Anlarsın…

28 Ocak 2018 2 Yorum

Beni anladığında yanında ağlayacağın omuz olmayı dileyecek kadar seviyorum seni. Biliyorum ki yaşattığını yaşamadan anlayamazsın beni. Gözlerinden sızan acının hiç olmamasını dileyemeyecek kadar insanım üzgünüm. Bu da herkes kadar insan kusurum affet.

Sensizlik yalnızlığı ne demek bilemezsin. Hiç sensiz kalmadın ki. “Haklıymışsın” dedirtmek niyetinde değilim ama en az bir kere benim hissettiğim bu aşkın kuvvetini tat isterim. 

“Özledim” derken bu kadar kimliğimi değersizleştireceğimi düşünmemiştim. Aslında bu kadar aşka bulaşıp hiç olacağımı da tahmin etmezdim. Sen dünyayı arındıran hırçın bir yağmurun içinden elinde çiçeklerle aşk kapımın önünde dikilen maşuk, ruhumu yıkayıp yeniledin aşkın büyüsüyle. Kimliksizleştim ve hatta Cemal Süreya’m gibi onursuzlaştım.

Bu kayboluş o kadar kıymetli ki zihnimi kıvrandıran, canımı yakan tüm darbelerine karşılık aşk galip geldikçe akan gözyaşlarım gülümseyen dudaklarıma eşlik ediyor. Dudaklarımın üzerinden damlayan göz yaşlarım güncelerimi ıslatırken yine de yazılan tüm cümlelerin öznesi olmayı başarabiliyorsan, bunun nedeni sen değilsin. Seni zihnimde muazzamlaştıran aşktır.

Sana benzeyen, senden olan, sence yazılmış, söylenmiş, seslendirilmiş ne varsa zihin kütüphanem tıka basa her biri ile dolu. Kısacık zamana bir ömürlük sığdın sen. Hayatıma terk edenler imzanı atıp gittiğinden bugüne ve sonrasına tek cümlelik adam olarak adını kazıdın.

Kendindesin. Kendinde yaşayan beni fark etmeden kendindesin ve bu hep böyle sürecek. Suç mu sevmeler? Suç mu özlemek? Özgürmüş taklidi yaparken elalem esaretinde suç olduğuna karar verdiğin sevgi ve özlem için beni sensizlikle cezalandırıyorsun. Sanki okyanusta bir teknedesin ve batmamak için bir tek benim varlığım yükmüş gibi attın beni.  Üstelik ayak bileğime aşk denilen bir ağırlık bağladın ve ben en dipteyim şimdi. Bir gün biri seni benim yanıma diplere gönderdiğinde anlayacaksın dipte aşk olmanın ne demek olduğunu ve ben yine sararım seni. Sökerim bileğindeki ipi ve dipten kurtarırım seni. Aşkın için dökülen gözyaşlarına yarenlik eder benim ruh sızıntılarım.

Gözlerinin içinde bir kez daha görebilmek için kendimi, keşke diyorum keşke adam akıllı ağız dolusu acı haykırışlarla dolu bir kavga etsek. Sırf gözüne değebilmek için bir kez olsun karşılaşsak ve yeniden incitse, kırıp dökse beni. Özlem dediğin bu işte. Özlem, mutlaka mutlu sonlu vuslat istemez. Vuslat, yalnızca an içinde karşılaşmakla bile çarptırır yüreğini, mutlu eder seni.

Ne halin varsa gör dediğim yerden sıkılmanı bekliyor zihnim ama ruh öyle mi? Aşkça düşününce sen neredeysen, mutluysan mutlu olmaya alışmış ama biliyorum ki mutlu değilsin o kendi duvarlarının, zindanlarının içinde. Benimle ol da mutlu ol diyemem sana biliyorum ki benimle olsan mutlu olmayacaksın. Sıkıştıracak kerpeten gibi lime lime etlerini tabular, yasaklar, Elalem Cumhuriyeti’nin aşka karşı sahte ulemaları.

Sen şimdi herkese göre doğru, sana göre alışılmış, bilinen kabul görecek bir hayatın içinde bir gün aşk olursan çok ile anlatılmaya başlayan iyi anılar biriktir. Hiç bir şiirin, hiç bir güncen hatta cümlen benden bahsetmesin, tamam. Hiç birini üzerime alınmayacağım söz. Bir gün tüm yazdıklarını okuduğunda her birinin içinde saklanan beni bulacaksın biliyorum. En azından seni gerçekten aşka teslim, seven bir yüreği hatırlayacaksın. Senin yüreğini kıpırdatan bir heyecan ile hatırlanmak ne güzel.

Gözlerime bakmak isteyeceksin belki de benim seni göremeyeceğim bir yerden. Seni duymayacağım yerlerde cümlelerine tohum yapacaksın beni ve yeniden yeşereceğim yüreğinde ve ezberlerinin kuvvetiyle yeniden haberim olmayacak budayacaksın benden olma aşk dallarını hatta kökünden sökmek isteyeceksin. Sök. Bu tek bir gerçeği sonsuza kadar değiştirmeyecek bunu bilmelisin.  Ben sana aşık öleceğim ve sen hep benden bakınca en kıymetli maşuk olarak anılacaksın.

Bir gün keşkelerinle anıldığımı gördüğünde kendine kızacaksın andığın için. “Bu da nereden geldi aklıma şimdi?” diyeceksin ve inkar etsen de aklına gelmek ne güzel. Parmaklarının arasına doladığın boncukların ipini kopartıp geçmişi etrafa saçacak kadar kızacaksın bir gün kendine, beni aklına getirdiğin içi. Hışımla toplayıp pencereden aşağıya atacaksın karşına çıkmayayım diye. Sonra kan ter içinde bir ten sevişinde geleceğim aklına tam da zirvenin tadına bakarken hatırlayacaksın. “İlk kez” diyerek kurduğun bir cümlenin öznesi olduğumu hatırlayacaksın. O an da aklına gelmek ne güzel.

Bir dost meclisinde “Ne aşıktı bana ya zor kurtardım kendimi.” cümlenin içinde aklına geldiğimi fark etmeyeceksin ama sonra bir yudum dem ile hissedeceksin nasıl da sevildiğin halde sevgiyi nasıl kıymetsizleştirdiğini. Utanacaksın, inkar edeceksin. Özleyeceksin inkar edeceksin. Sevdiğini hissedeceksin inkar edeceksin. Senin çerçevenin içine yakışmadığını düşündüğün sahip olduklarım yüzünden en kıymetli şekilde sevildiğin halde sevgiyi yok saymışlık suçunu hatırlayacaksın. Bunu sana senin benim sevişlerim gibi sevdiğin başka bir aşk bedeni hatırlatacak. İşte o an, aşkının değersiz, varlığının kıymetsiz olduğunu hissettiren maşuğun anlatacak sana beni.

Kucağım, omzum, yüreğim, hayatım senin için hazır. Ne olursan ol gel. İster dost, ister yaren, sen ol da ne dilersen o ol. Dilediğinde aşk ile emrine amadeyim…

Kategori: EDEBİYAT • Etiket: , , ,

Yazar:

Yunanistan kökenli bir ailenin mensubu olarak 1976 da İstanbul’da doğdum. Gazeteci bir baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin çocuğu olma münasebetiyle Anadolu’nun bir çok ilinde eğitim aldım.

Yorum (2)

Trackback URL | Comments RSS Feed

  1. İsmail Çıklaatlı. dedi ki:

    Yazık etme kendine,zorlama benliğini,o adamdan sana fayda yok çünkü;İsteksizlik çökmüş içine yaşlılıkla beraber.Yaşayan ölüden ancak topraktaki ölüler medet bekler.MUHABBETLE.

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: