Dur bir dakika…

26 Eylül 2016 0 Yorum

fb_ımg_1456719138843.jpg.jpgNefes al. Soyun. Bedenini izle. Çıplak tabanlarını değişik zeminlerde gezdir. Halıya, parkeye, mermer zemine, kanepeye, yatağına ve hatta bir battaniyeye bastıktan sonra suya dokun. Su el değmemiş saf olandır. Dokunan tabanının hisleri arasındaki farklılıkları hisset. Ellerine ve kollarına bak. İki kolunu sırtına çevirip bağla. Çıplak bedeninde kollarının olmadığını düşün. Hisset. Bir şeyi almak iste ve kolların yokmuş, ellerin yokmuş gibi hisset. Sonra sımsıkı gözlerini yum. Kendini gözlerin kapalıyken görmek iste ve göremediğini hisset. Bacaklarını birbirine bağla sıkıca ya da iyice bitiştir. Adım atmak isteyip de bacaklarının olmadığını hisset.

Dolgun ya da ince dudaklarını iyice sıkıştır. Konuşmak iste ama dudaklarının olmadığını hisset. Eline bir havlu al. Havluyu ensenden geçirip iki kulağını da sıkıca havlu ile kapat. Şarkı söyle, duymaya çalış ve duyamadığını ya da az duyduğunu hisset. Sonra en sevdiklerinin seni göremediğini hayal et. Görmediklerini duymadıklarını ama onlara kendini göstermek çabasında, başarısız olduğunu hisset. Etrafındaki herkesin kör ve sağır olduğunu düşün. Senin varlığının bedeninin ne kadar önemi kalır sana bakan, dinleyen, duyan, anlayan olmasa bir hisset.

Herkesin sağır olduğu yerde avaz avaz şarkı söylemenin kime faydası var. En şık elbisenle muazzam bir gösteri yaptığın hayat sahnende körler ile yaşamak sana ne kazandıracak düşün. Bir an için düşün. Herkes kör, sağır, kolları ve elleri olmadığı gibi bacaklar da işlevsiz. Sarılmaktan, sevdiğini göstermekten ve söylemekten çekindiğin  bu dünyanın tam tersinde yaşadığını düşün. Duyulmuyor, görülmüyor, dokunulmuyor ve anlaşılmıyor olduğunu düşün ya da yer yüzünde tek başına kaldığını. 17679_1

Tabiat ananın kucağında yalnız olmayı hisset. Gidecek bir yolun, evin, yurdun, bir dileğin olmadan yaşadığını düşün. Varsın ama sadece kendin için varlığının bir anlamı olduğu bir dünyada yapayalnız olduğunu düşün. İşe gitmek zorunda değilsin, rekabet durumu yok, hırs yok, amaç yok, istek yok. bunların olmayışı kulağa hoş gelse de tek olmakla olmayan bu durumların yoksunluğu, amaçsızlık sana ne hissettirecek bir düşün.

Bedeninin bütünlüğüne ve işlevselliğine teşekkür etmekten başlayacağımız bir gün ile, varlığımızın yaşadığını hissettiği, iyi veya kötü diye ayırmadan görülebilir, duyulabilir, dokunulabilir, anlaşılabilir olduğumuz miyadımızın içinde var olanların varlığı için teşekkür et. Acı çektirene teşekkür et. Evet teşekkür et ki yaşadığını hissettiriyor sana. Yaşam yalnızca kahkahalar, eğlence, huzur, mutluluk, neşe ile dolu gibi görünmese de neredeyse tamamını böyle yaşamak isteriz. Bütün bu saydıklarımıza ulaşacağımız yollarda arada sırada sendelemek, yaralanmak, can acısını hissetmek elde ettiklerimizi değerli kılmaz mı?

Hisset. Soyun. Bedeninin içindeki ruhuna kadar soyun. Zihnin kasvetli kılıfını bir süre de olsa çıkart yerinden. Dinle. Kalbinin atışı ile hissettiğin yaşam içerisinde etiketlemeden, yargılamadan, kendince yorumlamadan, kendine benzemesini beklemeden hatta hiç bir şey beklemeden nötr olarak bir başka insanı incele. Seninle aynı hisleri hissettiğini anla. Yaşayışlarınızın başka olması, onun da senin gibi, ağladığı, güldüğü, kederlendiği, başardığı, hissettiği gerçeğini değiştirmez. Sırf senin güldüklerine gülmüyor, senin acılarını anlamıyor, senin gibi sevmiyor diye bütün bunları hissetmiyor diyemeyiz. Sen romantik bir filmdeki iki replik ile ağlayabiliyorken, o bir başarı öyküsünden etkilenip ağlayabilir değil mi? Bak. İkinizde ağlayabiliyorsunuz işte. İnsanlık özellikleri hepimiz için eşit. Bu özellikleri kullanma, uygulama şekillerimizin farklı olması bizi cinsiyetler ırklar olarak ayırmamalı.

İnsanı insan olarak hisset. Sınıflama, etiketleme, yargılama, kendinden kopyalar yarattığın çevrende sırf senden farklı diye kimseyi yok sayma.

Hisset. Terk edilmeyi hisset ki terk etme. Hisset. Mutlu olmayı hisset ki mutlu et. Sadece hayata kuş bakışı bakma, içine dal. Kendi uçsuz bucaksız zihin gökyüzünde ruhunun özgürlüğü ile huzura kavuşmak istiyorsan başka yaratılanların gökyüzünü yok sayma yeter…

Kategori: EDEBİYAT

Yazar:

Yunanistan kökenli bir ailenin mensubu olarak 1976 da İstanbul’da doğdum. Gazeteci bir baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin çocuğu olma münasebetiyle Anadolu’nun bir çok ilinde eğitim aldım.

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: