Eşittir ben…

15 Mayıs 2017 0 Yorum

Deniz görmeden yaşamıyorsan, geçmişten yüklerin, inançsızlıkların, güvensizliklerin, kırgınlıkların ile dolmuş anıların varsa, inadına kusurlulara karşı kusursuz davranmaya çalışıyorsan, incinmiş ama incitmemek için çaba gösteriyorsan, suzluk ekli kelimelerden yazılmış anı paragrafların çok olduğu halde hala umutluysan, bir iki beyaz dolu kadeh tokuşturmasıyla keyifli sohbet etmeyi hayattan çalmak, mutluluk anı diye nitelendiriyorsan, bir fincan kahvenin içindeki abuk subuk şekillerden umutsal bir kaç hayalin oluyorsa, çim kokusu, kahve kokusu, üzüm kanı seviyor, yeşilde kaybolup, mavide huzur buluyorken bir göğsün üzerinde sevdiğinin kalp ritmiyle yaşadığını hissediyorsan, sen eşittir ben demektir. 

Acıları birbirine benzeyenler, aynı meydanda savaşan birbirinden habersiz savaşçılardır. Eskilerin yüküyle bükülmüş ruhunun iskeletine rağmen dışarıdan bakılan yüzü hep diktir, mutludur, güçlüdür, umutludur, mücadelecidir. Biz birbirimize benziyoruz işte. Eğrilerimizi, kırıklarımızı, çıkık ve çatlak sızılarımızı gizleme üstadıyız. Dudak kenarları yanaklara doğru esneme kalıbı içinde daima ve gözler gizli öznelerin hüznünü saklarken, hep gülücüğe eşlik etmeyi huy edinmişse rolümüzü başarıyla sergiliyoruz. Mutluyum diye bağırırken beden dili, ruh dilimiz ile çatışma halinde, ağır ağız dalaşı yapıyor besbelli.

Sevinçleri birbirine benzeyen insanların birbirinden habersiz küçük mutlulukları, derinlerde irice hüzünleri vardır kimsenin bilmediği. Gün gridir, karadır bulutlar ama bir su kenarında ışık oyunuyla gökkuşağı bulur onlar ve mutluluk formülü üretirler limitsizce. Şarkıları ortaktır. Sözleriyle dinler onlar şarkıları, müzikleri ile eğlenirler. 

Hüzünleri birbirine benzeyenler, bir  filmde anlatılmak istenen drama da, başkalarının sevinç gözyaşlarına da tepkisiz kalamazlar. Gözyaşları başkalarınınkiyle senkronize hareket etmeye alışkındır. Gülüşleri de öyle. Kimsenin gölgesi ya da kara bulutları, grilikleri olmayı istemezler.

Yalnız kalmak en çaresiz halinse ve kimseye söylemediklerini kendine ağız dolusu sayıp söverken, bağıra bağıra sessizliğinin içinde haykırıyorsan, seninle çok  benziyoruz demektir. Yalnız kadehli masalardaki sohbeti , eğlenmeyi, kahve içmeyi, seyahat etmeyi sevmiyorsan, haksızlıklara karşı yalnızca kendine kızıyorsan, aynadaki görüntün benim. Tercihlerinden dolayı yaşadıklarını kabulleniyor, kurban olduğunu düşünmüyorsan bensi birisin demektir. Bensi, benim gibi, benden, bana benzeyen, aynadaki görüntüm gibi yani.

Biliyor musun? Sırf bu benzerlikler yüzünden kimliğinin ve etiketinin önemi olmadan o yüce güç bizi bir araya getirdi ve getirecek. Eksiklerimiz var ya tam sandıklarımız, onları tamamlatmak için görevlendirdi bizi haberimiz olmadan.  Kiminiz arkadaşım olacak, kiminiz tanıdığım biri, tartıştığım, kızdığım, kabullendiğim, hüzünlendiğim, pişman olduğum, sevdiğim, eğlendiğim biri olacaksınız bana benzeyen benler olarak hayatımda olacaksınız daima ve sen aşk, bana en benzeyenim, biz şu andan itibaren ben ve sen olarak birleştiğimizi sanarken biz olarak ne yaşayacağımızı ne hissedeceğimizi, nasıl yürüyeceğimizi bile bile ilerliyoruz öyle değil mi?

Kendimi tanıyorum. Seni tanıyorum. Sendeyim ve sen bensin. Bu yüzden tamamlayanım olarak bendesin. Seçtiğimizi sandığımız bedenlerimizin zamanı geldiğinde görev yerinde olduğunu biliyoruz. Karşımda bir ayna gibi durmaya başladığın günden itibaren eksikliklerimi, lekelerimi, kusurlarımı bana fark ettirip, iyileşmeme sebep olduğun için teşekkür ederim. İyileşiyorsun görüyorum. İnsan kusurlarımızdan ve zihin hapishanesinden uzaklaşıp bizi özgürleştirmek adına benimle  birlikte mücadele ettiğin için teşekkür ediyorum. Varlığın için şükrediyorum.

Kategori: EDEBİYAT, GENEL

Yazar:

Yunanistan kökenli bir ailenin mensubu olarak 1976 da İstanbul’da doğdum. Gazeteci bir baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin çocuğu olma münasebetiyle Anadolu’nun bir çok ilinde eğitim aldım.

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: