“21 Gün”…

16 Ocak 2016 0 Yorum

img_0086

“Ayağında çorap, sırtında kalın hırka, yorgan ile harmanlanmış bir battaniyenin altında, geceye teslim olup, ucu yanık kalbinin ayazında uyuyabilmeyi dilemek, alışmakmış.

Sarılmayan kolların gölgesinde kendini sarmakmış güven ve inadına kendine  tutunmakmış hayat. Tut kendini ve hayatına devam et Melek. Bu senin çaresizliğinden doğan tercihin.”

kendine_sarilan_kadinlar_02

Soğuktan donmuş parmakları ile sardı rahim boşluğundaki eksikliği. En çok dolu olmasını istediği yer boştu artık ve bu boşluğun tek sebebi zihnince aldığı amansız karardı. Kireçburnu sahilinde yeni yapılan köprüye karşı bir bankta elleri boşluğu sarmışken ruhundaki kırıklıklarının sebebi beyin sıvılarına sayıp sövüyor, kendinden ne kadar nefret ettiğini sayıklıyordu.

kireçburnu

Kazandıklarıyla satın alamadığı tek şey iç huzuruydu. Huzur için ihtiyacı olan hiçbir şeye sahip değildi. İnsan olarak elde etmek istediği hiç bir değere ulaşamıyordu. Hatalı değildi. Hata yapmak zorundaydı. İstemediği tutkunun esaretinde hatalarından oluşan bir varlığın yok olmasına sebep olmak, bugüne kadar hiç aklına getirmediği bir sonuçtu. Bir cezaydı.

Yaşananların ağırlığında sorumluluk kavramından uzaklaşmış yenilenmek istiyordu. Kahrolası 21 günü suç işlemeden geçirmeliydi. Bunun için ne gerekiyorsa son hücresine kadar savaşacaktı. Kararı kesindi. Yapacaktı.

 

baba-ve-kiz-cocugu-3F23-4B51-D819

Babasını hatırladı. Herşeyin sebebi babasıydı. Bunu anlaması için bunca zamandır hatalar okyanusunda kıyıya ulaşmaya çalışmak zorunda mıydı? Sırtını yaslayabileceği yıkılmaz bir duvar, göz yaşları ile yıkayacağı bir omuz, bir bakışın içerisinde güvende olduğunu hissedebileceği bir çift göz, düştüğü yolda dizleri kanarken tutup kaldıracak bir el olmalıydı babası ama öyle bir rolü oynayacak kahraman yoktu. Sahnenin bir tarafı dekorsuz ve oyuncusuz kalmıştı. Oyunu çıkartmak için üstün performans gösteriyordu. Annesinin eksikliklerinde tamamlayıcı olurken kendini eksiltiyor, ruhunda, zihninde hasar oluşturuyordu.

Hasarın keyif verici, bağımlılık kazandırmış olmasından memnun gibiydi. Uyuşturucu gibi kısıtlı etki ile hoşluk yaşıyor, etkisi geçince bir doz daha almak için sadece etrafına bakınması yetiyordu. Kendini bu hisle uyuşturmak ona çok iyi geliyordu.

Finalde kazanmayı hedeflediği ve  ulaşamadığı hiçbir yarış olmamıştı bugüne kadar. Büyütmek zorunda kaldığı annesi, himayesinde tutmak zorunda kaldığı bir erkek kardeşinin dışında insan olarak kimsenin sorumluluğunu üzerine almazdı.

Hedefinin zirvesine yerleştiği işindeki başarıları ulusu aşmıştı. Şirketine ortak olmak isteyen hiçbir kuruluşun teklifi ile ilgilenmiyordu. Çekirdek ailem dediği ekibi ile elde ettikleri başarıyı, kimseye kaptırmaya niyeti yoktu. Marjinal tasarımlarıyla her zaman fark yaratıyor ve yıllar geçtikçe daha çok şirketinden söz ettiriyordu.

galata-kulesi-4

Küçücük bir çocukken annesi ile bir konuşmasının sonunda hedefini oluşturmuştu. İstanbul’un tarihi semtlerini gezip görmek, başka hayatları keşif etmek için birlikte Galata ya gitmişlerdi. Hava serinlemeye başlamıştı. Sonbahar’ın sonu kışa kavuşmaya çalışıyordu. Güneş artık çok ısıtmıyordu. Eski taşlar ile bezenmiş sokaklardan birinin köşe başında, üstü başı yırtıklarla kapanmaya çalışmış yaşlı bir kadın gördü. Saçları belli ki uzun zamandır taraktan başka su ve sabun da görmemişti. Kim bilir en son ne zaman yemek yemiş, ne zaman banyo yapma şansı bulmuştu. En son ne zaman sıcak bir yatakta uyanmış, mis kokan bir tabak yemek ile midesine şölen yaşatmıştı kim bilir. Elindeki poğaçayı kadına uzattığında nerede oturuyorsun diye sorduğuna onu pişman edecek bir cevap almış ve bu cevap ile hedefini zihnine kazımıştı.

Kadın ona bir evi olmadığını söyledi. O ise kadına sana bir ev yapacağım büyüyünce dediğinde kadının kirine pasına bakmadan sarılmış ona söz vermişti. Kadın, Melek bu bankta otururken belki de Tanrı’nın ona bahşettiği sıcak yuvasında istirahatteydi ama Melek kadına sözünü tutmuştu. Sokakta evsiz kalan insanlar için imkanlarını kullanarak küçük çaplıda olsa barınaklar yapmıştı. Keşke daha fazlasını yapabilmek mümkün olsaydı. İyi insanlar çoğaldıkça bu sözün gerçekleşme çapı büyüyecek diye düşündü.

fb_ımg_1450501629002.jpg.jpg

Başarılı bir mimar olmak, hedefine ulaşmak için bir basamaktı sadece. Dünya üzerinde rahat yaşayabilmek için ne gerekiyorsa onun adına hepsine sahipti. Sadece ruhunu barındıracağı bir evi yoktu. Kiraladığı ruhların taahhüt süresi bitince yenisine taşınmak zorunda kalmaktan yorgun düşmüştü. Her taşınmada sahip oldukları eşyalar gibi zarar görüyordu.

İstikrar, iş dünyasının dışında, hayatına dokunan, paylaşan herkesin varlığının devamı için davranış biçimi olmuştu. Yıllardır pırıltılı kahverengi dalgalı saçları kuaförü Tamer’ e emanetti. Yeniliklere açıktı ancak bir kere ruhuna dokunmayı başaran insanla tanıştığında onu kıymetlendiriyor, kaybetmemek için elinden gelen çabayı göstermekten çekinmiyordu.

Aklındakilere ulaşabilmek için basamak olarak gördüğü üniversiteden kendisine hediye edilen tek varlık, can arkadaşı Can dı. Can, etrafındaki hiçbir varlığın hissettirdiği duyguları ve dalgalanmaları yaşamadığı tek insandı. Kıymetlisiydi. Can’ın sayesinde tanıdığı Asude ise vazgeçilmezi olmuştu. Asudesiz hiçbir planı, hayali yoktu. Can’a her seferinde Asude ile tanıştırdığı için teşekkür eder hatta her tanışma yıl dönümünde Can’ a teşekkür hediyesi alırdı.

Her zaman birbirini tamamlayan, tonları birbirine uygun klasik kıyafetler giymeyi alışkanlık haline getirmişti. Vücudun kusursuz hatlarını cömertçe gözler önüne sermeyi seviyor ancak bunu yaparken görüntü kirliliği yaratmamaya özen gösteriyordu. Dekolteleri beklenmedik yerlerden kışkırtıcı olmayı başarıyordu. Bütün gün nazik bedeninin yükünü çeken ayakkabıları için adeta bir servet harcıyordu. Hepsi özenle seçilmiş şık tasarım olmasının yanı sıra konforu ile gün içerisinde onu huzurla aktifleştiriyordu.

12421440_966763600050361_117711683_n

Ayakları hassastı. Çabuk yoruluyor, yıpranıyor, ince derileri yüzünden çabucak yara oluyordu. Üniversite öğrencisiyken imkansızlık modeli ayakkabılarının fazlasıyla çilesine katlanmıştı ve kendi kendine yemin etmişti. Hedefime ulaşınca ilk yapacağım şey kendime en rahatından çeşit çeşit ayakkabıların olduğu bir dolap edineceğim demişti. Evindeki soyunma odasının en geniş bölümü ayakkabılarına ayrılmıştı.

İri dudakları, kusursuz burnuna eşlik eden kocaman bal rengi gözleri, kimyasal hiçbir uygulamaya maruz kalmamış omuzlarını saran dalgalı saçları, incecik beline inat gösterişli kalçaları, iç gıcıklayan diri göğüsleri, ince kemikli bedenine ihtişam katıyor, şık kıyafetleri ile ilk görüşte hayran sayısı listesine yenilerini eklemesine sebep oluyordu.

fb_ımg_1439373400230.jpg.jpg

Geçip gittiği koridorlar, sokaklarda izini bırakan, yanından geçenlerin havasına güzellik katan enfes parfümü ile her zaman orada olduğunu fark ettiriyordu. Etrafındaki iki cinsinde ilgisini çekmeyi başarıyordu. Kadınların kıskanç ve acımasız bakışlarından başka, erkeklerin zihninde yaptığı kimyasal değişimden son derece memnundu. Beğenildiğine şahit olmak çıtasını yükseltiyordu.

“Adınız Melek olmalı, başka bir isimle anılmanızı hayal bile edemem. Zira cennetten düşen bir hediye gibi görünüyorsunuz.” Demişti bir müşterisi. Adının melek olduğunu söylediğinde adam gerçekleşen bir rüyanın içinde gözlerinin açık olduğu hissine kapılmıştı. Melek ise bunca yoğunluğun içerisinde kendini cennette zanneden bu adama sadece dört saatini ayırmıştı. Her zamanki imzasını attıktan sonra, hayatının dört saatinin onunla geçmesini kabullenemediğinde defalarca kendine kızmıştı.

“21 Gün” adlı romanımdan küçük bir hediye…

fb_ımg_1452953192068.jpg.jpg

Kategori: GENEL

Yazar:

Yunanistan kökenli bir ailenin mensubu olarak 1976 da İstanbul’da doğdum. Gazeteci bir baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin çocuğu olma münasebetiyle Anadolu’nun bir çok ilinde eğitim aldım.

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: