Beni Se-ve-cek-sin!

21 Haziran 2017 4 Yorum

Banyodaki aynada uzun uzun yüzümü inceledim. Morlarım kurumuş kanlı dudaklarım, kaşım, çok renkli acıklı bir tablo gibi karşımda hayatımın gerçeğini yansıtıyordu. Ailem beni terk etmişti. Babam Hikmet’in peşinde memleket kurtarma çabasındayken ailesini koruyamadı. Kolaya kaçtı.
Ne en çok güvendiğim Feryal, ne de annem benim burada olmamdan rahatsız değildiler belli ki. Akın ile Miray kim bilir ne yaptılar? Derya üzüntüden kahrolmuştur. Okula gidebiliyor mu acaba? Göz göre göre beni bu sapık adama bıraktılar. Onca gün tek bir haber gelmedi. Aramadılar. Polis de yok.

Demek ki unuttular istemiyorlar beni. Oysa ben kendimi bildim bileli ince kemikli omzumda taşıdım onları. Yüklerini sırtıma vurup ne eğildim, ne büküldüm, ne de of dedim. Şimdi neredeyim? Obsesif sapık bir herifin banyosunda ağzım yüzüm dağılmış aynanın karşısında durup kendimin yaratmadığı bir tabloyu izliyorum. Bunun adı kader değil de ne? Küveti doldurdum. Şampuanı içine boca ettim. Bu eve geldiğimden beri kendim için yapmak istediğim ilk şımarıklığımdı.

Küvete dolan su sesini duyunca Jehat kapıya vurdu.

– Beni de alsan içeri.
– Su dolsun alacağım.
– Sahiden mi?
– Sahiden.

İlk defa kendi istediğim için tecavüzcümle sevişmeye karar verdim. Oldukça radikal ve hiç düşünmeden alınmış bir karardı bu. Ben bu adama mahkûm edilmiştim. Ölmek kadar tükenişti işte. Kendim için bana sahip olsun dedim. Sebebini hiç önemsemedim. Ben isteyince ne olacak diye düşündüm. Kaderimi kabullenmek mi bilmiyorum ama gerçekten bunu yapmak istedim. Saçlarımı ensemde topuz yaptım. Çırılçıplak soyundum. Kapıya yanaştım. Küvet şahane köpük olmuştu. Banyo mis gibi kokuyordu.

– Jehat ben anahtarı çevirir çevirmez girme banyoya. Üzerini çıkart iki dakika sonra içeri gir.

– Tamam, canım dediğin gibi olsun.

Adam tecavüzcümdü ama yakışıklıydı. Nasıl olsa ölünceye kadar artık hayatımda olacaktı ve ben onu kabullenmeliydim. Küvete girip uzandım. Elleri günah işlerken utanmadığı ama görülmesini istemediği uzvunun üzerinde bağlı banyoya geldi.

– Küvete gir.
– Tamam.
– Bugün ben ne istersem sen onu yapacaksın. Lider benim buna alışmamız lazım. Nereye kadar bana tecavüz edeceksin?
– Haklısın buna bir son verelim artık.

On sekiz yaşında aşkla teslim olmuş, on dokuz yaşında tecavüzle tanışmış eski muhafazakâr kız Deniz olarak aslında tam olarak ne yaptırmam gerektiği ve neden zevk alacağım konusunda hiçbir şey bilmiyordum. O ana kadar Jehat ile yaşadığımız hiçbir şeyden zevk almamıştım.

– Bana gerçek bir orgazm yaşatmanı istiyorum zorlama değil. Gerçekten benimde arzulayabileceğim bir adam olarak gerçek bir birleşme yapalım istiyorum. Bunun doğalı nasıl merak ediyorum. Yöneteceğim dedim ama ben nasıl yapacağımı bilmiyorum. İlk kez sana vücudumu kendi isteğimle sunacağım sen de kıymet vereceksin. Değersiz bir et parçası gibi davranmayacaksın. Sadece kendin zevk almayacaksın ben iyice zevk alana kadar uğraşacaksın anladın mı?

– Seve seve aşkım. Teslim ol yeter. Bunları duyduğuma inanamıyorum.

Gülümsedim ama hiç utanmadım. Yerimde kımıldayıp köpükleri avucumun arasına aldım üfledim. Üflerken büzdüğüm dudaklarım Jehat’ı tahrik etmiş olacak ki hemen hareketlenip yüzüme yaklaştı. Eliyle çenemi tuttu hiç karşı koymadım, gözlerimi kapatmadım. Dudakları dudaklarıma dokundu, geri çekildi. Gözlerime baktı.

– Emin misin?
– Evet.

Tekrar yaklaştı uzun uzun gerçekten arzu ile öpüşmeye başladık. Öpüşmeyi kestiğinde beni kaldırıp öne doğru çekti. Küçücük küvette yer değiştirmeye çalışıyordu. Benim yerime geçti, sırtım ona dönük şekilde beni sardı. Sırtıma masaj yapmaya başladı.

– Rahatla bir tanem hala gerginsin.
– Titremeye başladım ben galiba devam edemeyeceğim.
– Sakin ol.
Yeniden sarıldı.
– Rahatla aşkım sana tek bir kez bile vurmak yok. Canını da acıtmayacağım söz. Bugün bana dünyaları bağışladın inan şu hareketinle.
Boynumu biraz yana çevirdi yeniden öpüşmeye başladık.

Elleri artık serbest bir şekilde daha önce hiç dokunmadıkları gibi vücudumu okşuyordu. Parmakları üzerimde gezinirken daha önce hissetmediğim kocaman his yumağı vücudumu ürpertiyordu. İlk defa en kuytularımda hissettiğim parmaklarından, boynumdaki öpücükleri ve dilinin ıslattığı yerlerimden tiksinti duymadım. Ona dokunmak istediğimi hissettim. Soğumaya başlayan köpüğü kaçmış suyun içerisinde vücudumu çevirip ona doğru döndüm. Şaşırdığı her halinden belliydi boynuna sarıldım. Yeniden uzun uzun öpüşmeye başladık. Dizlerimin üzerine çökmüştüm. Kollarımın altından tutup havaya kaldırdı. İstemsiz ve beklenmedik bir şekilde bacaklarımı açıp onun açık bacaklarının üzerine tam da kucağına oturdum.

Bakıştık, yeniden öpüşmeye başladık. Öpüşmenin ne duygusu yaşattığını anlamam zordu. Ben bu hislere ne zaman karar verdim ya da ne zaman istedim bunları ve bu hissettiğim şey neydi bilmiyordum. Kocaman ellerinin kuvvetiyle kavradığı belimin üzerinden çekip, sırtımın tüm parçalarında gezdirirken ilk kez sevdiğini hissetmeye başladım. Bir kadının sevilmesi böyle başlıyordu. Bunu daha önce hissetmemiş gibi davranıyordu. Bir eliyle saçlarımın altından kavradığı ensem bu sefer zorla tutulmuyordu. Saçlarımı kokluyordu. Ensemi kavrayan elleriyle kendisine çektiği başımın
en uyarıcı yeri ile dudaklarımla baştan çıkartıyordu beni.

Dudaklarının arasında ıslanan vücudumun her bir parçasını hissetmeye başladım. Sanki gözeneklerimden havaya savrulan bir koku vardı etrafta. Tutku iştah kabartıyordu. Biraz daha öpmeliydi. Daha fazla sevmeliydi beni. Daha çok hissettirmeliydi kendini. Konuşmasına katlanamazken ağzından damlayan şehveti ile sardı bedenimi. Saçlarımda gezinen elinin, sevgiden başka bir şey için orada olmadığını bilmek bile kendimi iyi hissettiriyordu. Oysaki saçlarım onun işini kolaylaştıran bir yardımcıydı. Şimdi ise bana sadece sevildiğimi hissettiriyordu. Göğüslerimi ısırmasından bile rahatsız olmadığımı fark ettim.

Hızlanan hareketleri ile irkilmemden rahatsız olduğu her an, yavaşlamaya beni rahatlatmaya çalışıyordu. Suyun içerisindeki dalgalanmada bana hissettirdiği şey, bu his ne zaman oluştu? İçimden bir kelebek kanatlarını açıp birden bacaklarımın arasındaki mağarasından dışarı kaçtı, özgürlüğüne uçtu sanki. Uzun uzun birbirimize sarıldık. Ağlamaya başladık. İkimizde ağlıyorduk. Bu neyin rahatlamasıydı şimdi anlayamıyordum. Sarılıp tecavüzcümle az önce zevkten uçurduğu için mi ağlıyordum? Peki, o niye ağlıyordu?

Tesadüf Serisi 2- “Beni Seveceksin” adlı kitabımdan küçük bir hediye… 5 Şubat Yayınları

Kategori: KİTAP

Yazar:

Yunanistan kökenli bir ailenin mensubu olarak 1976 da İstanbul’da doğdum. Gazeteci bir baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin çocuğu olma münasebetiyle Anadolu’nun bir çok ilinde eğitim aldım.

Yorum (4)

Trackback URL | Comments RSS Feed

  1. BİRKAN dedi ki:

    Yazar adın riskli, okuyucu hesabına ilginç bir konuyu kısa ama iç içe açılan kapılar misali derinlemesine aktarırken okuyucu tarafından cevabı verilecek sorular bıraktınız geriye, kuşkusuz maksatlı olarak.
    Burada artık yorumlara cevap vermediğinizi düşünmüştüm. Çünkü daha önce “Çingeneyim” adlı yazınıza yaptığım yorumu sayfanızda görememiştim. Burada daha detaylı yapılabildiği için blogda kısa tutmuştum.
    Her neyse.
    Çok istememe rağmen bu kitabınızı henüz okuyamadım. Edinemedim geniş aramalarıma rağmen. Pes etmiş değilim. Öncekiler gibi okuyup ve uyarına da gelirse yorumumu sizinle paylaşmayı düşünüyorum.
    Buraya aldığınız bölüme gelince:
    Sizin tarzınıza uygun. Hiç beklenmedik bir anda hiç umulmadık sürprizler olabiliyor. Obsessif kişiliğin kendisinin bile hesapta olmayan dönüşü böyle bu çerçeveden ele alınabilir örneğin. Fakat burada Jehat’tın dönüşünden çok bu dönüşün gerçekliğini sorgulamayı ıskalayarak okuyucu sürdürülebilir olup olmadığına yoğunlaşacaktır. Olsa bile okuyucu vicdanında Jehat beraat edecekmidir? Major soru bu bence.
    Öte yandan “On Bir Dakika” adlı romanını anımsadım Celho’nun. Diğer yandan Aslı Erdoğan hikayelerinden bazılarını. Daha başka örnekler de var tabi.
    Ezilmiş, örselenmiş, terkedilmiş, kullanılıp atılmış bir kadın yüreğinin minik bir kaç hücresinin canlı kalması koşuluyla hala dirilmeye aday olabileceğini vurguyla anlamayı tercih ettiğim hikayenizin arka planını henüz bilemediğimden detaylı bir yorum yapmanın riskinin farkındayım elbette. Fakat tecavüzcüsü ile eni konu dört dörtlük bir sevişmeyi planlayıp sevişebilmeyi ve o kelebeği özgürleştirmeyi becerebilen Deniz’in geçmiş örgüsü kanımca bu katastrofik sona biraz hafif geldi. Deniz insana, sevişmeye, cinsel doyuma ve kadın olmaya duyduğu derin özlemini tecavüzcüsü üzerinden tatmin ederken geçmişi tümden silebilmişmidir? Yoksa bu sorunun cevabını da okuyucumu verecektir?
    Anladığınız gibi sorularım soru değildir aslında. Cevapları yazınızın gizeminde var. Belki güzel kılan bir yanı da budur.
    Sizi izlemeye devam edeceğim. Tomris’i daha bekletmeyeceğinizi umarak selam ve sevgiler…

    • Nazan Arısoy dedi ki:

      Merhaba,

      Sizin eleştrilerinizi yorumlarınızı e postamda gördüğümde büyük bir heyecanla açıyorum ve her okuduğumda anlaşılır olabiliyor olduğum için yüzümde gülümseme yaratıyorsunuz. Öncelikle bu tebessüm için teşekkür ederim. Okuyucu bu kitabı başından sonuna kişilik karmaşaları içinde bir dargın bir barışık okuyacak. Kime kızacağını bilemeyecek. Okurun, Jehat’ın suçunun nedeninin bir masumiyet hikayesi mi yoksa şeytani bir planın kurbanı olma meselesi mi olduğunu anlamak için sonu görmesi gerekecek. Hikaye gerçek ve bastırılmış yaşam öyküsünden. Beni seveceksin hikayeleri değişik şekillerde ülkemizde yaşanıyor inanın. Bütün olay bir tesadüfün eseri gibi görünecek olsa da bir derinliği var. Hızlıca kitaba sahip olmanızı umut ediyorum. Çok heyecanlıyım.sizin okuyup yorumlamanızı heyecanla bekleyeceğim. Çok şanslıyım biliyor musunuz? Çoğu okurum değişik algılarla farklı bakış açılarıyla benim ne yapmak istediğimin farkında. Bu kitap neyi anlatacak nasıl anlatacak hep tartışılacak merak etmeyin. Tomris’te yarıyı geçtim bu arada. Heyecan dorukta. Büyük aşkın pençesindeyim şu aralar. Tomris’çe yaşıyorum Turgut’u. Böyle aşkların içinde insan kendi özelini bile sorgular halde oluyor. Sevgiler

  2. BİRKAN dedi ki:

    Yorumlarımın sizin değer sıkalanızda yer bulması asıl beni sevindirip gülümsetir. Bu anlamda kocaman teşekkürler benden diyorum.
    Hikayenin tamamını okumadan oturaklı bir değerlendirme yapabilme olanağı olamıyor ne yazık ki. Olacak okuyunca. Ancak hikayenizin gerçekliği konusunda bir tereddüt oluşmadı bende. Sürprizlerin olması gerçeklikten bir şey kaybettirmez. Aksine gizem lehine çubuğun bükülmesiyle hem edebi değer kıymetlenir ve hem de okuyucu dikkati daha çok cezbedilir diye düşünüyorum. Hem hikaye olabilmesi sadece yaşanmışlığı şart koşan bir tekillikle çerçevelenmeyle değil, aynı zamanda yaşanabilir olmasına da sıkı sıkıya bağlı olmasına bağlıdır.
    Sizde öne çıkan olay örgüsü değil bana göre. Öne çıkan, mesaj oluyor. Şu kısacık anlatımla, her ne kadar işkenceli bir süreç yaşamış olsa da bir kadında asla öldürülemeyen cinselliği, hatta obsessif bir kişilik olarak erkeği temsil eden Jehat ta bile, tüm estetik ve olanca ateşiyle ortaya koyma becerisi bu mesajın parantezi oluyor.
    Selam ve saygılar.

    • Nazan Arısoy dedi ki:

      Jehat, hayata kötü başlayacağını planlayarak gelmeyen ama hayatın kötü planının içinde yaşamak zorunda bırakılan bir kişilik. Özünde sevgisizliği de yok merhametsizliği de. Sadece ruhsal sıkıntıları onu dışarıdan bakınca kötü olarak tanımlatıyor. Ayrıca Deniz’e gerçekten tutkuyla bağlandı. Obsesifliği bir hastalıktır ama Deniz’ e tutkusunun nedeni hastalığı değildir. Zaman zaman ona bir şeyler hissediyor olması bile Jehat’ın canını yakıyor aslında çünkü Deniz onun intikam oyuncağıydı, normalde ona bir şey hissetmemesi gerekirdi. Falan falan. bu hikaye çok hassas dengeleri anlatıyor aslında. Finalde Deniz ‘in Akın’ı seçmemesine kızacak kadın okuyucular olsa da geneli Jehat’ı tercih edecektir inanın bana. Aldatılmaktan daha kötü bir his olamaz. Üstelik yok sayıldı Deniz Akın tarafından ve en yakın arkadaşıyla can yaktı. Jehat, Deniz’e zorla sahip oldu ama Deniz yaşananların ardından kendi isteği ola kendini ona ait hissetti.

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: