Hayatın en keyifli hecesi…

4 Kasım 2017 0 Yorum

İliklerime kadar ıslanmanın keyfindeyim şimdi. Sırılsıklamım. Yer çekiminden de kuvvetli bir şekilde sana çekiliyorum. Sırılsıklam sokaklarda gezer miydim böyle? Yağmur yağsa da bir ıslansam der miydim hiç? Yağmur yağar da ıslanmayayım diye önlemler alırdım önceleri.

Ayaklarım  çıplak. Üzerim de incecik hatta şeffaf, hiç bir hissi saklayamadığım gibi dışarıya sızmasına engel de olamıyorum. Korunmasızım artık.

Sağanak yağanı tamamen tüm gözeneklerimden içeriye almak ve bende yaşamasından keyiflenmek istiyorum. Ilık ılık ve yoğun yağıyor yağmur. Bazen yürüdüğüm yolda önüme çıkan su birikintisinin içine zıplamak ve yerden yükselen o suyla coşmak istiyorum. Kollarımı sahip olduğum tüm yönlerime açıp dönerek yaşamın hiçbir yerini es geçmeden yine merkezimde bulmak istiyorum kendimi. Merkezim de. Merkezimin adı senin adınla tanımlanıyor. Üstüm başım tanımadığım bir şey kokuyor. İçime çekiyorum kokuyu ama daha önce bildiğim bir şey değil bu.

Sırılsıklamım şimdi. Yüzümdeki boyalar aktı. Gözlerimin altından kayıp giden karartılar var. Dudağımda bana ait olmayan tüm renkler çoktan silindi. Yanaklarım da senin için arındılar. İki avucunun içerisine yerleşmek istiyorlarmış, kulağıma öyle fısıldadılar. “Bir avuçluk ölçüsü var yüzünün” derdin ya bir avuçluk yüzümden limitsiz bir sevgi ile bakıyor sana gözlerim.

Başım zor tutuyor kendini. Göğsünü özlemiş. Yuvasına yerleşen bir kuş gibi yerleşmek istiyor göğüs kafesinin en nadide bölgesine ve orada huzurla dinlenmeyi arzuluyor. Yoran ne varsa unutmak, sadece kalbinin sesi ile dinlenmek istiyormuş.

Omuzlarımda sabırsız. Senin kol altında bir yer açmanı bekliyormuş kendini güvende hissetmek için. Sırtım da, göğsünde kendini güçlü hissetmeliymiş öyle dedi az önce. Hele saçlarım, her bir telinin arasında gezinmesini özlediği parmak uçlarını bekliyor. Günler geceler boyu parmaklarından ayrılmayacakmış saçlarım bana söz verdiler.

Dudaklarım yağmur damlalarının öpücükleri yerine, senin dudaklarınla mühürlenmek ve bir daha başka hiçbir dudağın açamayacağı bir kilitle esir olmak istiyormuş. Esarete gönüllü tüm hücrelerim. Vücudumu örten ne varsa bil ki yalnızca nadide mücevheri koruyan kadife bir kutu gibi. Sonsuz olabilmek için o kutunun sahibinin gelip, usulca açmasını bekliyor.

 

Sahibimsin diyen her bir zihin tınısına inat, direnen özgürlük delisi ruhumla mücadelem bu aralar. Bu yağmur altında sırılsıklamken daha da ıslanmak isteyişimin nedeni de bu savaş. Savaşacaksın deseler inanmazdım biliyorum. Ben savaşmak için bir nedeni olmayanmışım meğer. Keşke kendimle savaşmak zorunda olmasaydım.

Şu tepemden çekip gitmeyi istemeyecek kadar bana meftun olmuş, gölgesi eksik olmayan kara bulutlar, beni duyuyor musunuz? Bu sefer vakit tamam. Sizi terk ediyorum. Ayrılma zamanı şimdi. Göğe çekilin artık. Ne görüyorum, ne de duyuyorum sizi. Bu gölgeler benim değil. Rengarenk ve ışıl ışıl gökkuşağım oldu benim. Gökkuşağı varken güneş çıkar bilirsin. Güneşim, gökkuşağımı hediye getirmiş yanında gelirken. Sadece bana aitmiş artık. Öyle eskisi gibi ödünç de değil. Benim oldu, benim.

Gri bulutların getirdiği yağmurdan sonraki toprak gibi kokuyor her yanım. Mis. Kuşlar saklandıkları yerden çıktılar birer birer. Cıvıldıyorlar. Yeni goncalar açmış bahçemde. Çimleri yeni biçilmiş bir bahçe düzeninde ve kokusunda hayat. Keyif ne demek öğrenmek istiyorum artık.

Anlamlarını bilmediğim ama içime işlemiş şarkıların sözlerini mırıldanıyorum yarım yamalak. Ne keyifli ne yapacağını bilmeden de yapabilmeyi arzulamak bazen. Yanlış yaparsam diye korkmadan yaşamak. Galip gelen savaş yorgunu zihnimin içinde gezinen tek bir hece var benim için. Önüm arkam sağım solum hep o artık. Onu hayatımda istiyorum. Hiç bir şeyim olmasa da hayatım olsun istiyorum.

Hayatın en keyifli hecesi, gel artık seni diliyorum…

Kategori: EDEBİYAT

Yazar:

Yunanistan kökenli bir ailenin mensubu olarak 1976 da İstanbul’da doğdum. Gazeteci bir baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin çocuğu olma münasebetiyle Anadolu’nun bir çok ilinde eğitim aldım.

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: