Sevgilerimle…

    • Nazan Arısoy dedi ki:

      Merhaba,

      Diğer yorumlarınızı bugün cevaplayabildim. Kusura bakmayın. Evet Tomris beni zorladı. Çok ders çalışmama gerekti çünkü gerçekte yaşamış 4 kişiyi anlattım. Yalansız, sahtelik katmadan ve tarafsız yorumla. Bu biraz zor ama benim için imkansız yok. Zorlanmayı severim. Şimdi Cemal Süreya yazıyorum Birkan Bey. Cemal Süreya’yı hiç tahmin etmediğiniz bir anlatımla okuyacaksınız. Bu tarz da benim ilk denediğim bir tarz. Umarım her şey yolunda gider. Tomris’çe bu ay sonunda avuçlarınızın arasına gelir.

      Sevgiler.

      • birkan dedi ki:

        Bekliyorum iki kitabınızı da.
        Demek Tomris’ te gezinirken Cemal Süreyya’ ya rastladınız. Harika!
        Umarım bu kesişme sonucunda çikacak ürün de harika olur.
        Hatta; başinda siz varsınız.
        Olacak!..

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: