Alevin içinde buz…

28 Ocak 2017 0 Yorum

Korkulu, kimsesiz, karanlık ve bol hayali gölgeli bir gecede ıssızlığını kokluyorum hayatın. Issızlık, onca kalabalığın içinde yalnızlık denilen sensizlik işte iliklerime kadar hissettiğim. Derin bir sarhoşluk kokusu üzerimde. Alkole bulaşmayan zihin sarhoşluğu benimkisi. Bahara hasret ve inadına açma arzusunda yeniden ruhum onca üzerine örtülü karanlık, kalın, umut kırgınlığından dikilmiş battaniyelerinin altından yeniden illa ki doğmak istiyor.

Harf yok, hece yok, tarifi yok aşkın imkansızlığını anlatan. Varlığı da yokluğu kadar zarar ziyan işte. 

Soğuk. Üşüyorum. Üşümek, güneşin içinde sensizlik demek. Alevin içinde buza kesmek. Suskunlukla şen kahkahalar atarken sanki bir his yokmuş gibi, rol kesmek bu. Hem de tüm ödülleri toplayabilecek kadar en başarılısından oynuyorum bu oyunu.

Senden zerrelerle tane tane işlenmiş bir kolyedir aşk benim için. Boynumda tenime değen bir vebal gibi yerleşti bu kolye. Bende kalsa, kimi zaman uyumsuz, kimi zaman huzursuzluk verir, çıkarsam eksiklik, acizlik ve derin bir sızı. Unutulmak istenerek hatırlananlar listesine adını yazdırır hiç düşünmeden. İşte tam da unutmak istedikçe hatırlanan kimliklerin kalabalığındayım yine.

Ellerimi cebimle kandırmaya başladığımdan beri, yüreğimi de ben böyle iyiyimlerle avutur oldum. Ne gelen geliyor gerçekten, ne de giden gitmiş gibi oluyor kalan. Uzun uzun yazarak anlattıklarımı yaşamak bu kadar imkansız olmamalı belki de. Sana benzeyen, benzetilen tüm doğa varlıklarından daha mükemmel yapan nedir seni?

Tanıdıklığınla yabancılanman ne garip. Yıllardır tanırmış gibiyken, bu denli tanınmaz halde olduğunu bilmek ne anlamsız şimdi. Teninde kaybolma değil, sen de sen olabilmeyi arzulamış ve sahip olmuştum. Bende seni yaşatmak için uğraşmadım bile. Sözlere, eminliğe ve güvene ihtiyaç olmadan sendeyim.

Bende beni benden kovduğundan beri, sen olmanın keyfindeyim. Duyduğum en eşsiz tını senin ve gördüğüm en manalı gözler ki derinden daha derin. O koku ve kokladıkça muazzam baş dönmesini eşlik eden avarelik hissi ile doluyorsun bütün hücrelerime. Yaşam kökü gibisin, dalıyla, yaprağıyla, meyvesiyle, tomurcuğuyla, tohumuyla benden doğan ne muazzam, ne görkemli bir varlıksın ey aşk.

Gitme. Kendinden vazgeçirtme beni. Vazgeçmek ölmek ile ikiz kardeşmiş meğer. Bizi terk etme. Öldürme…

 

Kategori: EDEBİYAT

Yazar:

Yunanistan kökenli bir ailenin mensubu olarak 1976 da İstanbul’da doğdum. Gazeteci bir baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin çocuğu olma münasebetiyle Anadolu’nun bir çok ilinde eğitim aldım.

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: