Kendini bul ve kendine eşlik et…

27 Mart 2017 0 Yorum

Kimim ben? Kimin nesiyim? Beni nasıl tanımlıyor bana benzeyen, benim gibi benler? Kimin hayatını yaşıyorum? Kimin biçtiği hayat kaftanı üzerimde? Hayatım bir narsa, içindeki tanelerden kaç tanesi ben? Nelerden oluşuyorum? Kin, hırs, öfke, savaşma arzusu, şiddet eğilimi denilen tanımları benim benliğime kim yükledi? Ben mi tercih ettim acaba? Peki ya bu içi içine sığmaz diye tanımlanan neşeli, keyifli, eğlenceli hallerim kimin eseri? Başıma gelen her iyiliğin olmadığı kötü olayların mimarı başka ruhların hapsolduğu bedenler mi yoksa benim içimdeki benlerin işgüzarlığı, ukalalığı, iyilikten uzaklaşması mı sebep? Kim için ben kötü diye anılıyorum? Kim benim için iyi diyor ve neden? Bu hayat benim mi? Başkasının hayatının dekoru muyum ben? 

Hayatımın ne kadarı benim? Usül öyle diye mi her iş görüşmesinde koyu renk takım giyer insanlar ya da her partide albenisi olan cıvıl cıvıl elbiseler? Kim koydu bu kuralları ve ben niye hepsine uymak zorundayım? Önce büyükler konuşur, büyükler dinlenir, büyüklere saygı gösterilir diye büyütüldüğümüz çocukluğumuzun içinde ne kadar çocuk olabildik ve hala ne kadar çocuk saflığı barındırır ruhumuz, zihnimiz? Her şeyin en iyisini bilen Sayın Elalem Cumhurbaşkanı kim? ‘Elalem ne der?’ diye başlayan soruların muhatabı nerede?

Ne istiyorum bugün ve sonraki tüm güneş aydınlatmalarının, ay pırıltısının yansıttığı yakamozlu günlerde ben ne istiyorum diye sordun mu durup dururken kendine? Sor. Sormazsan başkalarının cevabına dekor olmaya devam edeceksin.

İste. İstemekle başlıyor her şey. Kendin için, sendeki senler için iste. Başkalarındaki benlere hizmet etmek yerine, sen kendin için iste ve eşlik et kendi hayatına. Kimseyi kendi hayatına dekor etme. Sahiplenme. Değiştirme hayali kurma. Sahiplenilme ve değişme. Olduğun gibi olabildiğinle eşlik et hayata. Olduğundan farklı olanla zıt yönlere gitmen gerektiğini unutmadan ilerle.

İnsan, kimliğinin ne olduğunun bir önemi olmadığını anladığında, yaşamaya başlayacak gerçekten. Gerçek ile yüzleşince hayat var diyecek ve yaşayacak işte. Olması gerekenler, yapılması mecburlar hayati bir önem taşımıyorsa olmamalı belkide. Yaşamak için çalışmalıyız. Candan olan canlara sahip çıkmalıyız onlar kendilerine sahip çıkasıya kadar şüphesiz ama illaki yaşamalıyız da.

Kendi olmazlarımızla, olurlarımızla nefes almalıyız. Başkasının elinde tuttuğu bir havadan faydalanabilme inancıyla  okyanusun derinlerinde yaşamayı umut etmek ahmaklık değil mi? Öyleyse beklememeli, beklentiyle bekletmemeli, sabırlı olmakla çıkarcı olmayı karıştırmamalı insan.

Her zaman kendinden başka bir zihnin, içindeki benleri anlamasını ve o benlere göre yaşamasını beklemek çıkarcılık değil de nedir? Bencillik, çıkarcılık kardeşliğinin yaşantıları esir almasından dolayı kimseye huzur gelmez oldu. Farkında mısınız?

En kıymetlilerinizi yitiriyorsunuz ve görmezden geliyorsunuz. Hırstan tetiklenen tüm sinirleriniz yıpranıyor ve yaratılan varlığınızın beden denilen kısmına zarar veriyorsunuz. Ruhunuzu da kirletince gerçeğinizin yaşayacağı temiz bir alan bırakmıyorsunuz. Topraksız çürütüyorsunuz insanlığınızı. Bunları yaparken zamanı yitiriyorsunuz. Haşerelere hakaret gibi sayılır insan kusurlarınızla hayatı kirletiyorsunuz.

İyi olmayı deneyin ki kötülükler yok olsun. İyi olanı görün ki görüntü kirliliği olmasın. ‘Güzel baktıkça güzel görür insan’ derler ya işte tam da bu hisle olduğu gibi tüm gerçekliği ile güzelleştirin hayatınızı.

Yaşa be insan yaşa! Dünyaya getiriliş nedenine hizmet etmek için yaşa. Varlığın için yaratılan her varlığı ya da var olanlar için yaratılmış olduğunu kabullenerek hayatı sindir. Bir kaç anlık süre sonra ne olacağını sadece hayal ettiğin bir hayatın içinde neyin derdindesin sen? Beden toprak olunca değeri anlaşılan hayatı önceden görmezden gelmek niye?  

İnsan hayatının kendine ait olduğunu ne zaman anlar biliyor musunuz? Başına beklenmedik iyiliksiz bir olay geldiğinde. Tökezlediğinde, yaralandığında. Kanarken, sızlarken, yanarken etrafında kimsenin olmadığı gördüğünde hayatının sadece kendine ait olduğunu anlarsın. Hep kalabalıksındır. Hep başka hayatların eşlik edenisindir ve yaşar sanırsın kendini. Birden bir hatayla, küçük bir hayat sakarlığıyla tökezleyip düşersin ve tutunamazsın ya yeniden ayağa kalkabilmek için, işte o zaman herkes sana senin hayatının olduğunu hatırlatır. ‘Bu senin hayatın, senin sorunun, senin tercihin, senin hatan’ derler ya işte o zaman sen hayatının sana ait olduğunu anlarsın. Başarırsan hayat senin değildir. Ben yetiştirdimcilerin, benim eserim, benim sayemdecilerin olur bir anda. İyi olanı sahiplenir insan. Kötü olanı terk eder. Kötü olanı yaşatır ama iyi olanı yaşamayı tercih eder.

Şimdi sor kendine hayatının ne kadarı senin? Sen kim gibisin? Kimsin? Kim olmalıydın? Kendini bul ve eşlik et kendi hayatına… 

Kategori: EDEBİYAT

Yazar:

Yunanistan kökenli bir ailenin mensubu olarak 1976 da İstanbul’da doğdum. Gazeteci bir baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin çocuğu olma münasebetiyle Anadolu’nun bir çok ilinde eğitim aldım.

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: