Tango’nun Özgürlüğü…

24 Kasım 2015 0 Yorum

images (5)

Özgür, uzun yıllardır benim partnerimdi sanki. Neredeyse her gün onunla dans ediyordum. Hiç olmadığım kadar rahattım. Kendimi iyi hissediyordum.

Arada iyice yakınlaştığımızda kalbim hiç tatmadığım bir çarpıntıyla benim hislerime ritim tutuyor, benimle bir senfoni yazıyordu. Heyecanlıydım  ama hiç yabancılamıyordum.

“Buldum seni” diyordum kendi kendime. “Sana dokunmak yeniden yaşamaya başlamak gibi” demek istiyordum da, geçmişin getirdikleriyle, öğrendiklerimle, susmanın en güzel tavır olduğuna inanıyordum.

Yüzyılın sevgilisine dokunmak gibiydi ona dokunabiliyor olmak. Bu adamın ruhu bir yerlerden tanıdıktı ve ayaklarım yerden yükselmeye başlamıştı bile.

Adı gibi özgür hissettiriyordu bana. Güven veriyordu ve beni sonsuza kadar yönetmesine izin verebilirdim. Ellerinin arasından aşağıya sarkacak o ipler ile kuklası olabilirdim. Bu denli ruhuma hükmedecek bir insanın varlığına şahit olmak korkuttu beni.

Yine de az önceki sarılma durumundan utandığımı hatırladım ama hemen bu fikri unutturacak bir hareket yaptı.

Tıpkı film karelerinde hayranlık uyandıran, keşke orada olsaydım dedirten sahneler gibiydi. Beni belimden kavrayıp göğsüne bastırdı. Sağ bacağının üzerine ayakta oturuyor gibi dururken, dudak mesafemiz yakınlaşmış ve en görkemli bir tablonun tamamlanması için adeta  poz veriyorduk.

rojo-tango

Bir kaç saniye sürse de, bu rüyanın en güzel yeriydi dedirten hareketin, Özgür’ün tüm benliğimi işlediği en güzel an ve bunca hissin başlangıcı olduğunu aylar sonra anladım.

Bir tanda, bir tanda daha, belki de sabaha kadar sürse ikimiz de hayır, yeter artık, demeyecek kadar keyifli görünüyorduk.

 

maxresdefault

 

Başından beri gösterdiği kibar hali, nezaketi eşliğinde dansın sonunda yerimize geçtiğimiz de bu gece yaşananların burada kalamayacağı hissini yaşattı bana. Bir süre daha gizli göz çarpışmaları, fark ettirmeden takipler ve bulunduğum alanı çepe çevre saran o büyülü koku ruhumu esir almıştı.

Üzerime sinen o muhteşem kokusu, aylar sonra bile başka birinden etrafa yayıldığında , her anı tazeleniyordu.

Ah o koku. insanın hayatı boyunca unutmayacağı tek bir koku varmış. Aşk kokusu. Özgür’ün hangi marka ne çiçeği kokması değildi mesele. Onu hatırlatan bir kokuydu sadece. Asıl olan bu koku sayesinde aşkın kokusuyla derinlerden göz pınarlarıma yerleşen anılar acımasızdı.

Bu tanıdık kokunun yüzünden kaç defa bindiğim araçlardan kaçar gibi indim kim bilir? Kaç defa gözlerimi kapatıp içime çektiğim o koku önüme sunulduğu için yeniden yüzünü canlandırdım bir bilse. kendini benden görse, dinlese, koklayabilse keşke. Başka türlü anlamayacak belli.

Hiç anlatamadım ki kendimi. Onun sesinde sessizlik oldum hep.Dinledikçe aktım,eridim,onun dünyasında öyle bir kayıp oldum ki, kendimi anlatamadım.Her an sadece onun konuşmasını istiyordum. O konuştukça ben hiç olmadığım kadar sessizleşiyordum.

Olduğumun aksine bildiğim, öğrendiğim, ben değildim artık. Konuşma yetimi unutmak, onunlayken onun dışındaki her varlığa, kendime bile sağır olmak istiyordum. Sağır ve dilsiz olmuştum. sırf bu yüzden kim olduğumu bilmedi, kendi gözüyle gördüğü kadar anladı beni. Anlamak istediği kadar, öğrenmeye anlamaya karşı biçtiği değer ayırdığı zaman kadar biliyor beni. o bildiği ben değilim. Aşkın kokusundan uyuşmuş beni bilir o. Gerisi yok.

“İLGİNÇ Adamlar ve Kadınları” kitabımdaki “Tangonun Özgürlüğü” hikayemden küçük bir hediye…

Kategori: GENEL

Yazar:

Yunanistan kökenli bir ailenin mensubu olarak 1976 da İstanbul’da doğdum. Gazeteci bir baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin çocuğu olma münasebetiyle Anadolu’nun bir çok ilinde eğitim aldım.

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: