Herşey hormonlardan…

9 Şubat 2016 0 Yorum

fb_ımg_1453062057357.jpg.jpg

“Adı aşktı… Aşk diye seslenirdi yüreğim onun sağır yüreğine. Duymaz, görmez, lal olmuş dili aşka karşı derdi dostlar. Duymasın, görmesin, söylemesin varsın. O olmasa aşk kim olurdu? Adı aşktı. Ezberimdi, en çok bildiğimdi o benim. Bendi, bendendi, aşktı, benimdi.”

Ey aşk, uğruna ne canlar yandık, ne kadar canımız yandı. Gözden taşan aşk acısı nehirlerinden ne okyanuslar oluşturduk. Ne kadar çok insan değiştirdin sen. Ne devletler yıktın. Nasılda mucizeler gerçekleştirdin. Sen nelere kadirsin böyle?

fb_ımg_1452796496299.jpg.jpg

 

Günümüzde bu kadar etkin aşklar yok. İşine gelirse yaşanan ilişkiler var. Aşkı hisdesenler var ama kırılıp dökülmekten zırhlarla geziyorlar. Zihin sandıklarına saklanan mücevherler gibi define avcısı tarafından bulunmayı bekliyorlar. Sandıkların asma kilitlerine ait anahtarlar da çoktan denizin dibinde kumlara gömülmüştür. Belki bir deniz kızı  yeniden kıyıya bırakır belli mi olur? Masalların gerçekliği kadar işte.

Beğeniyoruz, beğeniliyoruz, arzuluyoruz, arzulanıyoruz şüphesiz ama bunun ötesine geçebilme konusunda pek başarılı olduğumuz söylenemiyor bu aralar. Cesaret varsa aşkta elinden tutup ziyarete geliyor.

Herkes de bir kaygı bir telaş. Aman bağlanmayayım, yok sorumluluk almayayım, kendimi kaptırmayayım, bu olmaz öbürü gelsin, bu yakışmadı, bu da olmadı, yenisine bakalım, tükendi bitti.” Benzer cümleler hâkim artık hayatta. Kalpler hayatın meşgalesi ve menfaatlerinden dolayı uzaklaştıkça uzaklaşıyor. Hep bir mesafe var.

images (10)

Derin yaşanmıyor, her şey sığlaştı. Çabuk tüketiyoruz. Tüketmeye bile korkuyoruz. Denemeye korkuyoruz. Yalandan yaşıyoruz işte. Nasıl âşık oluyoruz bir düşünelim. Önce adı aşk olanı şöyle bir uzaktan fark ediyoruz. Fiziksel incelemenin ardından beğeniyoruz, gülüşünden, bakışından etkileniyoruz ve yakınlaşmaya başlıyoruz. Hedefe varıldığında, aklımızda belirlediğimiz kriterlere uygunluk durumunu gözden geçiriyoruz.

İlla önce bakışlarına bakıyoruz, gülüşüne, sesine, konuştukça aklını yokluyoruz. Ana temel özelliklerin kontrolünden sonra paylaşımlara ve kurulan iletişime bağlı karakteristik özelliklerini tanımlayıp etiketliyoruz.

img_0052

Aslında herkes kendine benzeyenini arıyor. Kendi gibi düşünen, kendi gibi yaşayan, aynı şeylerden hoşlanan, paylaşabileceği birini arıyor. Algıda seçicilik ile bu özellikleri gözden geçirip bu uygundur dediğimizi bulduğumuzda, yani benzerimizi yakaladığımızda bağlanmaya başlıyoruz. Sonra zamanla diğer algılarımız açılıyor, tanıma uygun kişinin kendi karakteristik özelliklerini görmeye başlıyoruz. Farklı yanlarımız bizi iğnelemeye başlıyor. İşte buradan sonra dananın kuyruğu kopuyor. Hele bir de bu aşamaya gelmeden evliliğe bulaşıldıysa vay halimize.

Aşk mucize kadar zor bulunan bir tanım. Tanışınca sürdürmek daha zor. Aslında tarihten bugüne kadar araştırma konusu olmuş.  Aşkın bir kimyası var mı diye birçok araştırma yapılmış. Âşık olan kişilerin kalp ritmi hızlanıyormuş, bu sebeple yüzü kızarıyor ve elleri terliyormuş. Bu durumun kimyasal sebebi ise vücutta salgılanan dopamin, noradrenalin ve feniletilamin maddeleriymiş.

11311512_423007444553542_673295298_n

Mutluluk, neşe, yoksunluk ve bağımlılıkta ortaya çıkan dopamin etkili bir hormondur. Noradrenalin isminden de anlaşılacağı gibi adrenaline benzer. Adeta ayakları yerden keser ve kalp çarpıntısına neden olup heyecan yaratır. Tıpkı aşk hali işte. Oksitosin ve Vazopressin hormonları da özellikle bağlanma ile ilişkili hormonlardır ve aşktaki bağlanma halinden sorumluymuş. Tıbbi kaynaklar böyle söylüyor.

Oksitosin hormonu, diğer insanlarla sağlıklı ilişki kurmak ve sürdürebilmek için en gerekli hormonmuş mesela. Orgazm sırasında salgılanırmış. Yapılan bilimsel araştırmalarda da aşkın ömrünün 2 ya da 3 yıl olduğunu saptamış. İlişki süresince aşk için gerekli olan dopamin, noradrenalin ve feniletamin gittikçe azalıyormuş. İşte bu azalan hormon seviyesinin sebebi biraz önce bahsettiğim algı değişikliğinden. İlk önceleri göremediğiniz özelliklerin zamanla tanıyarak su yüzüne çıkmasından kaynaklanıyormuş. Arzu azalması, sıradanlaşma gibi yani.

melek_ve_seytan

Şimdi insana en güzel duyguları ve beraberinde getirdiği acıları da yaşatan, hep bu hormonlarmış. Hormonlarda dengesizlik oluşmaya başlayınca, aşk da yerini başka hislere bırakıyormuş. Alışkanlıklar var ya, heh işte ona  dönüşüyormuş. Bazen de mecburiyetlere. İki farklı şekil alabiliyor aşk. hormon dengesi sağlanır, yanılma yaşanmaz, ilk özellikler korunabilirse sonsuza kadar ilerleyebilir. İnsanlarda algı ve his değişikliği oluşursa bir daha asla aynı kişiler arasında görülemeyecek bir varlık olur aşk.

Eğer ilişki kimyası bozulmadan devam edebilirse, endorfinler devreye giriyormuş ve huzur, güven gibi duygular ilişkiye ekleniyormuş. Seksle beraber oksitosinin salınması ile doyum ve bağlanma gerçekleşince de, eş seçimi başlıyor, insanlar mutlu sona ulaşabiliyormuş.

meyve sepeti

Bu durumda hazır sevgililer günü de yaklaşmışken,  mevcut aşkları alevlendirmek ya da yeni aşkları kendimize çekmek için içerisinde dopamin, noradrenalin ve oksitosin bulunan Avokado, Badem, Baklagiller, Balık, Buğday tohumu, Ceviz, Çilek, Elma, Fasulye, Hindi, Kabak çekirdeği, Kırmızı fasulye, Kızılcık, Kuru erik, Muz, Ördek, Pancar kökü, Peynir, Protein, Salatalık, Soya fasulyesi, Susam, Süt, Tavuk, Yaban mersini, yumurta gibi besinleri bir sepet yapıp süsleyip sevgilinize ya da sevgiliniz olma ihtimali olana, eşinize gönderin derim.

Formülüde verdim daha ne yapabilirim? Bırakın tek taşları, tam turları, parfümleri, romantik yemekleri falan onları sonra da yaparsınız. Önce aşkı alevlendirin. Yapın hediye sepetini gönderin. Aşk ile hormonları doldurun önce gerisi kolay.

Aşktan boğulun inşallah

Kategori: GENEL

Yazar:

Yunanistan kökenli bir ailenin mensubu olarak 1976 da İstanbul’da doğdum. Gazeteci bir baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin çocuğu olma münasebetiyle Anadolu’nun bir çok ilinde eğitim aldım.

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: