Mecburen mi? Oooofff. Yine mi?

3 Şubat 2016 0 Yorum

21930206-Angry-businesswoman-with-megaphone-shouting-at-colleague-Stock-Photo

İlk nefesin gücü ile yaşam mecburiyetleri yakamıza yapışıyor. Beslenmek, barınmak, yaşayabilmek için birinin desteği ile hayata tutunmak zorundayız. Bu bilinen masum mecburiyetlerin dışında büyüdükçe çoğalan başka sorumluluklar, görevler mecburiyet tasmasını boynumuza yerleştiriveriyor.

indir

Okul ile birlikte öğrenme, ödevler sorumluluğu giriyor hayatımıza.  Sınav rekabeti için hazırlıklar, yetkinleşme mecburiyeti derken birer birer mecburiyet listeni yazmaya başlıyorsun. Bazen de okul sorumluluğuna imkansızlıklar eşlik ediyorsa, geçinmek için çalışmak mecburiyetinde kalıyor insan.

Hayatı devam ettirebilmek, belli standartlarda yaşayabilmek ve yaşatabilmek adına mecburiyetler hep ensemizde hissedilen nefes gibi yakın.

Dünya üzerinde yaşayan milyonlarca insan belki de hiç dilemediği hayatı yaşamak mecburiyetinde kalıyor. Sonra da yaşadı sayılıyor. Oysa yaşanan hayat için “Bu sayılmaz bir daha deneyeceğim” demek isteyecek çok insan vardır sanırım.

Hangi hayatı yaşayacağımızı işlerin en başından anne rahmine düşmeden seçme şansımız olsaydı bir düşünsenize. Herkes en iyisini seçerdi şüphesiz. Kötü olan ne varsa sahipsiz kalırdı. Belki de hiç bir şeyin kıymeti olmayacak, anlamsız ve sıradan bir hayat olacaktı böyle olsaydı. Hiç bir varlığın kalitesi ve değeri olmazdı. Ben sıkılırdım herhalde.

İlginç olan etrafımda kiminle konuştuysam hayatından memnun değil. Hayatı iyileştirmek için elbette herkesin bir çabası var ama çoğu istemediği hayatı yaşamaya mecbur olmuş. Söylenilen cümleler aynı. “İlerde bir sahil kasabasına yerleşip, hayatın geri kalan kısmını huzurla geçirmek istiyorum.” Bu mantıkla bütün sahil kasabaları dolup taşacak sanırım. Herkes bu dileğini gerçekleştirse, şehirler genç nesile hizmet eder artık.

Büyük şehirlerde yaşamak zor. Eğlence ve sanatsal aktivitenin bol olduğu bu şehirlerde bunlara ayrılacak ne zaman var, ne de çoğumuzda böyle bir ekonomik kaynak bulunmakta. İmkân yaratmaya çalışsak da kendimiz için öncelikler insanın yakasını bırakmıyor. Alternatif çok. Herkes bütçesine ve sahip olduğu zaman boşluğuna göre hayatı renklendirmeye çabalıyor.

Bir de aile geçindirme gibi önemli bir sorumluluk varsa geçindirme kaynağında yaşanan herşeyi sineye çekmek zorunda kalıyor insan. Bazen boğazında düğümlenip de söyleyemediğin haksızlığa uğradığını düşündüğün o anlar var ya hani şu müdürünün, patronunun ya da şefin her neyse karşısında maruz kaldığın manasız cümleler yumağını sindirme durumu, en zoru bu.

Maalesef sahip oldukları mevki gücünü sindiremeyen insanların egosu, koltuğunun altından pompalanınca havaya kalkıyor, yükseldikçe yükseliyorlar. Genelde yalnızken işlemeyen bu mekanizma kalabalık ortamlarda gövde gösterisine dönüşüyor. Hepimiz hata yapabiliyoruz, önemli olan hayati hatalar yapmamaya ve tekrarlar yaşamamaya özen göstermek. O müdürler, patronlar, şefler denilenler hiç hata yapmadan mı oturdular o koltuklara? Önemli olan iş hayatında gelinen noktada, geçmişi unutmadan bugünde insanlara zulüm etmemek.

20018832-patron-çalışanın-bağırarak

İnsan birlikte iş yükünü taşıdığı kişiler ile hatalar üzerine bir konuşma yaparken ego gömleğini çıkartıp, hataya odaklanmalı. Hatanın oluş nedenini sorgulamalı. Biz nasıl yaptık bu hatayı, nasıl oluştu ve ne yapabiliriz telafisi için. Telafisi yoksa da sonuçlarını gösterip sonraki aşama adına ne gibi önlemler alınabilir bunları konuşmalı hata sahibi ile. olayları kişiselliştermeden, karşısındakinin insan olduğunu unutmadan, kendisi gibi insani mecburiyetler için o iş yerinde çalışmak zorunda kaldığını görmezden gelmeden iyice düşünüp durumu değerlendirmeli öyle değil mi?

Boss shouting at employee

Egosu ağzından hakaret ve küfürlerle taşan bir yöneticinin karşısında yumruklarını arkasında sıkan insanlar var ya, ay sonunu getirebilmek kendine bağlı insanları geçindirmek zorunda olmasa, burada bunları konuşmak yerine sahil kasabasında akşam nasıl bir sofra da olması gerektiğini, yarım kalan tablosunu bitirmeyi, kahvesini içerken arkadaşıyla sohbet etmeyi ve belki de adını bile anmamayı tercih ediyordur belki de. Tıpkı o gergin yöneticinin aklından geçen hayal ettiği hayat gibi değil mi?

Hepimizin hayat içerisindeki bu bıkkınlık ve kaçıp gitme anları olmuştur. Eminim hepiniz iş hayatının sonrasında sahip olmak istediğiniz hayat ile ilgili tıpkı benim gibi planlar yapıyorsunuz. Haksızlıklar, beklentilerin gerçekleşmemesi insanı yaralıyor. Yara bere, düşe kalka hayat devam ediyor bir şekilde. Bütün bu yaşanan istenmedik durumlar birgün geride kalacak. Bugünler yarın olacak unutmayalım. Hep bugünde kalmak mümkün olmadığı gibi geçmişte de olamıyoruz. Öyle ise bizi bekleyen gelecek için sabır gösterelim.

img_2810oct2015

Sorunlarla başedemedikçe her geçen gün huzurlu yaşam imkânsızlaşacak ve toplumda psikolojisi bozuk insan sayısı bugün olduğu gibi hızla artacak. Mecburiyet denilen illet yüzünden bir şeyleri değiştiremiyor ve dilediğimizde var olandan vazgeçemiyorsak, bu sevimsiz hayat oyunu eğlenceli bir şekle sokmak lazım.

Olumsuzluklara inat, olumlulara odaklanıp şükür etmeyle başlayalım herşeye. Umut etmekle devam edelim. Sabır etmek ile pekiştirelim. Mutlu etmek ile mutlu olalım. İnsanlığa yakışır inancımızla ilişkilerde karşımızdakinin insan olduğunu unutmadan yaşamaya çalışalım.

terarium

Belki de küçük bir fanus bahçe, saksıda nergis, sümbül, haşarı iki balık, sevimli bir kedi, bolca kitap, iki maç ya da sinema bileti, martı sesleriyle deniz kenarında uzun bir yürüyüş, spor, sizi mutlu eden, iyi hissettiren ne varsa  hayatı keyiflendiren, sahip çıkın. Umutsuz kalmayın. Mutsuz olmayın. Her zaman yeni uygulayacak planlarınız da olsun. Gerçekleşmesi an meselesi unutmayın.

Kategori: GENEL

Yazar:

Yunanistan kökenli bir ailenin mensubu olarak 1976 da İstanbul’da doğdum. Gazeteci bir baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin çocuğu olma münasebetiyle Anadolu’nun bir çok ilinde eğitim aldım.

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: