Artık…

12 Nisan 2017 4 Yorum

Adam: Kadında bir göz var. Hahama şehadet getirtir. Hoca ya da zemzemle rakı içirtir. Betimlemeler dahi betimleyemiyor varlığının beynimde işlediği mükemmelliği. Bir senle oluyorum, bir ben olamıyorum.

Kadın: Bir senle olamıyorum o kadar da senden gidememişken. Bir seni biliyorum hiç tanınmamış, bilinmemişken. Adam diyorum adam; kırgın, kızgın ve inançsız benim gibilere. Aşka küskün diyorum sonra ve ben aşktan başka bir dil bilmezken. Dokunur diyorum. Kimsenin dokunmadığı gibi dokunduğunu her bir zerrende hissettirir o kadar da hissettiğini inkar ederken. Aşk dedim, yok dedin. Sevgi dedi, çok ama ben de yok dedi ben onda kendimi kaybetmiş, hiç olmuşken. Şimdi kadının gözlerinin içinde başka bir çift göz onsuzluktan varken bir adam biliyorum hissettiğini fütursuzca farkında olmadan itiraf eden. Dünyaya biri geç kalmış biri de erken iki eş ruh biliyorum; kırgınlıkları, matematiksel hesapları, inançsızlıklarıyla birbirini tüketen.

Adam: Bir sevgilin var artık sanırım.  Artık kelimesi ile anılması bana acı gelen. 

Kadın: Sevdiğim sevgilim olamadı diye daha çok sevilen bir sevgilim var artık ve sonsuzluğa doğru hayatıma eşlik eden.

Adam: Sevindim adına.

Kadın: Sevindin. Sevindiğine sevindim bende o zaman artık.

Adam: Hayatın için bir karar, bir adım. Sevinirim elbet. Adımında elini tutamamış olmama rağmen. Bu da benim ayıbım olsun. Bir kadını olduğu gibi kabullenip olduğun gibi sevemezsen, kendini olduğu gibi başka bir sevene teslim eder ve sen karşıdan sızlayarak izlersin. Sızlıyorum.

Kadın: Umarım sende kırgınlıklarını, kinini, inançsızlıklarını unutur yeniden sevmeye karar verirsin.

Adam: Kararla olmuyor elbet. Sözün bittiği yerdeyim.

Kadın: Çok fazla imkansızlaştıracak nokta olması uzaklaştırdı bizi işte. Sen sevmeye hazır değilsin, daha doğrusu yeniden sevebileceğini kendine itiraf etmeye belkide. Seveceğinin, ben olmaması için kendince bir sürü bahanelerin vardır elbet. Haklısın. İlk kez, belkide gerçekten koşulsuz ve yalın sevildin bunu bil yeter. 

Adam: O kadar uzak görüyorum ki kendimi sevmeye. Belki de zaman hesabı, insan kusuru, yanlış çukurunda debelenme benimkisi ama sevemem. Sevebildiğimi unutmak istiyorum ben. Belki de tam zamanıydı sevmenin ama zaman seni de alıp götürdü benden. Umarım çok sevilirsin. Benim seni sevdiğimi kendime kabul ettiremediğim kadar limitsiz sevilirsin kadın. 

Kadın: Umarım sende koşulsuz ve tam bir teslimiyetle sevilir, seversin. Yaralarını unutursun. Açtığın yaraları yok saymakta bu kadar üstatken nasıl oluyor da kendininkini unutamıyorsun, anlamıyorum. 

Adam: Bu bir veda konuşması mı artık.

Kadın: Birbirimize dokunamayacağımız, anımsamayacağımız, yok sayacağımız, aklımıza gelen planların hayallerin içinde isimlerimizi anmayacağımız bir hayatın başlangıç konuşması bu artık. Her veda bir başlangıçtır. Dinlediğimiz şarkıların içindeki gizli özneyiz artık. Duvardaki bir tablonun hatırasını oluşturan figürüz. Kokumuzun geçtiği mekanların yabancısıyız. İkimiz için hiç bir şeyiz artık.

Adam: Artıklarınla yeniden sevebildiğimi anlayıp ve maalesef bunu sana bahşetmem için geç kaldığımı düşünmek çok yersiz artık.

Kadın: Çok geç artık

“Aşk bu mektuplar sana” kitabımdan küçük bir hediye…

Artık ile anılan cümlelere malzeme etmeyin artık şu aşkı, sevgiyi arkadaş. Gecikmeyin, es geçmeyin, sahiplenin, teslim olun, kabullenin. Korkudan titriyor ruhunuz incineceksiniz diye. İncinin, sürüklenin, hırpalanın ama bir yaşayın. Yaşadım diyebilin. İnsan için değil mi bütün duygular? Kederde, hüzünde, neşe de mutlulukta insan içinse eğer yaşayacağız. Yaşadık diyebilmek için yaşayacağız. Varoluşumuzu inkar etmemek için yaşayacağız.

Hissettiklerinizle yaşattıklarınızın, yaşadıklarınızın paralel olmaması sahtecilikten başka bir şey değildir de, nedir? Tüm gerçekliğinizle an da yakalayın ve kuşatın aşkı. aşk kaçarsa bir kere küskünlüğü ile yeniden ruhunuzda hissetmek için bir hayat sonrasını bekleyebilirsiniz. Ya aşkta kalırsınız ya da aşksız. Tercih sizin.

 

 

Kategori: EDEBİYAT

Yazar:

Yunanistan kökenli bir ailenin mensubu olarak 1976 da İstanbul’da doğdum. Gazeteci bir baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin çocuğu olma münasebetiyle Anadolu’nun bir çok ilinde eğitim aldım.

Yorum (4)

Trackback URL | Comments RSS Feed

  1. Coskun dedi ki:

    Her satırları süslenmiş bir fino köpeği gibi.yapmacik vs vs

    • Nazan Arısoy dedi ki:

      Gerçeklikle karşılaşmayan görmezden gelenler için böyle his dolu cümleler yalan gelir. Sizi anlıyorum. Umarım bir gün gerçekten yalın ve temiz sevilir, seversiniz. fino köpekleri yapmacık değildir bu arada. Tanrı’nın yarattığı en sevimli köpeklerdendir ve gerçektir. sizin gerçek, sahte kavramlarınız karışmış. Üzücü.

  2. Coskun dedi ki:

    Kimi kimin yarattığını biliyoruz bayan.Fino”doğal hali ile güzel”bazen kurdele falan süs…..
    Bu şeye benziyor eline kalem alan trilyonlarca Türk (sözde yazar) insanın,600 sayfalık kitabının 300 sayfasını ağaç,ın rengini anlatma çabasına.Bana yazınız çok soğuk ve süslenerek özene büzene yazıldığı.
    Tabi şeyde var,işinize gelmiyorsa okumayin. Orda haklısınız.

    • Nazan Arısoy dedi ki:

      Haklı olabilirsiniz. Teşekkür ederim eleştiriniz için. Belki de bu edebi anlatım sizin tarzınıza uymuyordur. Blogda birbirinden farklı yazılarım var. Yine de sevmezseniz bu sizin tercihiniz. İşinize gelirse mantığı ile edebiyat yapmıyorum. Yazıyı tekrar gözden geçireceğim. Teşekkürler.

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: