Hadi gelin…

2 Mart 2016 0 Yorum

image

“Sor kendine… Senin doğrun ne? Kimin doğrularını kabul edip yaşamına aktardın? Huzursuzluğunun sebebi ne? Neyi bekliyorsun? Yüzünü ekşitip baktığın aynadaki görüntüdeki bedenin içindeki kim? Hangi kimliğe göre, ne yaşatıyorsun kendine? ”

Sordum. Cevaplarımı biliyorum. Ne istediğimi de. Pencereden baktığımda gördüğüm insan koşuşturmaları, yeni açan bahar dalları, kedilerin cilveleşmesi, vızır vızır yetişmeye çalışan arabalar, köşe başından evime kadar gelmeyi başaran simit kokusu ve yine her zamanki gibi beni selamlayan martılarım size de günaydın.

Günaydın gece gözlü miniğim, günaydın mavi kızım, günaydın uğur böceğim, günaydın canımdan parçam Can’ım, kader arkadaşım.

Bir yolu hep vardır. Yol dediğin uçsuz bucaksız sarmaz mı şu koskoca dünyayı? Çıkmaz gibi görünse de bir yolu vardır çaresizlik sandığımız o sokakların. Ruhumun kıymetlendirdiği değerli bir dostumun şahane cümlesi gibi “Biri gelir ve hikaye başlar.” Evet. İyi ya da kötü hiç farketmeksizin biri geldi ve hikaye başladı. Rutine dur deme vakti şimdi. Hayat denilen yol üzerinde elbet o yolu farklılaştıracak bir şeyler olmalı. Bir an geliyor ve artık olduğunun dışında yol alıveriyorsun. Yolunu değiştiriyorsun.

1417373338

Silinecekler, eklenecekler, askıda bekletilecekler herkes yerli yerinde artık. Hadlerini de yerlerini de yurtlarını da öğrendiler. Geçmişe gömülen cenazeler gibi mahşer yeri hesaplaşması beklesinler bakalım.

Bir ucundan tutacağım umudun ve sımsıkı saklayacağım avucumda uçup gitmesin diye. Kar da güneş, güneş de deniz de benim. Neye ihtiyacım varsa hepsi benim. Benden kopan parçalarımla biriktirdim ben gücümü. Zayıf değilim, çelimsiz gibi görünsem de bir hamlede yıkar geçerim.

Tahmin edilemez insanların arasında tahmin edilemez olmayı, tahammülsüzlerin arasında sabırla donanmayı öğrendim. Kimseye sığınmadım, sığınmam da. Sığınılacak bütün limanların sahibi benim. Kenarımda kıyımda kumda oynasın çocuklar, serinlesinler suyumda, zevklendikçe mutlu olsun insanlar diye varım. Ben Denizim. Dünyayı çepeçevre tüm şefkatimle sarar, gerektiğinde içime çeker yok ederim.

Dokundu. Umutlarıma, yaralarıma dokundu birileri. Canımı yaktı, kanattı. Beklenmedik yerden yara alınca insan şaşkınlığı ile şuursuz kalır ya. Önce dondurdu yaramı kanatan elleri ve sonra parmağını çektiğinde altından fışkıran kanım gibi yeniden güçlendirdi beni.

17679_1

Toprağı yırtan bir filiz gibi gittikçe daha güçlü gelişiyorum. Dallarım, yapraklarımla koca bir çınar oldum şimdi. Etrafımda dört yapraklı yoncalar. Kemirgenleri birbirinin üzerine saldım şimdi. Yabani otları temizledim. Bahçem rengarenk çiçeklerle doldu. Mis gibi evim ocağım. Sevsinler diye sevdiklerim hayatlarını, içine umut, huzur serpmek benim görevim. Görev aşkı ile yanıp tutuşan benliğimle uzakları yakın, olmazları olur edeceğim. Bilinen savaşçıların en mühimleri yaşar benim ruhumda. Cesaretimden doldurdum bütün silahlarımı ve inancımla biledim kılıcımı kalkansız bekliyorum.

Hadi gelin…

 

Kategori: GENEL

Yazar:

Yunanistan kökenli bir ailenin mensubu olarak 1976 da İstanbul’da doğdum. Gazeteci bir baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin çocuğu olma münasebetiyle Anadolu’nun bir çok ilinde eğitim aldım.

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: