Frida Geceleri…

11 Ekim 2017 0 Yorum

“Gecem. Tek hecem. Gece nasıl oluyor da tek hece olabilir, değil mi? Benim gecem tek hecelik. Herkese göre başka. Günlerin en güzel yanı, geceyi üzerine örtüp hayatımdan çıkıp gitmesi. İyi ki geceyi bahşetmiş Tanrı. Gitarın isyanı, üzüm kanının yansımaları, duvarda mum gölgeleri. Zihinde grisi bol karaya yakın koyu hatıralar var.

Varmak istediği yeri bilmeden koşuşturmada ruh. Zihin ile ruh şiddetli geçimsizlikten boşandılar bir kaç zaman önce. İki küs arasında kalan kusurlu insanlığımla yaşamaya çalışıyorum. Boş odanın içinde yankılanan ürkek sesimden geceye akıttığım şarkılar, cesaretini yitirmiş, terk ediliş, ayrılık, umutsuzluk ve bazen de vazgeçiş kelimelerinden yazılanlar. Geçer dedikçe geçmediğini farkında zihin ama ruh, “geçecek, kendini serbest bıraksın geçer” diye kavga halinde. İki küs varlığımın arasında bir gecedeyim. Tek hecenin hapsindeyim yine.

Yüzleşmelerin çoğaldığı yaşlardayım. Hep gece olsun istiyorum sanki. Güneş bana sorumluluklar, mecburiyetler ve mücadele getiriyor. Güneş bana beni diğer insanlardan ayıran yok olmasını dilediğim eksikliklerimi hatırlatıyor. İnsanlara sıradan gelen, bana göre fazlalıkları var. Kendimle başbaşa kalamıyorum ki hiç. Kendime şiirler yazıyorum bol küfürlü. Güz mevsimim sabitlendi. Sıkıldım hep aynıları tekrarlamaktan. Uzaktan bakıyorum kendime ve yaşadığım hayat içinde çok da fazla ben değilim aslında. Kırık döktüklerimi toparlayamayacağımı anladığım bu gecelerde, pişmanlıkların kara görüntülerini duvardaki gölgelerden izliyor zihnim ve ikide bir “Bak ruh gördün mü? Kandırdığın günler nelere mal oldu” diyor.

Kanmak istedim oysa. Yalanları işine gelen tarafından duyarsa insan, hoşuna gider. Hatta öyle bir hoşuna gider ki gerçekleri önüne sunan zihni kovar kendinden. Sonra da pişmanlık izleri, kırıklar, yaralar, yanıklar kalır geriye. Kimsenin suçu yok biliyor musun? O gözyaşının dökülmesi için kimseyi suçlayamazsın. Zihin haklı. Tercih ettiğin sahteliklerin uyuşukluğu hoşuna gidiyordu ya bir zamanlar işte bu günler o günlerin faturaları, vergileri. ödeyeceksin. Başka yolu yok.

Annemin bana hazırladığı gökyüzünden kendime bakıp kendimde yaşayanları yansıtıyordum önceleri. Sonra Diego’nun yansımalarını yansıtır oldum. Hayatım Tanrı’nın yansımalarıyla başlayıp hep başka varlıkları yansıtarak geçecekmiş meğer. Sakladıklarımı zannettikleri benleri göremediklerini kabul etmiyorlar, etmeyecekler. Sustuklarımı duyamayacakları gibi haykırdıklarıma da sağırlaştılar. Seveceğini zannettiğim bir avucun şiddeti ile sarsılmak ne demekse şiddeti getireceğini sandığım bir avucun beni sevmesinin ardından yaşanan his aynı biliyor musunuz? İkisi de şaşılacak olay.

Sen, gecenin assolisti, tüm hayat filmimin kahramanı, tek hecelik varlık, aşk. Sen. Öyle bir sihre bulaştırıyorsun ki insanı, sen geri çekildiğinde egonun varlığını hatırlıyor insan ve sonra ego acısından kıvrandırıyorsun zihni. Aşk büyüsüyle kendimi tam zannettiğim hangi an varsa, her biri için gerçeklerle yüzleştirecek kuvvette anılarım oldu. Hep gece. Hep gri ve hep teklik duygusu. Bir sonsuz yağmur yağsa ve aklanasıya kadar ıslansam. Ne kadar sürerse sürsün. Aklanmak arzusu, kusurlar yüzünden ya da aşka bu kadar teslim olduğum için değil, zihinle aşkı ziyan ettiğim için kirlendi ruhum. Ruhumun arınması için ne kadar gerekiyorsa o kadar ıslansam, arınsam olmaz mı? Söz, bir daha kirlenmek yok. 

Geçmiş aynasının kirlenmesine neden olan neler var bir bilsen. Aşka layık olamadıysak, zihinle suç işlemeyi seçiyoruz her birimiz. Bir liste çıkartalım bakalım. Bizi kırıp dökenler ve kırıp döktüklerimiz. Kendini her zaman masum zanneden insan, bak bakalım hesap ne çıktı? Acıtıldığım yerden acıtmak canımı yakıyor. Utanıyorum ve maalesef insanım. Kusuru bol bir varlığım.

Mükemmel diye bir şey yok bu hayatta sanırım. En azından “her şey yolunda” kısmı bana hep fazla görülüyor. Her şey yolundaysa benim bünyem kaldırmaz diye düşündü Tanrı belki de. Hep biraz fazla ya da biraz eksik her şey. Oldurmalı durumlarla idare etme alışkanlığı kazandım. aşkı bir kaza olarak nitelendireceğim bir hayatım olmasını ben tercih etmedim ama bana yaşattığı his bundan farklı değil. Büyük bir kazaydı ve ben defolandım, lekelendim, engellendim, eksildim.

Bedensel eksikliğin sızıdan başka yaptığı hiç bir şey yok. dozajı zamanla arttırılan ağrı kesiciler, şifalı bitkilerle iyileşirsin biter. Ya ruh yaraları? Ah aşk. Tam da dişiliğimin en limitsizliğini hissettiğim bu yaşlarımda, neden başka bir dişi için eksiliyorum? Zihin saraylarında bir yerde saklanan o küçük kızı yeniden meydana çıkartıp birlikte büyüten aşk, bedenim eksik diye mi bu benden vazgeçmiş hallerin.

Yatakla senden daha çok hayallerimiz var, senden daha çok yaşanmışlıklarımız, senden daha çok acılarımı paylaştı bu yatak benimle. Senin yokluğundaki boşluğu dolduran yatağımda, renklerle avunurken, avunduğumu sandığım o beyaz tuvalin üzerine iyliksizliklerimi işlemişim lime lime. Gidişlerin acıları, geride kalmışlıklıktan az değil. Gidiyorum. Her gece gidiyorum senden, kendimden ama sabah o herkesin yaşayıp benim hala yatakta olduğum günler var ya artık olmasını istemiyorum.

Günler seni benden ayırıyor hatta artık bazı gecelerde. Sen gitsen kokun kalıyor ve yastıkta kafanın ağırlığından oluşan o çukur. Buruşturup kırıştırdığın o çarşaf ve komodinin üzerinde dudaklarına dokunma şerefine erişmiş kadehin. Kültablası, piponun tüketilmiş boşluğu, karşımdaki paravanın üzerine gelişigüzel atılmış iki bedenlik ceketin. Biliyor musun? Tanrı bilmiş de iki kişilik ölçüde bir bedenle yaratmış seni.  İki kişinin sığacağı tek kişilik o bedenini diyorum. İki ruhun var senin. biri şefkatli, merhametli, sevgili, aşklı ve huzurlu, diğeri acımasız sadist ve sapkın. İkisi için de severim seni çünkü eksik kaldıklarından kötülüğün ve eksik bırakmamak için tüm iyiliklerin var. Bu senin tercihin değil. 

Sen. Sen, benim tercihimsin. Sen benim her gün beni öldürsen de, ceset halimle beni  hayata bağlayan en önemli  sebebimsin. Yaşasın yaşamak!”

“Frida Geceleri” kitabımdan küçük bir hediye…

Kategori: EDEBİYAT, KİTAP • Etiket:

Yazar:

Yunanistan kökenli bir ailenin mensubu olarak 1976 da İstanbul’da doğdum. Gazeteci bir baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin çocuğu olma münasebetiyle Anadolu’nun bir çok ilinde eğitim aldım.

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: