Arşiv: Nazan Arısoy

Yunanistan kökenli bir ailenin mensubu olarak 1976 da İstanbul’da doğdum. Gazeteci bir baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin çocuğu olma münasebetiyle Anadolu’nun bir çok ilinde eğitim aldım.

rss feed

Author's Website

Tanrı aşkı neden yarattı?

20 Temmuz 2017 2 Yorum
Tanrı aşkı neden yarattı?

“Ben hiç senin kadar sevilmedim biliyor musun? En azından senin kadar sevilebildiğimi itiraf edeni görmedim, duymadım. Herkes kendi sevgisini sonsuz zanneder belkide. Martı çığlıklarıyla denizin köpüğünü ayak bileklerime çekip iterken, güneş güne göz kırparken ya da vedalaşırken, yağmur bedenimden gelip geçerken, kar parmak uçlarımı üşütürken, rüzgar beni sarsarken, ay karanlığı yok ederken ve yalnızlığımı her […]

Devamı »

Beni Se-ve-cek-sin!

21 Haziran 2017 4 Yorum
Beni Se-ve-cek-sin!

Banyodaki aynada uzun uzun yüzümü inceledim. Morlarım kurumuş kanlı dudaklarım, kaşım, çok renkli acıklı bir tablo gibi karşımda hayatımın gerçeğini yansıtıyordu. Ailem beni terk etmişti. Babam Hikmet’in peşinde memleket kurtarma çabasındayken ailesini koruyamadı. Kolaya kaçtı. Ne en çok güvendiğim Feryal, ne de annem benim burada olmamdan rahatsız değildiler belli ki. Akın ile Miray kim bilir ne yaptılar? Derya üzüntüden kahrolmuştur. Okula […]

Devamı »

AhSEN’ in San Gimignano macerası…

19 Haziran 2017 6 Yorum
AhSEN’ in San Gimignano macerası…

Ortaçağ’dan kalma muhteşem sokaklarda ilerledi. Evler, kuleler, taş sokaklar her yer büyüleyiciydi. Dondurma kuyruğunun bitme olasılığını düşünürken meydandaki su kuyusunun taşlarında bir süre oturup yerden gökyüzüne doğru açılanmış bir sürü fotoğraf çekti. Adını hep ilginç hikâyeler eşliğinde duyduğu Museo della Tortura e di Criminologia Medievale’ye gidebilmek için cesaretini toplamaya çalışıyordu. İşkence aletlerinin çok matah nesneler gibi sergilenmesi, kafatası kemiklerinden oluşturulmuş duvar, müzeye gelenleri […]

Devamı »

Çingeneyim…

14 Haziran 2017 2 Yorum
Çingeneyim…

Zihnimde sürekli alabildiğine neşeli dokuz sekizlik bir ritim var. Hayat mecburiyetlerini eğlenceli bir hale çevirebilmenin, bir melodi eşliğinde yorulmadan notalara basa basa yolumda ilerlemenin yöntemlerini buluyorum. Rengarenk, ışıltılı varoluşumun üzerine düşen gölgelerden, gri bulutlardan kıvraklığımla kaçmayı, yeniden bahar dalları açmayı başarabiliyorum. Rüzgar nereye eserse değil de, rüzgar beni nereye iterse o yöne doğru ilerlerken, kendi […]

Devamı »

Bir uyumsuzun hikayesi…

13 Haziran 2017 0 Yorum
Bir uyumsuzun hikayesi…

Bir gece sürprizi… Cemalce, bitiş tarifi… “Ben bu bakışı tanıyorum. Bu öyle derin bir bakış ki, birazdan ben senin kaderin olacağım diyorsun değdiğin o göze. Biliyorum çünkü bana da söyledi o gözler bu cümleleri. Bir şey daha söylüyor o gözler. “Cemal gideli çok oldu buralardan” diyor besbelli. Artık ben yokum o derinlikte. Biliyorum. Başka bir […]

Devamı »

Piraye’de Nazım olmak nasıl bir his?

26 Mayıs 2017 4 Yorum
Piraye’de Nazım olmak nasıl bir his?

Nazım, 1946 yılında Bursa Hapishanesi esaretinin talihsizliği ile ruhundaki derin yaralara sürekli pansuman yapıyordu. Yaraların üzerini üflemek gerekiyor ya bazen, işte en yakınındakinin gözlerinden ister insan bunu. En yakınında kim varsa, yardım diler. İyileştirecek bir hamleye ihtiyaç duyar. Uzağında yaşayan bir bedenin içindeki ruh ile yaşayıp gitmeyi öğrenmişken, bedenine yakınlaşan başka bir ruh ile dikkati […]

Devamı »

“Beni seveceksin” dediler…

25 Mayıs 2017 0 Yorum
“Beni seveceksin” dediler…

Hayat, ruhunun bahçelerinde temizlik yapıyordu kendince. Güzel olanları, en sevdiklerini, en çok kendi olduğu anlarını sildi, süpürdü, attı hayat. Birikintilerin arasında tanımadığı iyiliksizler kaldı. Güven, inanç koca bir çöp yığını olmuştu artık. Kendiyle baş başaydı. Tanıdığını sandığı, tanımadığı insan ruhlarına teker teker kuşbakışı dedikleri o bakışla bakıyordu. Darmadağınık akşamlar, aymamış günler yüzünden böyleydi. Şeffaf bir […]

Devamı »

Çıkmaz sokak efendisi…

24 Mayıs 2017 4 Yorum
Çıkmaz sokak efendisi…

Çok değil, bir kaç zaman önce, gri bulutların arasına saklanmış, arada bir güneşin göz kırptığı, yağmurların yıkadığı, karın arındırdığı ve şimşeklerin aydınlattığı bir dağın zirvesinde oturmuş, kendi sessizliğimle yalnızlığın tadına bakıyordum. Öyle kuş bakışı hayatı izliyor, kaçırdıklarımı, kaybettiklerimi, ıskaladıklarımı, az da olsa kazandıklarımı hesaplıyordum . Kendimi dinliyor, kendimi görüyordum kendimden.

Devamı »

Ben, senin aynanım.

23 Mayıs 2017 0 Yorum
Ben, senin aynanım.

  Kalk. Kalkamadıysan kendinden destek al , sağ elinle sol elini tut bakalım. Az mı geldi? Eksik misin hala? Sarılsana kendine. Aç bakalım dolabını hangi renklerde kılıklarını giymeyi unutmuşsun? Kimi uzun, kimi kısa, kimi bol ya da dar gelmişte vazgeçmişsin belli. “Çok güldük başımıza bir şey gelmesin”cümlesi ile mi büyüttüler seni? En son ne zaman […]

Devamı »

Eşittir ben…

15 Mayıs 2017 0 Yorum
Eşittir ben…

Deniz görmeden yaşamıyorsan, geçmişten yüklerin, inançsızlıkların, güvensizliklerin, kırgınlıkların ile dolmuş anıların varsa, inadına kusurlulara karşı kusursuz davranmaya çalışıyorsan, incinmiş ama incitmemek için çaba gösteriyorsan, suzluk ekli kelimelerden yazılmış anı paragrafların çok olduğu halde hala umutluysan, bir iki beyaz dolu kadeh tokuşturmasıyla keyifli sohbet etmeyi hayattan çalmak, mutluluk anı diye nitelendiriyorsan, bir fincan kahvenin içindeki abuk […]

Devamı »