“Zümrüt”

10 Şubat 2016 0 Yorum

1.Bölüm

0_7dbb0_4403f9c2_L

Güneş, göğe yükselirken, ışığı, camdan dışarı sarkıtılan sakız sardunyalarının en güzel yapraklarına dokunup, pencerenin perdesindeki dantellerin arasından sızarak, bal rengi saçlarını, bembeyaz yastıklara örtü yapmış Mezguaşe’ nin zümrüt gözlerini okşadı.

Işığın küçülttüğü gözlerinin önüne zarif parmaklarını siper eden Mezguaşe, zorlukla zümrütlerini sabaha açtı.

Annesi Guşef Hanım’ın ellerinin lezzeti değmiş gubatenin kokusu merdivenleri tırmanıp Mezguaşe’nin odasına yayılmıştı bile. Hızla yatağından fırladı. Her zamanki gibi penceresinin yanında aldı soluğu. Sardunyalarına, küpe çiçeğine ve camın önüne yuva yapan kuş ailesine selam verip, kamelyada hazırlanan kahvaltı için çiçek toplamak üzere merdivenleri ikişer üçer atlayarak bahçeye koştu.

Çıplak ayakla gezmesine her zaman karışan annesine fark ettirmeden, ince bilekli narin ayaklarını toprakla buluşturup, elindeki bahçe makasıyla günün hediyesi diye adlandırdığı rengârenk güllerden bir buket yaptı.

15527383281499771683

Üzerinde geceliği, lizözü, beline kadar uzayan dalgalı saçları topraklı ayakları ile bahçede Guşef Hanım’a yakalanınca, elindeki buketi annesine uzatıp, yanağına kondurduğu öpücükten güç alarak, bahçe kapısının yanındaki tulumbanın suyu ile ayaklarını yıkayıp odasına gitti.

Mezguaşe’ nin doğumu, Guşef Hanım’ın keyifli bir piknik sırasında, ulu orta başlayan sancıları sonucu olmuştu.

Doğum sırasında, kuvvet almak için elleriyle toprağı yoğuruyor, etrafındaki ağaçların rüzgârla dans etmesinden ruhunu rahatlatmaya çalışıyordu. Onca sancının ardından, toprağın üzerine doğurduğu kızına isim bulmak hiç zor olmamıştı.

Ağaçların dansı eşliğinde, ormanın içinde doğan bu zümrüt gözlü kızın adı Mezguaşe oldu. Mezguaşe Çerkez dilinde “Orman Tanrıçası “ anlamındadır. Babası Abrek Efendi, toprağa doğan kızına verilebilecek en güzel ismin bu olduğunu düşündü.

Guşef Hanım ve Abrek Efendi İstanbul’a geldiklerinde, Ruslardan kaçarken birbirine sığınan iki dost ailenin küçük çocuklarıydı. İki aile sırt sırta vermiş, ellerindeki tüm varlıklarını birleştirip, kendilerine yeni bir hayat kurmuşlardı.

Guşef Hanım, Osmanlı’nın haremine satılmaktan kurtulan ender güzellikteki Çerkez kızlarından biriydi.

Abrek Efendi ise birlikte büyüdüğü Guşef Hanım’ı yıllarca sevmiş ama aileleri onları birbirine uygun göresiye kadar, bu sevgisini hiç belli etmeden kendi içinde yaşamış, karısına âşık, azimli, zamanın en iyi terzilerinden biriydi.

İstanbul’a ilk geldiklerinde, yaşadıkları semtten hiç memnuniyet duymadılar. Yedikule, onlara uygun değildi.

“ilginç Adamlar ve Kadınları” kitabımdaki “Zümrüt” adlı hikayemden küçük bir hediye…

Kategori: GENEL

Yazar:

Yunanistan kökenli bir ailenin mensubu olarak 1976 da İstanbul’da doğdum. Gazeteci bir baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin çocuğu olma münasebetiyle Anadolu’nun bir çok ilinde eğitim aldım.

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: