Hoş değil…

8 Mayıs 2017 3 Yorum

 

Beyaz kayalıklara yaslanmış bir ormanın içinde, denizin gözlerine bakıp, çimlerin kokusunu içine çeken bir evde nihayet bulmalı hayatım. Eve adımımı atasıya kadar sırtıma yüklendiğim ne varsa bahçemin dışında kalmalı. Üzerime biçilip giydirilen kılıflarımın hepsinden soyunmalı ve çırıl çıplak girmeliyim evime. Arınmış, yenilenmiş ve yalın olarak. Soyunup ulu orta çıplaklığınla elimden tutup gelecek misin bahçeme, evime? Soyunabilecek misin? Şems’in Mevlana sınavı, Mevlana’nın Şems kimliği gibi bildiklerini unutup bomboşluğunla, hiçliğinle bana taşınacak mısın? Hiçliğimle sana taşındığımda bunu teslimiyetle kabul edecek misin?

Senden benim içimde yetişen parçalarının olmasına izin verecek misin? Sende yeşermeme, kök salmama, kökümden kopmadan yaşayabilmeme izin verecek misin? Aşk diyebilecek misin? Ey aşk, kabulümsün. Tenimden geçip gerçeğime yerleş aşk ve beni benlerimden sıyır at denebilir mi? Senden senin dışında hiç bir şey dileyemem. Rüzgarın, fırtınaya, yağmurun kara ve doluya dönüştüğü anlarda, soğuk içimize işlerken, bedenden içeri sızıp, zihinde dolaşan kara ve gri bulutlara rağmen olduğun gibi kalabilecek misin aşk? Çıkmazdan geri dönmek gibi terk edişler, vazgeçişler. Yeni bir çıkış aramak gibi işte. Vazgeçtiğinde yeni bir başlangıç tercihi için hazır olursun. Çıkış aramaktan vazgeçip, çıkmazın dibinde öylece kalabilecek misin?

Aşk çıkmazdır. Vardığın yerdir. Yeni bir yol aramazsın. Yolun sonudur. Kabul etmezsen eksilirsin. Aşktan eksiltirsin. Kendini kirletirsin. Doğadan alacakları var insanın. Ağaçtan, denizden, çiçekten, topraktan. Yenilenmek adına, kök salmak, kabullenmek adına milyonlarca öğreti doğada. Bakmak yeterli değil, baktığını anlayabilecek misin? dokunmak teninden bir geçiş hareketi değildir. dokunduğunu hissedebilecek misin? Duymak beynin komutlarıyla işitmek eylemi değildir yalnızca duyduğunu anlayabilecek misin? Kendi hayat dilince, benimle aynı lisanı konuşabilecek misin? Gidişi olan dönüşü olmayan bir yola çıkmaktır aşk.  Dönüp başka bir yol bulduğunu zannettiğinde anımsayacağın o anlar var ya işte onların üzerine işlemiştir aşk zerreciklerinin eşsiz kokusu. gidemezsin. dönüp devam edermiş gibi yaşarken dönmemişsindir. İşlemiştir gerçekliğine izleri ve sen silmek istemezsin. 

Gidişler başlangıç arayışının  nedenidir. Fiilen gidersin. Beden mekan değişikliği yapar. Zihin başka algılama işleri ile meşguldür ama kendinde kalan gizemli sırlar açığa çıktığında eksilenleri görürsün. Hoşça kalamıyor geride kalan bilirsin manasız bir kelime bu vedalarda fütursuzca dillerden dökülen. Hoş geldiysen gidişin hoş olmayacaktır ve bunu kalanlar sınıfı iyi bilir. Öylesine uğrayanlar için hoşçagit demeli de gitmişliği ile gidemeyenler için başka bir tanım lazım belkide. Her haliyle gidişler hoş değil işte. hoşça kal demeyeceğimi bile bile çıkmazın önünden ayrılmayı tercih etme. Gittiğin her yol seni başka bir çıkmaza getirip dururken zamanın seni kendine tekrarlattığına şahit olup üzülmeni, kayıplarınla eksilmeni istemiyorum.

Gitme…

 

 

Kategori: EDEBİYAT

Yazar:

Yunanistan kökenli bir ailenin mensubu olarak 1976 da İstanbul’da doğdum. Gazeteci bir baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin çocuğu olma münasebetiyle Anadolu’nun bir çok ilinde eğitim aldım.

Yorum (3)

Trackback URL | Comments RSS Feed

  1. BİRKAN dedi ki:

    Nazan Hanım. Bazı yazılarınız bir yazının ötesinde bir arınma seansı gibi. Okurken göstermekte olduğunuz fiile takılı buluyorum kendimi; ruhumu dezenfekte etmek istiyorum sanki. O haneye girmek giresim var!..
    Bu yazınız örneğin: Sanki sonsuzluğun yolunda yürüyormuşum gibi. Belki Nirvana’ya. Ya da; steril insana, aşka…
    “Senden benim içimde yetişen parçalarının olmasına izin verecek misin? Sende yeşermeme, kök salmama, kökümden kopmadan yaşayabilmeme izin verecek misin? Aşk diyebilecek misin?”
    Bu olasımıdır? Öyleyse eğer, bu dünya boyu kirlenmişliğe bulanmışlar için ne kadar olasıdır. “Gel” diyelim, hadi. Bize “gel” diyenlerimiz, diyenimiz olsun, hadi. “Gel” e bilecekmiyiz bakalım ne kadar gittiğimizin veya gidip gitmediğimizin daha farkında bile olmadan. Hem gitmiş olanlar gitmişmidir sahiden. Kalanlar bizdemi ki…Ne gideni ne kalanı, hoş değiller besbelli.Ne hoş gittiler, ne de hoş kalabildiler.
    Okuyucunuz için; kırk hamama kırk katırla taşınan kırk çuval sabunla başarılamayacak bedensel temizliği bir kaç paragrafta başarabiliyorsunuz. İçtenlik ve düşüncenizdeki samimi inancınızı satır aralarında aramaya gerek kalmadan anlamak ayrı bir yakınlık ve güvenin kapısını tıklıyor sanki.
    Çehov’ un dağ başında bir kulübede yapayalnız yaşama şansını kendine armağan etmiş ihtiyarı gibi.
    Arkamda sıra dağlar
    Önümde mavi deniz.
    Her son bir başlangıç. Her başlangıç bir sona yazgılı kendi devinimi içinde.Aşk nerede başlar, nerede biterdi cevapsız bir soruydu size kadar.
    Cevabı verdiniz: Orada, o evde…
    Selam ve saygılarımla.

    • Nazan Arısoy dedi ki:

      Her zamanki gibi lezzetli bir yorum olmuş. Muazzam teşekkürler. Çehov gibi bir dileğim var. Sırtım sıradağlar dolusu ormana, daima gözlerimin uyandığında da uyumadan önce de denize baktığı mutlu bir hayat diliyorum kendime. Sizin mutlu hayat tasviriniz ne ise sahip olmanızı dilerim.

      • birkan dedi ki:

        Ben de teşekkür ediyorum güzel dileğiniz için. Zaten yola girmiş ve hayli mesafe katetmişsiniz menzile doğru. Kitaplarınızdayım bu aralar. Zevkle, zaman zaman irkilerek okuyorum. Biçok sahne tanıdık. Bir cok olay sanki dün bir tanıdıgın başindan geçmiş ve ya bir uyarınız sanki okuyucunun tam beynine çakılam bi çivi gibi.
        Başarılı çalısmalarınızla ve sizin deyiminizle; anılarınıza daha bir çok “anı”eklemenizi diliyorum ben de.
        Selamlar…

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: