Sessizlik sensin…

19 Ağustos 2017 6 Yorum

 

 

Sessizlik tanımımın içindeki gizli öznem, kendimi bile dinlemiyorum seni dinlediğim kadar. Kelimelerin, gülüşün, sana ait ya da başkasından bahşedilen senin dillendirdiğin cümlelerin ve avucumun içine sığan yüzünün sessizliğini dinliyorum. Seni susturan hayatın gürültüsü beni de susturdu, aşkı da lal etti şimdi.

Uzun uzun sustuk seninle. Susuyoruz. Ölüyoruz yavaş yavaş. Tükeniyoruz. Kalbin ritminin yavaşlamasına eşlik eden soluk nefesler gibi hisler. Alabildiğine geniş bir arazinin üzerinde yüzünü güneşe dönen ayçiçeği ya da sararmış başaklar gibi salınıyor hatıraların zihnimde. Salındıkça sessizliğe gömüyorum kendimi. Susuyorum. Sen sustukça ben susuyorum. Aşk susuyor.

Gürültülü mekanlarda attığım ayarı kaçmış kahkahalarımın ardındaki gerçeklik gölgesi sensin. Kimse seni fark etmiyor merak etme ben iyi rol yapıyorum.  Görünen gülüşlerimin ardında bunu başarabilmek için kendimi zorlayışlarımın sebebisin. Sen bana  zorla yaşıyor taklidi yaptırıyorsun.

“Ne hali varsa görsün” yalanımdaki özne, ne halin varsa bırak o hallerini de gel artık. Sayende etkili bir yalancıyım  ve en az Can’ım Yücel kadar da küfürbaz oldum. Ağzımdan büyük, cinsime yakışmayan küfürlerimin yüzünden bana bakan şaşkın yüzlerin de sebebi sensin. Adını küfürle birlikte anışlarımda bile sana olan sevgimin zerreleri apaçık etrafa saçılıyor ve sen görmüyorsun. Kızıyorum, kırılıyorum, deliriyorum, yoruluyorum kendimle savaşmaktan ve biliyorum bütün bu hislerin tek bir nedeni var. Seni hala seviyorum. İyinin olmadığı hislerim var hala sana. Hislerim varsa hala benim için önemlisin biliyorum. Senden nefret etmemeyi diliyorum sana karşı bir hissim olmasın diye. Seni sevmekten başka bir his içinde özne olmamanı istiyor ben de yaşayanların.

Ne oldu da bu kadar sevdin onu diyorlar? Neden? Ne özelliği var ki bu kadar seni etkiledi, perişan etti bu kadar ve küstürdü aşka. Sevdim diyorum. Sebepsiz. Sebep armaya kalksam sevemem diye korkuyorum, sormuyorum kendime Seni sevmekten başka bir hissi sana karşı yaşamayı bilmiyorum çünkü. Korkuyorum seni sevmeyişim de yaşayacağıma emin olduğum bensizlikten. Kızıyorum dedim ya o kırgınlık, kızgınlık yalnızca kendime ama bunu kimse anlamıyor. Bakmasaydım sen nidalar atarken etrafta mahçup gözlerine ve duymasaydım sesini. Her on dakika da bir yakalamasaydım bakışlarını ve görsem bile önemsemeseydim aşkı dikine kesen gözlerini. Sen dokunmak istedikçe bir ekranın içinden bana yok sayabilseydim keşke.

Canıma yakınımla yakındın. Karşımda oturmadın göz göze gelmeyelim diye o akşam hatırlıyor musun? Karşındaki aynadan bakıyordu bana gözlerin ve birden parmaklarımın uçlarından öptü kalbinle dokunduğuna emin olduğum dudakların. Cemal Süreya boşuna dememiş adam; “Bazı adamlar incitmeden sevemezdi… Kırardı, dökerdi, yangınlar bırakırlardı arkalarında… Bazı adamlarsa geçmişi unutturur, parmak uçlarından öperdi…” Geçmişi unutturmak için öptüğün parmak uçlarımda kanayan yaralarım var şimdi. Sen kırdın, döktün, lime lime ettin, öptün, sevdin, sardın, yücelttin ve göğe taşıdın enkazın altından çıkartıp beni. Göğe bakarken Turgut Uyar’ın dediği gibi, birden elini çektin ve yavaşça süzülmeye başladım enkazıma doğru yeniden. Birden hırpalandıkça dönüş yolunda hızlandı o beklenmedik yolculuğum. Çakılmak suretiyle indiğim yeni enkazımın altında, üzerime yığdığım sana ulaşamamış duyguların yazılı olduğu ucu yanık mektuplarla gizleniyorum şimdilik.

Bazen Tanrı’nın mükafat olarak sana gönderdiğini sandığın armağanları yeni bir sınavın en kazık sorularıdır. Üstelik hazırlıksız yakalandığını görmezden gelir,  bildiğin yerlerden çıktı zannedersin o soruları. Zannetmek insanın kendini gönül rızasıyla ateşe atmasıdır. Bilmediğin yerden gelen o bilinmezlik, geçmişte esir bırakır seni. Yeni bir Aşk’a kadar kapalıyım şimdi. İçeride tadilat var…

Kategori: EDEBİYAT

Yazar:

Yunanistan kökenli bir ailenin mensubu olarak 1976 da İstanbul’da doğdum. Gazeteci bir baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin çocuğu olma münasebetiyle Anadolu’nun bir çok ilinde eğitim aldım.

Yorum (6)

Trackback URL | Comments RSS Feed

  1. birkan dedi ki:

    Bir güz kaldı bir aşktan geriye. Zihin geriye sardıgı filmi bir kez daha izlemek istiyor ama asla olmayacak. Zira sadece aşktır gidip de dönmeyen. Döndüğunde hem kendinde ve hem de aşiğindaki zaman fonksiyonlu başkalaşmanın şekilsizliğine katlanamaz.
    Sanki Edip Cansever yazmıs gibi. Calısmanız sırasında empati gibi belkide.
    Ama her neyse. Böyle bir mektubu alıp da dönmeyen olur mu?
    Yeterki yazılsın. O hep bırakır o her nasıl halse hallerini.
    İnsanın; “siz gerçekmisiniz sahiden” diyesi geliyor.
    Yaşanmadan yazılmaz ki…
    Hayata hep sevgiyle…

    • Nazan Arısoy dedi ki:

      Merhaba,

      Dönsün sevsin gelsin alsın sahip olsun diye değil sebepsizlikte yaşanan aşktır. İster dönsün ister dönmesin aşk ben de güzel, sen de güzel. Gerisi vesaire…

    • Nazan Arısoy dedi ki:

      Merhaba,

      Dönsün sevsin gelsin alsın sahip olsun diye değil sebepsizlikte yaşanan aşktır. Sebep aradığın sonuca baktığın hiç bir his gerçek ve kabullenilmiş değildir. İster dönsün ister dönmesin aşk ben de güzel, sen de güzel. Gerisi vesaire…

      • birkan dedi ki:

        İtiraf etmeliyim ki; cevabınızdaki anlamı tam olarak kavrayamadım.
        A evet! Yanlıs söyledim. Anlamı değil. Anlam oturmuş, tam. Bu anlamdaki bir cevabı benim bir parça light diyebileceğim yorumum mu gerekli kılmıs.
        Halbuki daha az ciddi(!) olmak adına naifçe bir espriydi.
        Yoksa tabiiki aşk olanda güzel.
        Sende bede onda..
        Saygılarımla…

      • birkan dedi ki:

        İtiraf etmeliyim ki; cevabınızdaki anlamı tam olarak kavrayamadım.
        A evet! Yanlıs söyledim. Anlamı değil. Anlam oturmuş, tam. Bitiş anlamı yoruma muhtaç bırakmamış. Bu anlamdaki bir cevabı benim bir parça light diyebileceğim yorumum mu gerekli kılmıs.
        Halbuki daha az ciddi(!) olmak adına naifçe bir espriydi.
        Yoksa tabiiki aşk olanda güzel.
        Sende bede onda..
        Saygılarımla…

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: