Hangi zamandansın?

24 Ocak 2016 0 Yorum

 

70 ler 80 ler pop dinledim biraz. Pazar keyfine ayrı bir lezzet kattılar. Bir miktar Smooth Jazz, Cem karaca, Moğollar, Pink Floyd, Deep Purple, Guns N’ Roses,  Metallica, R.E.M, Esmeray’ın Unutma Beni şarkısına da uğradım, her telden var bugün. Klasik müzik, Klasik Türk Sanat Müziği. Kubat ile Zara lı türkülerden de geçtim yolculuğumda.

Her birinin yaşandığı yılları, bestelerin albümleştiği o yıllarda yaşayan insanların hayatlarını düşündüm. Kıyafetler, eşyalar, sokaklar, arabalar, okullar, insanların anlamsızca yaşadıkları kardeş kavgalarını hatırlayabildiğim kadarı ile zihnimde canlandırdım. Yitirilip gidenleri, yok yere suçlanıp cezalandırılanları. Onların sevda türkülerini, kendi lise yıllarımı ve bugünü karelere böldüm.

Kendini tekrar eden hayatın içerisinde öylece yaşayıp gidiyoruz. Şehirler, sokaklar, yaşam standartlarımız değişti şüphesiz. Her devrin ayrı bir yaşayışı, o yaşamın içerisinde  de en iyileri ve en kötüleri var. En çok kendini taklit eden ise moda. Dönüp dolaşıp yine aynı moda akımının esiri oluyoruz. İmkansızlıklarla yaratıcılık daha ön plana çıkıyormuş aslında. İmkânların içinde, imansızlıktan şikâyet etmekten başka taklitçiliğe de alışmışız.

 

 

Çocukken ne kadar çok elektrik kesilirdi. Evin içindeki karanlık, bizim yaratıcılığımızı aydınlatırdı. Duvarda gölge oyunu oynardık. Mumlar küçüklüğümden beri benim için çok özeldir. Saklambaç oynardık, hatta bazen kuzenler bir araya gelirsek içimizden büyük olan korkunç hikâyeler anlatır diğeri beyaz çarşafla hayalet taklidi yapardı. Bunlar bahsettiğim gibi içimizden büyümüş olanlar için düzenlenmiş görevlerdi. Küçüklerde altlarını ıslatmadan, yedikleri tırnak kenarlarına sığınıp, korkak lakabı almamak adına nasılda sıkarlardı kendilerini. Hem çok korkar, hem de kahkahalara boğulurduk. İkisi aynı anda nasıl yaşanır, hatırlamıyorum bile artık.

Sular kesildiğinde ise mahalledeki genç kız ve erkekler, “Köşe başındaki çeşmede de inşallah su akmıyordur” diye dualar edip hayatlarında bir değişiklik olsun diye civar mahallelerdeki çeşme başlarında sıraya girerlermiş. Miş ile biten cümlelerim var çünkü çeşme kültürü yaşanırken ben yoktum ya da benim yaşadığım yerde yoktu. Ailemin büyükleri anlatırlar hep çeşme hatıralarını. “Bak gördün mü sana baktı, ayyy çocuğa bak, abi kıza bak, oğlum yengen olur ayıp oluyor ama” cümleleriyle imkânsızlıklar da imkân yaratırlarmış. Halkın geneli böyle yaşarken, istisna aileler de kaideyi bozmuyordu. Şimdi kadın erkek buluşması için imkansızlığa ihtiyaç yok. Herkes el altında. iletişim ağı mükemmel. Tanışmak mesele değil. Tanışıp hızlı tüketmek ise oldukça olağanlaştı. O zamanlar bir mucize ile başlardı herşey ve o yüzden kıymetliydi insanlar.

 

Kadınlar hamarattı. Herkes kendi kıyafetlerini kendi diker, dikemeyenler de diktirirdi ama onların da başka türlü meziyetleri vardı. Kazaklar, bereler, atkılar ve kışa dair ne varsa elle örülürdü. Yaşasın şimdi hazır giyim var. Ne zormuş. Bütün meşhur dergilerde çıkan artistlerin kıyafetleri, el işi dergilerinden modeller takip edilir moda yaratılırdı. Günler haftalar sürermiş eskiden bir kıyafeti oluşturup üzerinde görebilmek. Şimdi nazik bedenimizi kıpırdatmadan kapına getirtiyorsun istediğin kıyafeti, yemeği, okuyacağın kitabı, dinleyeceğin müziği, oyuncakları ve hatta parayı. Müziğin en popülerini takip etmeye gayret ederken, eski yılların şarkılarına özlem duymuyor muyuz?

Eskiden oyuncaklar da ilginçti. Saatlerce adı “Laklak” olan bir oyuncak alırdık elimize herkeste takımına göre seçerdi renklerini. Laklak denilen oyuncağı hepiniz hatırlarsınız aslında ama adını farklı duymuş olabilirsiniz. Elinizde tutmak için bir sapı vardı. Sapın üzerinden dik plastik bir çubuğa minik halkalarla takılı birbirine paralel içi boş üçgen gibi görünen ve bu üçgenlerin ucuna monte edilmiş plastik toplar vardı. Elinde sapından tuttuğun laklakı öne arkaya sallayınca o paralel dizayn edilmiş toplar birbirine vururdu. Kaç kere yapacağız, kim daha çok yapar oyunu oynardık. Hayatımda gördüğüm en embesilleştirici oyuncaktır ve çocukken hep oynardık. Hırs yapanlar vardı aramızda hatta oyuncağını annesine babasına kaptıranlar olurdu.

Bir tane daha var unutmadığım. Ayak bileğine geçirdiğin renkli bir halkanın ucundan plastik kablo uzanır ve bu kablonun ucunda da renkli bir top bulunurdu. Hedef başarılı bir şekilde bir ayağınla bu kordona bağlı topu çevirirken diğer ayağınla, o uzun renkli kablonun üzerinden atlamaktı. Kaç arkadaşım takılıp düşer dizleri kan içinde kalsa da hala oynamaya devam ederdi. Bu basit oyuncaklarla saatlerce oyalanırdık.

Bu anlattığım oyuncakları ellerinden tabletleri ve diğer teknolojik oyuncakları alıp çocuğunuza verin bakalım ne olacak? Ne iyiydi eskiden. Ailelerin işi daha kolaydı. Laklak ve toplu kablonun adı her neyse hatırlayamadım, bir üst modeli, eklentileri, kılıfı, kabı, kulaklık derdi yoktu. Sadece renkleri vardı ve biz mutlu çocuklardık.

“Teneffüs olsa da karşı sınıftaki çocuğu görsem koridorda, çay partisi düzenlense de kızlarla takılsak, hadi oğlum kızın mahallesine gidelim, kütüphaneye gelecekmiş dönem ödevi için gitsem görür müyüm dersin, ay gördün mü benimle çıkar mısın dedi. Konuştuğum çocuk 5 Edebiyat a da ki şu esmer çocuktan kıskanmış” cümlelerini benim yaşıma yakın olanlar kesinlikle hatırlarlar. İçi ne kadar temiz cümleler farkında mısınız? Hatırlatabildim mi biraz? Bir de vatan konuşurduk biz. Millet, bayrak, özgürlük, hak, adalet konuşurduk arkadaşlarımızla.

Bu en son paragraftaki yaş grubunun şimdiki konuşmalarından örnekler vermek isterdim ama konuyu uzatmaya gerek yok. Etraftaki konuşmalara kulak asın, aradaki farkın ne kadar açık olduğuna şahit olmak zor olmayacaktır. İçi pek temiz olmayan insan eti, konulu cümlelerden başka iğrenç alaycı konuşmalara şahit olacağınız kesin. Yeni çıkan tüketim malzemelerinden bahsedenlerin sayısı ne kadar çok ise azınlık olan vatan millet meselesi konuşmalarını da duymak mümkün tabi.

Eskiden insanların inandıkları, değerleri, duyguları, yaşayışları bambaşkaydı. Ne kirletti? Teknoloji mi, özenti toplumu olmamız mı, yoz yobaz bilgilerin dayatılmaya çalışarak insanların inançlarından uzaklaştırılması mı? Bize bir şeyler oldu kesin. Ne oldu bilmiyorum ama hayatın getirdiklerine uyduk ve nesiller değişti.

Doğayı değiştirdik. Dinlenme alanlarımız başkalaştı. Çocuklarla top, çelik çomak, kukalı saklambaç oynanılan sokaklar yok artık. Alışveriş merkezi gezileri düzenleniyor hafta sonları. Güzel bir sofra kuruyor yine anneler evde ama çocuklar hızlı tüketim yiyeceklerini istiyor. Bizim zeytinyağlı lezzetlerimize, mutfak kültürümüze aykırı beslenmek istiyorlar. Kaseye gevreği döküp sütle karıştırıp yemeye başladığımızdan beri banmalı yumurtaların tadı unutuluyor. Turşu ile yenen kurufasulyeye burun kıvıran bir nesil yetişiyor. Kepekli çavdarlı ekmekleri beğenmeyen nesil buğdaydan yapılan fırın ekmeğine geçeli çok yıl oldu ama aynı nesil yeniden özüne döndü mesela. Gelişen tıp önerisi lifli gıdalara ve beğenmedikleri kepekli çavdarlı ekmeklere saldırıyorlar artık. İlk insanlar gibi çayırın çimenin özünü tüketmeye başladık yeniden farkında mısınız?

Hangi zamanda yaşamalıydım karar veremedim. İmkânsızlıklar olmadan insanların güzel iyi erdemli olanlarının çok olduğu zaman dilimi hangisiyse ben onu isterim sanırım. Dünyayı ve insanları temizliği saflığı ile koruyabilsek tüm zamanlar keyifli olacaktır elbette. Ya siz hangi zamana ait hissediyorsunuz?

Kategori: GENEL

Yazar:

Yunanistan kökenli bir ailenin mensubu olarak 1976 da İstanbul’da doğdum. Gazeteci bir baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin çocuğu olma münasebetiyle Anadolu’nun bir çok ilinde eğitim aldım.

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: