Çerkez Sultan’ın hikayesi…

15 Aralık 2015 1 Yorum

drawing-a-map

Zümrüt, bütün vücudunun zıngır zıngır titrediğini hissetti. Evet, vuslattı ama babasından annesinden başka kimsenin değmediği kutsal bedenini, öylece sevmediği, evlenmediği birine mi sunacaktı şimdi. Üstelik bedenini sunmaya mecburdu. Ne yaşayacaktı? Ne hissedecekti? Şehzade onu beğenmezse, başına ne gelirdi acaba?

Tüm ihtişamıyla şehzadenin mahremini koruyan iki kanatlı, görkemli kapının açılmasının ardından, kaderine adım atan Zümrüt, şehzadesinin sırtındaki tüm kıvrımları, incecik gömleğinin içinden görünen kadarıyla ezberleyesiye kadar bekledi.

Oda sessizliğin senfonisi ile doluydu. Senfoniye eşlik eden şöminenin içinde çıtırdayan özenle seçilmiş odunlardı. Alevin ışığı, kandillerinkine karışınca görkemli duvarları aydınlatıyor, gölge oyunları ile duvarlara süs oluyordu. Loş ışık, Zümrüt ‘ün nadide ipek kumaşlardan imal edilmiş elbisesini daha kışkırtıcı hale getirerek parlatıyordu.Yüzünün en kusursuz hatlarından sarkan saçlarına takılmış takıların üzerindeki kıymetli taşlar Zümrüt’ün gözleri kadar parlak değildi. 

zp7x3zvwyoy

Şehzade, odaya sinen mis kokusuyla başını döndüren cariyesine yüzünü döndüğünde,  akciğerlerinin anlıkta olsa tutulduğunu hissetti. Adına eklenen tüm sıfatlarından arınmış halde, içindeki Zümrüt aşkından yeşermiş fidelerini, oraya buraya savurmamak, gözdesini şımartmamak için duygularını kontrol etmek amacıyla, kalbinin ritmini yavaşlatmaya çabalıyordu.

Zümrüt, bir adım attı. Narin bileklerindeki bileziklerin, incecik ayak bileğindeki halhalın şıngırtısı odadaki sessizliği bozdu. Şehzade konuşasıya kadar konuşmaması sıkı sıkı tembih edilen Zümrüt, çıkan takı seslerinden tedirgin olup kımıldamadan öylece kalakaldı.

Murad, heyecanını bastıramıyordu bir türlü, takıların kışkırtıcı sesi ile Zümrüt’ün varlığı onu yeniden heyecanlandırdı. Bu etrafa yayılıp onu esir eden büyünün etkisinden sıyrılmak için aniden odanın köşesindeki piyanonun yanına gidip usulca oturdu. Mağrur başını kaldırmadan tuşlara odaklandı.

Bestekâr Rıfat Bey’in kendisi için bestelediği Şark-ı Duaiye nin notalarını piyanonun üzerinde görebileceği yere yerleştirip, çalmaya başladı.

Zümrüt, şaşkınlığını gizleyemeden birden öne doğru adım attı. Dikkati dağılan Murad, bir ayağı ileride kalmış kendini güç bela frenleyen Zümrüt’ün ipek tüllerin arasına gizlenen yüzüne baktı ve çalmaya devam etti. Adımını bile toplayamayacak kadar ürkek Zümrüt’ e, eliyle yanına gelip oturmasını işaret etti.

Anlamak ve anlamlandıramamak arasında kalan Zümrüt, şehzadenin işareti ile toparlanıp, eteğinin uçlarını kaldırdı ve odanın içinde çıkardığı narin seslerle adeta müziğe eşlik edermiş gibi yavaşça yürüyüp, gösterilen yere oturdu.

Zümrüt, şehzadenin piyanonun tuşları üzerinde gezinen parmaklarını büyük bir hayranlıkla izlerken, evde Nisa ile piyano çaldığı anları hatırlayıp gülümsedi. Şehzade’ nin göremediği bu gül goncası gibi açılan gülümsemeyi hemen gizleyip, sessizliğini korudu.

Şehzade, son notaya dokunduğunda her nefeste içine çektiği Zümrüt’ün kokusuna, daha fazla dayanamayacağını anladı. Ayağa kalkıp Zümrüt’ün bedenine dokunacağı o ilk sihirli anın tadına bakmak üzere elini uzattı. 

Zümrüt ömründe ilk ve son kez yaşayacağı aşkın elini tuttuğundan habersiz, nazik parmaklarıyla şehzadenin elini kavradı ve ayağa kalktı.

“İlginç Adamlar ve Kadınları” kitabımdaki “Zümrüt” isimli hikayemden küçük bir hediye…

Kategori: GENEL

Yazar:

Yunanistan kökenli bir ailenin mensubu olarak 1976 da İstanbul’da doğdum. Gazeteci bir baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin çocuğu olma münasebetiyle Anadolu’nun bir çok ilinde eğitim aldım.

Yorum (1)

Trackback URL | Comments RSS Feed

  1. sokakkedisii dedi ki:

    Muhteşem ????????????

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: