Piraye’de Nazım olmak nasıl bir his?

26 Mayıs 2017 4 Yorum

Nazım, 1946 yılında Bursa Hapishanesi esaretinin talihsizliği ile ruhundaki derin yaralara sürekli pansuman yapıyordu. Yaraların üzerini üflemek gerekiyor ya bazen, işte en yakınındakinin gözlerinden ister insan bunu. En yakınında kim varsa, yardım diler. İyileştirecek bir hamleye ihtiyaç duyar.

Uzağında yaşayan bir bedenin içindeki ruh ile yaşayıp gitmeyi öğrenmişken, bedenine yakınlaşan başka bir ruh ile dikkati dağıldı Nazım’ın.

Aşka aşık bir adamın aklına yerleşmek, ruhuna yerleşmekten daha kolaydı ne de olsa ve bu yakınlarda gezinen bir kadına yaradı. Sıklıkla göz önünde olmayı başaran bir çift göz ile Nazım’ın zihni, önce Pirayesinden uzaklaştı.

Nazım’ın dayısının kızı Münevver’in hapishane ziyaretleri sıklaşmıştı. Münevver,  Nazım’ın aklına ektiği tohumları biçmeye başlamış, derin bir ruhtan beslenmekten keyif almaya başarmıştı. Nazım’ın dünya üzerindeki takvimine adını yazmış, saatlerine, günlerine, aylarına ortak olmaya başlamıştı.

Yalın adamın, adamlığı ile sevdası da yalın olur. Piraye’ ye yazdığı bir mektup ile döküverdi o Piraye’nin şahit olmak istemediği cümleleri kaleminden. İtirafı ile tutuşturdu Piraye’yi. Kor olmak varken, kül olmaya mahkum etti. Keşke gözleriyle şahit olmamış, okumamış, anlamamış olsaydı Piraye. Böyle bir an, hiç yaşanmamış olsaydı keşke. Piraye yaralandı. Yarasından oluk oluk akıyordu Nazım’ a olan inancı. Güven ve itaat, itimat, teslimiyet de toparlanıp gitmişti zihninden. Susuyordu. Anlatmıyor, anlatılanları da duymuyordu. Sustukça susturuyordu ağzından irin akan insanları.

Bunca acının müsebbibini düşündü. Münevver bir başka bedene ait ruhunu Nazım’a hibe etmişti. Üstelik bir çocuğu vardı kocasından. Sonra Nazım’ı düşündü. Nazım kavuşamazsa aşk sandığına, aşka ne olacaktı? Nitekim kavuşmak hayal oldu. Münevver’in kocası belli ki Münevver’den çok sevmişti kendisini ve vazgeçmeyeceğini bildirmişti karısına.

Nazım, Münevver’ de bulduğunu Piraye’ ye yakıştıramadı. Piraye hiç bir kadının varlığına benzemeyen ruhu ile esir etmişti Nazım’ı. Aşkından vazgeçmedi. Piraye’ nin saygısının altında ezildi Nazım. Bir mektup yazdı biriciği Piraye’ ye;

Her zamanki gibi Nazım,  kokusunu, huyunu, suyunu, en mühim varlığı,  yüreğini bildiği Piraye’sini bir ceylan gibi nereden avlayacağını iyi biliyordu.

Piraye, Nazım’ı tarifsiz keder ve belirsizlik ile cezalandırıp,  ona göndermediği,  hatta kalemle bile bir kağıdı bu düşüncelerle işgal etmekten utandığı cümlelerini zihninin kağıtlarına kazıdı.

Kendi içindeki çığlıklarının, isyanlarının, acımalarının, pişmanlıklarının hiç birini bilmesini istemiyordu. Açıklıklarını öğrenmesi,  Nazım’ı iyice kontrolsüz hale getirecekti ve bu artık içinden çıkılmaz bir hayat labirenti olacaktı Piraye için.

Piraye:

“Böylesine canımı yakabilecek cümleleri nereden bulabiliyor,  onca kızgınlığıma rağmen nasıl sana karşı hala saygı hissettiriyorsun anlayamıyorum.
Sen kötü bir sihirbazsın. Yeteneğini kötüye kullanmak senin işin. Üstatlaştın bu konuda.
Af dilemiş, yaptığın hatanın ne kadar da seni değersiz bir adam yaptığından bahsetmişsin. Kendine bir sürü hakaretler etmişsin. Benim sana telaffuz etmekten utandığım bir çok kelimeyi fütursuzca kendine söylemişsin.
Benim tahtıma, benim yerime oturmuş, benden kendine bakmışsın. Kendine karşı benden bakınca, nefret ve kin duyduğunda aşikar. Bunu da apaçık dillendirmişsin.
Mağmafi hesaba katmadığın bir şey var. Senin bu dimağ oyunlarını anlayamayacak kadar da saf olmadığımı unutmuşsun. Benim şefkatimi daima bana karşı kullandığının farkındayım unutma.
Bile bile sana kanmak isterim ben. Sana inanmak istiyorum koşulsuz. Kendime yalanlar söyleyip, seni affetmek istiyorum.
Beni her toprağın altına gömdüğünde yahut dizlerim paramparça oluncaya kadar sürüklediğinde de tüm yaralarıma inat,  ben,  yalnız sürüklediğin yolda peşinden gelmek istiyorum. Bu bendeki aşk olmasa senin her mücadelen beyhude.
Sana da, senden gelen dünya lütfu aşka da, elveda diyemiyorum. Ne yapsan nafile sevgilim. Bu küslük hali belli ki bana da zarar. Ruhlarımızın arasına mesafe koymayı oldum olası beceremiyorum ben.
Senden nefret edebilecek muvaffakiyete ulaşmayı ziyadesiyle arzu ederdim ancak bu mümkün değil. Bilakis senden gitmemek için, ben bana küsmüş, hakikaten aşık bir kadınım.
Bir kez daha seni affedecek olmamı kendime itiraf etmekte zorlansam da, kanaatimce yine bunu yapacağım.
Seni affedeceğim. Sana yeniden kanacağım. Kendimi hiçbir manası olmayan kocaman yalanlarıma inandıracağım. Sana geleceğim dilediğin gibi. Senden gitmek ne mümkün?”
 
Kategori: KİTAP

Yazar:

Yunanistan kökenli bir ailenin mensubu olarak 1976 da İstanbul’da doğdum. Gazeteci bir baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin çocuğu olma münasebetiyle Anadolu’nun bir çok ilinde eğitim aldım.

Yorum (4)

Trackback URL | Comments RSS Feed

  1. BİRKAN dedi ki:

    İyi bir tesadüf oldu:Yazınızı, kitaptan bir bölüm daha doğrusu, gün içinde gördüm ancak kitap henüz bitmemişti. Yorumum o nedenle bu saate kaldı. Zira sadece bu bölüm değil genel bir değerlendirme yapmak gerekir düşüncesindeyim. Nazım üzerine yazılan ne varsa ekseriyetini okumuş biri olarak hiç bir abartıya kaçmadan bir iki paragrafla özetlemek niyetindeyim düşüncelerimi. Bilirim ki; bu ülkede en çok tanınan, bilinen ve sevilenlerin ilkleri arasında, belki en üstlerde dir Nazım.
    Çalışmanız benzerlerinden farklı olmuş.Farklı ve güzel. Hiç kimse bugüne kadar bu kapsamda ve bu içtenlikle konuşturamamıştı Piraye’ yi. Hiç kimse bu kadar berrak bir ayna tutamamıştı onun ruhuna. Dokunamamıştı yüreğine. Ve hiç kimse Nazım’ın aşkın pür-i pak dantellerini andıran şiirlerini ince oyalarla süsleyip minik ama sağlam zincirle bağlayamadı hayatın gerçeklerine. Vurgu başka yöne kaydırıldığından hayatın hoyrat akışının dönemeçlerinde yitip giden Piraye’nin duygularını anlayabilen pek olmadı. Eseriniz( sizin deyiminizle “anı”nız) bu bakımdan da çok özgün bir çalışma oldu. Zevkle, bir o kadar da hüzünle okudum.
    Kitabınızın bir başka farklı boyutu var ki; benim dikkatimi daha çok çekmiştir: Bir kadın olarak erkek Nazım’ı yargılamadan anlamaya çalışmak ve Piraye’ yi okuyucunun önüne koyarken yine bir kadın olarak kadınsı pencereden bakmamış olmak. Bu şekliyle Nazım’da kusur Piraye’ye yönelik daha bir sempati ve empatiyle bakma fırsatı verdiniz. Objektifliğiniz bence okuyucunun bakış yönünü etkilemiştir diyebilirim.
    Kitabınızda şahsen katılmadığım bir husus vardır ki; oldukça su kaldırır bir durum ve hatta tarihsel bir çarpıtmadır: Af dilemek için yazılan mektup.
    Böyle bir mektup varittir. Israrla ve baskıyla yazdırılmıştır Nazım’a. Yazdıran ve adrese götüren aynı kişidir. Sonradan yazdığı hatıralarında olayın detayını anlatır. Kaldı ki; iddia edildiği gibi mektubun adrese kasıtlı olarak ulaştırılmamış olduğunu doğru kabul etsek bile, Nazım için ilgili merciye daha önceleri şifahen durum anlatılmış ve “devlet” in ceberrut ruhu tarafından reddedilmiştir. Hem Nazım’ın daha önceki hapisliklerinde de aynı ruh iş başındaydı.
    Bu anekdotu düşmek istedim.
    Sonuç olarak şunu söyleyebilirim: Evet, hep Nazım konuşuldu. Hep onun aşkları dillendirildi, şiirleri ezberlendi. Püritan bir bağlılıkla Nazım’ı, bana göre, tek seven Piraye’ nin aşkı anlatıldıysa da hep Nazım üzerinden ve hep ikinci elden, Mehmet Fuat’ı ayrı tutuyorum, yansıtılarak yapıldı. Siz geleneği kıran oldunuz bir bakıma.
    Güzel bir Nazım hatırlatması, güzel bir Piraye, daha doğrusu onun aşkının portresiydi.
    Kaleminize, aklınıza, yüreğinize sağlık.
    Selam ve sevgiler..

    • Nazan Arısoy dedi ki:

      Merhaba,

      Sanırım benim kitaplarım tüm okurlarımla buluşmadan önce sizinle buluşacak. yorumlarınız şahane, bakış açınız farklı, eleştirileriniz yerli yerinde ve ne kadar iyi anlamışsınız bir insan cinsi olmadan tarafsızca yazmak istedim tamamını. Şimdi yeni bir çalışmam var. Her pervanenin ışığı üç pervanenin tek ışığı, üç şairin tek şiiri Tomris Uyar ‘ı anlattığım biyografik romanımı yazıyorum. Çok yakında Temmuz!da okuyucuları ile buluşacak. Biter bitmez önce siz okuyun isterim. Saygılarımla,

  2. birkan dedi ki:

    Bir kaç gündür yoktunuz. Bakındım. Kitabınızı sabırsızlıkla bekliyorum. Tomris Uyar ı seçmiş olmanız ayrıca heyecan verici.
    Bu kültür hazinesi, bu sıradışı çağdaş kadını, daha doğrusu bu bilinen cinsiyetlerüstü insanı tanıtmanız çok çok değerli. Şu an Lucretius çevirisini okuyorum. Evrenin Yapısı. Turgut Uyarla çevirmişler.
    Harika işlerle uğraşiyorsunuz. Başarı ve mutluluk dileklerimle.
    Sevgiyle.

    • Nazan Arısoy dedi ki:

      Çok teşekkür ederim. Kitap önerim olacak ama sanırım okumuşsunuzdur. Kozmos (Kozmik evrimin 14 milyar yılı) ve Gaia Tomris ‘i incelemek benim lise yıllarımdan beri arzu ettiğim bir şeydi. Şükür kavuştuk. Tomris olarak yaşıyorum şimdilerde. Daha önceki biyografik romanda da Piraye olmuştum. Başka türlü yazmam anlamam mümkün değil.

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: