Elde var ben…

27 Şubat 2017 0 Yorum

Ölçüp, biçmek, hesap yapmak üzerine planlamadım hayatı. Gelen günün, kucağında getirdiklerine göre yaşıyorum. Kimi canımı yakıyor, kimi canımı alıyor, kimi de canıma can katıyor işte. Her gün iyi gitmiyor. İyi iyiyi kolay kolay bulmuyor, kötü kendine göre takılıp, etrafa bulaşıyor derken, sabah ve gece birbirini kovalıyor. Geliyor ve geçiyor hayat.

Fincanımın içinde saklanan umut, uykumu güzelleştiren düş, dudağımı şereflendiren bir gülüş bile mutlu ediyor hayat. Çiçek ekme mevsimim geldi bu aralar. Yanımı şenlendiren dosttan hediye minicik pembe çiçekli saksı sesleniyor sabahları. “Bak bana, bende hayatın manasını bulacaksın. Bir tarafım solup kururken, diğer tarafımdan  yeşeriyorum yeniden inatla.” Gözlerim parlıyor çiçekle yüz yüze gelince. Şuncacık çiçek kadar kuvvetli olamayacak mıyım diyorum. Aynı kökten kaç renk açıyor üstelik. Hayata tek bir dalla tutunmak ne kadar da yanlışmış dedirtiyor bana. Her rengi içinde barındırır insan sadece kullanmak için birini seçer. Oysa hayat tüm renklerini sunar insana. 

Geçmişteki kurbanlık tercihleri yüzünden üzerimize yapışan lekeler var. Herkes ayrı ayrı lekeli değil mi? Kusursuzluk yalnızca ilahi kudretin erişebileceği bir makamsa, güvensizlik gereksiz bir tercih olmaz mı?

Mühür kalkar bu saatten sonra. Kırdım kilitlerini. Canımın kırılmasından da, ruhumun tutuşmasından da korkmuyorum artık. Eklenenler çıkınca el de kalan ben ile mutluyum zaten. İnsan kusurlarımla yaşadığımı hissediyorum. Her an aynı akışıyla ilerlese, robottan ne farkım olacak?

Defterin yaprakları bir bir doluyor. Geçmişle mişlerle doldu tüm sayfalar, ecek li eklerle yenileri yazılacak şüphesiz ve ben yeni yazacaklarımı en güzel en mükemmel en mutlu eder kelimelerle kurduğum cümlelerden seçiyorum. Yaşamak istediğim yerde yaşayabilmek için özenli planlarım ve hayallerim var, geçmişe bulaşmadan kurup yaşayacağım. Dilemek yerine, gerçekleştirmeyi hedefliyorum.

Deniz kıyısında, etek uçlarım ıslanıp bileklerime kadar kuma gömüldüğüm sabahlar yaşayacağım dediysem yaşamalıyım artık. Bahçem de okumalı, yazmalı, çizmeliyim. Özenerek sofralar kurmalıyım sevenlerime ve keyifli şarkılar söylemeliyim hayat dair. Aklı belinden yukarıda işleyen, ruhu edebiyata, sakalı şiire karışık bir can olmalı canım kadar candan ve daima ben de kendini yaşayan. Kendimi unutturacak aşk olmalı bana, hiç olmalıyım onunla ve yeniden yaşamı hissetmeliyim artık. Gözü gözüme  dokunduğunda, varlığı için  şükür etmeliyim yaratana.

Bir adam şiir kokulu, huzur kökleri olan, sakinliği hissettirecek bir kadında kaybolmalı. Belki gözünde, belki teninde, belki de sözünde, sazında ama kaybolmalı hesapsızca. Aşk olmalı. Kendini yaşarken bir yaşayabilmeli iki aşk.

Sabah nasıl uyanacağımızı, geceye kavuşup kavuşmayacağımızı bilmiyorsak, hayatı koklaya koklaya, yudumlaya yudumlaya yaşamalı, kana kana mutluluğu içmeliyiz her zaman.

Zihnin sözleriyle değil de, gerçekliğin özü ile aşka bulaşmışlığın tadına bakmalı. Tüm kimliklerden soyunabilirsen ve soyunmuş çıplak bir ruhu tanırsan en doğru an odur işte. Tut ve anlat yalınlığını. Yalınlıkla dinle ve o ne isterse ona göre yaşa aşkını. Bedenler yakın mı olur uzak mı, başka bir bedene tutsak mı, senin bedeninle yaşayacak mı yaşamayacak mı düşünmeden korkmadan tüm cesaretinle anlat aşklığını. Benim olmalı demediğin aşk senindir. Aşk da ben olmaz ki, senin olsun.

Eksilenlerden eksilme, elde kalan sen ile aşk ol, ruhun huzura doysun… 

Kategori: EDEBİYAT

Yazar:

Yunanistan kökenli bir ailenin mensubu olarak 1976 da İstanbul’da doğdum. Gazeteci bir baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin çocuğu olma münasebetiyle Anadolu’nun bir çok ilinde eğitim aldım.

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: