Çok şey istiyorum.

17 Şubat 2016 2 Yorum

fb_ımg_1455411028540.jpg.jpg

Çok şey istiyorum. Kendim için, kendi köklerim, dallarım, çiçeklerim, toprak komşuluğum olan, dallarıma dokunan gövdeme sarılan, benimle benden olan ve içinde yaşadığımız, uçsuz bucaksız dünya için çok isteklerim var doğrusu.

En önce herkesin sağlıklı olmasını istiyorum, olamasa da olabilmek için önlemler alsın, kendine baksın, en uygun şekli ile yaşasın istiyorum. Sonra huzur diliyorum hepimize. İnsanların kendisi de dahil kimsenin huzurunu bozmadan, kendi iç huzurunu barındırmasını, korumasını, kollamasın istiyorum.

Kimse kimsenin hayatına müdahale etmesin, istenirse öneride bulunabilsin ve lütfen bilmediği konularda biliyormuş gibi görünmeye çalışmadan, bilmediğini beyan edip, kafa karıştırmasın istiyorum.

İnsanların azgın boğalar gibi tüketim toplumu olmadan, makul ve edindikleri ile mutlu yaşamayı bilmesini, özentiliğe esir edilmeden elindekilerle yetinmesini, başkalarının sahip olduklarına iç geçirmemesini, hırs yapıp düşmanlık beslememesini istiyorum.

Dünya üzerinde nelere odaklanıp kim bilir neleri es geçiyoruz. Ders de almıyoruz.

Sıcak bir yaz gününde, çiçek satan minik bir çocuk ile karşılaştım.Çocuk sanırım 8 ya da 9 yaşında. Altındaki pantolon kalçasından düşmüş, ayakları üstü başı kirden pastan gerçek tonunu yitirmiş, konuşmaları, hareketleri ile cüssesi örtüşmeyen bir çocuktu.

Karşılaşmadan birkaç dakika önce su almıştım büfeden. Hava bunaltacak kadar sıcaktı. Susuzluğumu giderip soluklanmak için leş gibi bir taşın üzerine çöktüm dinleniyordum.Bu bahsi geçen veledin yanında beş altı yaşlarında, hayatının hiç farkında olmadan belkide umursamadan dolu dolu kahkaha atan minik bir kız çocuğu vardı ve bir de ablaları.

Aralarında konuşurlarken birbirlerine hem kızıyorlar hem de gülüşüyorlardı. Bizim cüssesiz delikanlı, elimdeki suyu gördü. Gayet kendinden emin yanıma geldi ve suyumu istedi. Tereddüt etmeden verdim.Su şişesini aldı içti demeyi çok isterdim ama hayır aldı ve ayaklarını yıkadı suyla. Hatta suyu çocuğa verdiğim için yanımdakiler tarafından eleştirilen de ben oldum ama anlaşılmayan durum şuydu. Çocuk ihtiyacı olanı ne şekilde kullanırsa kullansın, kendinde oluşturduğu  isteme rahatlığı ile geldi ve aldı. İşini de halletti doğrusu. Anne korumacılığı ile altındaki pantolonu düzeltmesini söyledim “Boşver gözüksün sıkıntı yok” cevabı aldım.

Bu çocukları bu hale getiren, bu sonu nereye gideceği belli olmayan hal ve hareketleri kodlayan aileye ne denir bilemedim. Ailesine o kadar kızdım ki hızlıca ortamdan uzaklaşmak istedim.

Bu çocuklar doğması çok istendiği için de doğmamıştır üstelik. Bedensel isteklerin, kontrolsüz arzunun mahsulleri oldukları çok belli. İnsan çok dilediği bir çocuğa sokakta bir hayatı layık görmez sanırım. Ne kadar az imkânlar ile yaşasa da kıyamaz diye düşünüyorum. Yaşamadığımız için anlamayabilirim elbette ama zor hayata mecbur edilen bu çocukların hayatla ilgili nasıl hırsları olur tahmin ediyorum.

Derdim bugün bu saçma sapan şekillerde dünyaya bir insanı daha kurban eden cahil aileler değil. Bu sadece kontrolsüz arzu modeline örnekleme. İnsan olarak hep daha fazlasına odaklıyız aslında. Avlanmayı keşfettikten sonra, çiğ yemeyelim demiş, ateşi bulmuşuz. Tekerlekti, barınaktı derken ihtiyaç ihtiyacı doğurmuş bugüne gelmişiz.

Herkes düşünemediği kadar imkâna sahip olmayı hayal edebilir. Düşünemediği kadar diyorum çünkü bugün düşünebildiğiniz hayal ettiğiniz bir varlık ardından başka bir şeye ihtiyaç sağlıyor.

Ucu birbirine bağlı ihtiyaç dünyasını yönlendiren başka bir unsur daha var aslında. Özenti toplum, onda var ben de niye olmasın, bundan var daha iyisi niye olmasın hastalığı.Yapacak bir şey yok. Hepimiz böyle yaşıyoruz artık. Teknolojinin en son çıkan modelini istiyoruz, daha iyi giyinmek, daha iyi yaşamak için ne gerekiyorsa elimizdekilerle ya da elimizde varmış gibi kandırıldığımız olmayan imkânlar ile yapıyoruz. Kandırılmayı da kendimiz istiyoruz. Gönüllüyüz yani.

Eski aileleri düşünelim. Çocuklar çivi, ip, gazoz kapağı ve benzeri nesnelerle oyun yaratırlardı kendilerine, teknoloji masrafı diye bir şey yoktu. Attalık cicilerimiz vardı hepimizin ve ayakkabılarımız gezmelik, sokakta oynamalık gibi ikiye ayrılırdı. Tek tip siyah önlük ve yaka ile giderdik okula, tek lüksümüz kokulu silgilerdi vallahi. Benim ıpad im seninkini döver gibi değildi. Özçekim çubuğumuz da yoktu, sene sonlarında en temiz halimizle öğretmenimiz ve okul müdürümüzün eşliğinde sınıf fotoğrafı çekilirdik.Yemekte, sporda, tatilde kavramlarını Ayşegül Hikâyeleri serisinden takip ederdik. Bilenler gülümsemişlerdir sanırım.

Toplu taşıma araçları kullanılırdı en çok. Bir evde üç araba olması için sanırım epey ensesi kalın olmak lazımdı. Şimdi mecburiyet kavramı ile herkes araba sahibi olmak istiyor. Evi buluyoruz, önce otopark varsa, sonra da kaç araba park etme hakkımız var diye soruyoruz.

Elde edilebilir imkânlar çoğaldıkça talep de aynı oranda çoğalıyor. Talep arttıkça rekabet ve daha neler neler. Ivır zıvır şeylere anlamsızca para harcamaya başlıyoruz. Eski ailelerin, mal mülk sahibi olması da daha kolaydı. Güncel toplum sahip olduklarından da mutlu değil ki? Hem ekmek aslanın artık ince bağırsağına inmiş diyoruz, hem de duruma uygun yaşayamıyoruz.

Bu yazdıklarımın anlattıklarımın her bir cümlesinde ben de varım. Aynı duygular içerisindeyiz. Değilmişim gibi anlatmaya çalışmıyorum. Sadece kendi adıma zaruri ihtiyaçlarımı karşılayıp, hayatın getirdiklerine çok da aldırmadan, zorla kendimi mutlu edecek kaçamaklar yaptırmak istiyorum kendime.

Huzurumu bozmak istemiyorum. Hırslar yüzünden keyfimden olmak istemiyorum. Olanla mutlu olmak derken, yettiği kadar da demek istemiyorum. Yetirmeye elde etmeye çalışalım elbette ama yetişmeyenler için dert edinmeyelim diyorum.

Yaşayacağınız günlerinizde ne keyif verecekse ona uygun yaşamanız dileği ile…

Kategori: GENEL

Yazar:

Yunanistan kökenli bir ailenin mensubu olarak 1976 da İstanbul’da doğdum. Gazeteci bir baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin çocuğu olma münasebetiyle Anadolu’nun bir çok ilinde eğitim aldım.

Yorum (2)

Trackback URL | Comments RSS Feed

  1. Keyifle okuyorum bu yazıları ???? kaleminize sağlık..

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: