İki kıyının anıları… Kos & Bodrum

14 Eylül 2017 0 Yorum

Bugün mavi beyaz boyalı, iyot kokan anılarımı anlatmak istedim. Geçtiğimiz haftanın tamamını karşılıklı iki güzel kıyı kent de geçirdim. Bodrum ve Kos anıları biriktirdim ve tabi ki ufak tefek tavsiyeli notlar aldım. Sevimli anılarda oluştu garip hikayelere de şahit oldum ama güzeldi, temizdi, duygu yüklü bir bulutun içinde mutlu gözyaşlarım oldu.

Bodrum’da bir ailenin evinde konuktuk. Aile evinde konuktuk diyorum çünkü son gün bir aile yemeğine davetliydik otelde. Aslında bir otelde müşteriden başka bir şey değildik ama son veda yemeği otelin işletmecisi ailenin elleriyle hazırladığı şahane terasta Bodrum manzaralı bir sofrada tamamlandı.

Windmill Hotel’in sahibi Atilla Basman ve eşi Gülcan Hanım, kızı Esen, oğlu Eren ile birlikte ev yapımı aslan sütü demlenmelerinde mis gibi balık roka ve Ege incileri sofrasında keyiften başka o otel de aklımda gelen iki önemli nokta var. Temiz ve beyaz. Otelin tüm mobilyaları, ev tekstil ürünleri, aksesuarları beyaz. Beyaz kiri pası net gösteren bir renktir. Bu otel de en çok dikkatimi çeken o beyazın pırıl pırıl ve kusursuz oluşuydu. Otelin işletmecileri oteli devir aldıktan sonra neredeyse her yeri söküp yıkıp yenilemişler. Sanki her oda ilk kez kullanılıyor gibi.

Atilla Bey, İstanbul efendisi kibar ve sevecen tavırlarıyla bize evimizde hissi yaşattı. Limana yakın Bodrum merkezin kalbinde bu beyaz rüya, en lüks otellerden daha temiz anılar biriktirmemize sebep oldu. Bodrum’da uyunmaz pek bilirsiniz işte. Bu sebeple benim gibi seyahat anlayışı olan arkadaşımla uyumadan uyumaya geldiğimiz otelin en güzel yanı terastan Bodrum Kalesi manzaralı kahvaltı keyfi yapıyor olmamızdı.

Türkiye  hizmet sektörü anlayışı ile çok eleştirilen bir ülke olmayı hak etmiyor. Dünyanın bir çok yerinde şüphesiz bir çoğumuz seyahat edip konakladık. Restoranlarında yemek yedik. Kafeler de enfes kahveler içtik. Leziz yemekler şık mekanlar temiz ve özel sunum her şeyi onaylıyorum. Bir şey dikkatimi çekiyor aslında. Dünyanın bir çok ülkesinde kahvaltı kültürünün olmayışı, geçiştirilmiş hızlı tüketim ürünleri ile beslenme şeklinin dışında bizim yeme içme işine ne kadar da özendiğimiz açık ara farkla ortada. İnsan güne güzel başlamalı öyle değil mi? Üstelik bir de tatildeyseniz iyi bir kahvaltı etmek istersiniz. Sanırım ülkemizi ziyarete gelen farklı uluslardan insanlar bizim tesislerimiz de kendilerini sultan zannediyordur.

Bodrumda geçen güzel anıları bir ara durdurup Kos’a geçtik. Kos, diğer Yunan adaları gibi Marmaris, Bodrum ve Ege kıyılarımızda bir çok yere benzer. Liman bölgesi neredeyse Bodrum ile aynı. Biz biraz daha gelişmişiz hatta. Burası nasıl bir yer acaba diye düşündüğünüzde ben ve arkadaşım gibi ilk gün yaya durumdaysanız ve keyifli bir çocuk anısı biriktirmek isterseniz, adanın bir çok yerini gezdiren minicik lokomotiflerden oluşmuş etrafı açık seyahat trencikleri var.

Davetli gitmenin avantajları ile dostlarımızla da bir arada vakit geçirdik. Artık Kos’ta kocaman bir ailem var. Afendoulis Hotel de konaklamak üzere çantaları sırtladık ve kapılarına dayandık. Alexis Zikas ve harika ailesi ile birlikte tatil yaptık diyebilirim.

Alexis’in eşi Denise’in yaptığı reçeller,  kurabiyeler, ananaslı muzlu kek derken iki kilo daha eklendi bedene. Kızı Kiriaki ve damadı Dimitri ile yarım yamalak bir lisan kullanılsa da sıcak sohbetli bol güler yüzlü anılarımız oldu. Kiriaki de benim gibi orjinal el yapımı aksesuar hayranı. Yağlı boya tablo gibi desenli stilettolarım dikkatinden kaçmadı tabi ki. Bir daha ki sefere giderken bir çift onun için götüreceğim.

Otelin klasik ada zemini ile kaplı bahçesinde limon ağacından gelen rüzgara karışık kokularıyla içtiğimiz kahveler de daha da keyifliydi. Yeşile doymuş bir bahçe ve benim en sevdiğim beyaz cam metal kombinasyonlu bahçe mobilyaları güzelliğinin içinde sohbetler çekilmiş sayısız fotoğrafları süsledi.

 

Alexis’in kendi zeytinliğinde yetiştirdiği minicik zeytinleri ve yine kendi zeytinlerinden ürettiği zeytinyağı mutlaka tadılmalı diyebilirim. Zeytinleri ilk gördüğümüzde arkadaşım Tülay Öz ile birbirimize bakıp susmuştuk ama yemeye başlayınca minikliğine inat lezzeti bizi bizden aldı diyebilirim. Tatlı ile arası açık olan ben Denise’in limon, domates,kabak, ayva,incir ve kayısı reçellerini her gün bir çay kaşığı kadar tatmayı kabullenmiş bir şekilde, arkasından ikram edilen kahveyle yine Denise’in eli değen nefis kokulu keklerinde kayboldum. Bu otelde kesinlikle karşılaşacağınız bir kaç şey söyleyebilirim. Güler yüz, görsel bir şölen ve leziz yemekler.

Otelde sabahları bahçe keyfi, ya geceleri? Kendince aile ortamı bir uygulama yapmışlar. Gece kaçta gelirseniz gelin bahçe kapısının anahtarı sizde olduğu için evinize geldiğinizi hissedeceksiniz. Mutfak, dolaplar ve buzdolabı hep açık yani kilit altında değil. Tülay ile anahtarla kapıyı açıp içeri girdik ilk gece, Tülay mutfağa daldı dolaptan iki içecek kapıp yanıma geldi ben aralarındaki bu özgür ev kuralını duymamıştım daha önce tabi bu sebeple “Ne yapıyorsun kimse yok” dediğimdi bastı kahkahayı. “Oteli soyuyoruz gel suç ortağım” dedi. Gülüştük. Meğer mutfak çıkışında barın üzerine bir liste koymuşlar. Aldığınız içkiyi oda numarasıyla birlikte yazıyormuşsunuz. “Güvene bak” dedim. Türkiye’de böyle bir uygulama neye dönerdi diye düşünmedim de değil tabi ama bu uygulama da harikaydı.

Otele ilk geldiğimiz gün eline bir harita alıp nereden nereye gidilecek, neler görülecek her birini üşenmeden bize bir bir anlatan Alexis, bunu sadece bizim için yapmıyor. Misafirlerinin tamamına tek tek anlatıyor adayı. Her akşam kokoşlaşıp süslü püslü otelden çıkacakken Alexis ile karşılaşırdık. Daima kibar iltifatlarının ardından, bir süre ayaküstü sohbet ederdik. Bizi pozitif enerji ile yükler sonra da  vedalaşırdı. Biz Tülay ile birbirimizi fotoğraflarken hemen iş başına geçerdi. Samimiliği sevecenliği güler yüzü leziz yemekleri limon ve yasemin kokulu çiçeklerle yeşil bir bahçeyi yaşamak istiyorsanız Afendoulis Hotel doğru adres diyebilirim.

Ada’da günler sadece otelde geçmedi elbette vaktimiz. Ada’da bizi ağırlayan dostum Samis Paizinoglou, fırsat buldukça bizi bir yerlere kaçırdı elbette. Zia köyüne gittik birlikte. Panaromik bir Kos manzarası eşliğinde leziz yemeğimizi yerken keyifli sohbetimizi sürdürdük. Kos Limanı’ nın 17 km. güneydoğusunda yer alan Zia köyü gerçek anlamda muhteşem bir görselliğe sahip.

Köy ayrıca yöresel Yunan yemeklerinin de sunulduğu özel bir yerdir. Köy içerisinde irili ufaklı pek çok küçük restaurantlar göreceksiniz bu restaurantlarla beraber gene pek çok tavernada var. Biz kendimize yemek için Oromedon’u seçtik.  Beyazın bol olduğu her yer benim mekanımdır. Muazzam bir manzarası var. Yemekler şahane. Testide gelen soğuk su da ayrı bir hava katıyor. Şarapta testinin içinde ikram ediliyor.

Dikeos Dağı’na sırtını yaslayan restorandan adayı izlemek huzur ile aynı anlamda anılabilir. Yol üzerinde yer alan 3 adet kiliseyi de görmenizi öneririm. Maalesef yaşanan son deprem adaya ciddi hasar vermiş. En görkemli yapıları zarara uğramış.  Köye gün batımına yakın gelmenizi tavsiye ederim, güneşi denize gömerken rüzgar esintisinde göz göze can cana sohbet edin. Yaşadığınızı anladığınız anlardan biri olacak bana güvenin.  Adada gün batımı izlemek için gidilen en popüler yer de Zia Köyü’dür.

Adanın merkezinde gezmediğimiz sokak kalmadı. Beyaz derz dolgulu taş sokakları süsleyen rengarenk dükkanların arasında salındık durduk. Onu mu alsak buna mı baksak diye vıdı vıdı ede ede gezinirken fotoğraflar maddi çöküşümüze engel oldu şükür. Vie Kafe’nin gece halleri de bir başka. böyle bir şeyler içelim dedik fotoğraftan da anlayacağınız üzere öyle bir sunum yaptılar ki içmeye kıyamadık yahu.

Bir gece otel merkeze yakın bir lokasyonda olduğu için yürüyerek dönüyorduk. Limanın ışıkları, uzaktaki yelkenliler teknelerin ışığından daha çok göz kamaştıran ay bizi dalga sesleriyle denizin kıyısına çekti. Sahile yanaşıp detone seslerimizle Sezen Aksu ektik geceye. Benim tek ezbere bildiğim Apopse thelo na pio Haris Alexiou’nun şarkısı da söylenince iki kıyının ortak gecesini yaşamış olduk. Aynı gökyüzü altında aynı denize bakıyoruz. Hangi kıyıda olursak olalım hep karşı kıyıdayız. Yeni kitabımın tohumlarının atıldığı Kos, bana “Karşı kıyının ortancası” kitabımı hediye etti diyebiliriz.

Hipokrat Ağacı yanında Cezayirli Gazi Hasan Paşa (Lonca) Cami’nin avlusundaki kafede huzurla birlikte bir şeyler içebilir, kafenin arkasındaki Keramos’tan kendiniz için harika taşlarla süslenmiş muhteşem tasarımlı aksesuarlar alabilirsiniz. Maalesef Kos depremi sonrası Cami’nin şadırvanı yıkılmış. Etrafını çevreleyip ziyarete kapatmışlar. Ana meydandaki Cami’nin minaresi de şadırvanın üzerine yıkılınca şadırvanı boş bir araziye taşıyıp restorasyon için kolları sıvamışlar bile. Meydanda adım başı restoran ve kafeler göreceksiniz. Alabildiğine renkli mağazalar da var. Demokrasi meydanındaki Bella Somra diye binilen Güzel Gölge anlamı taşıyan ağacın gölgesinde keyif yapabilirsiniz.

Adanın her yeri görülesi güzellikte şüphesiz. Liman dışında Hipokrat’ın adasının gezilecek en mühim yeri Türk Köyünden geçip gideceğiniz Hipokrat’ın hastanesi olan Asklepion’dur. Memleketi özlediyseniz Türk köyündeki restoranlar kafeler ideal. Çay, kahve, bizim usül yemekler her şey var. Benim tercih ettiğim mekanlar değil. Ben neredeysem o topraklara ait olanları denemeyi seviyorum. Limana yakın iyi bir restoran isterseniz tavsiyem Nick the Fisherman olacaktır. Üzgünüm ama deniz cennetinde deniz ürünü yenilir. Köfte, döner isteyenler için meydan en uygun seçim olacaktır.

Bir çok plajı var elbette ama benim için plaj Kefalos Bölgesinde bulunan Paradise Beach. Tepeden muazzam görünen plaj, eşsiz bir denizi içinde barındırıyor. Su sporları yapabileceğiniz bir alan da mevcut ancak Bobble Beach tarafında denizin içinde kaynak sebebiyle oluşan kabarcıkları izlemek farklı bir deneyim olabilir. Balıklar her zaman sizinle birlikte ve su içilesi denilecek kadar temiz.

Kefalosta sakin bir mekanda deniz ürünlerinin lezzetlerini tatmak isterseniz Faros restorant tavsiyemdir. El boyaması ile süslenmiş şahane şarap şişeleri edinebilirsiniz. İşletme sahibinin yağlı boya ile yaptığı resimler şarap şişelerini tam bir sanat eserine çevirmiş. Yazının sonunda adaya ait şahane fotoğraflar göreceksiniz. Hem gittiğimiz mekanlar hem de otel ile ilgili bir kaç fotoğraf daha paylaşıyorum sizlerle.

Kos’un gecesini gündüzünü dolu dolu yaşadıktan sonra Bodrum’a dönüş zamanı geldi. Güzel anıları zihin heybelerimize doldurup feribotta bulduk kendimizi. yine karşı kıyıdaydık. Kos’a göre karşı kıyı Bodrum Limanında.

“Bodrum Bodrum” ve benzeri şarkılar az anlatıyor Bodrum’u. Ah bir de aniden kalabalık ortadan kalksa bir saatliğine ne kadar güzel olacak. Baktık Tülay ile kalabalığı yok edemiyoruz biz kaçalım dedik. Attık kendimizi tekneye ve doğru koy gezmesine çıktık. Orak Adası denilen saklı cennete geldiğimizde suyun büyüsü bitirdi bizi. “Sanırım ben eve dönmek istemiyorum” dedirtecek kadar güzellikteydi.

Gecesi aldığım güzel bir haber kutlama gerektirdi tabi. “Tomris’çe” kitabım 15 gün içerisinde 3. Baskı oldu. Attık kendimizi Bodrum gecelerine. Kulüp mulüp açmıyor artık bizi. Hedefe doğru giderken yol üzerinde değişik melodiler cezbetti. Kanuni Gürcan, grup dostlarıyla birlikte % 100 Turunç adlı mekanda bizi yoldan çevirtip sabaha kadar aynı mekanda tutacak kadar iyi müzikle ruhumuzu doyurdu.

Ertesi gün son gündü. Aspat yolcusu kalmasın dedik. Keyifli huzurlu mavili yeşilli bir günün ardından dönüş için hazırlıklar tamamlanınca bitenlerin ardından başlangıçlara doğru ilerledik.  Teşekkürler Kos, teşekkürler Bodrum. Hayatımda huzur iziniz var.

.

 

 

Kategori: SEYAHAT • Etiket: , ,

Yazar:

Yunanistan kökenli bir ailenin mensubu olarak 1976 da İstanbul’da doğdum. Gazeteci bir baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin çocuğu olma münasebetiyle Anadolu’nun bir çok ilinde eğitim aldım.

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: