Bizden önce…

26 Nisan 2017 0 Yorum

Sadece benken, kanat oyuntuları vardı ruhumda. Kırıldıkça hırpalanmış özgürlüğümün izleriydi onlar. Gözlerimde silemediğim bir hüzün gölgesi, gülerken gülmemin ne kadar da sıra dışı olduğunu hissedip, sonrasından korkmak gibi alışkanlıklarım vardı. Hüzzam makamı şarkılar dinler, isyankarlığımı alenen haykırdığım, acıklı şarkı sözlerini söylerdim. 

Gözlerim her gece hüzünle kapanır, sabaha hüzünle açılırdı.  Ay da güneşte bana küstü, bense sadece dargın. Kırgın, kırılgan ve kusurcubaşıydım etrafımda salınan gölgelere. Kuralsızlıklarımı örtbas edecek büyük kurallarım, açmazlarım, çıkmaz sokaklarım, imkansızlarım ve bir sürü aslalarım vardı. Zor olmaya çabalamıyordum. Zordum. Kendime bile ifadem yalandı kendimi. Yaşarmış gibiydim. Belirlenmiş bir mekaniğin içinde, olması gerekenlere, programlanmış öğretilerime, mecburiyetlerime itaat halinde,  itirazsızca tüm sorumlulukların kabullenişi ile yaşama taklidi yapıyordum.

Bedensel doyumun zaruri olduğu günlerde, ruhsal boşluklarımı kimselerin duymadığı, bilmediği hayallerimin cümleleriyle örter, kendi ellerimi şefkatle tutar, kendi kollarımla kendime beklentisiz sarılırdım. Acının, hüznün, edilmişlik eki ile türeyen kelimelerin renklerini bilirdim. Yok edilmişlik, yok sayılmışlık, sevilmemişlik, terk edilmişlik, aldatılmışlık gibi tanımların içinde debelendiğim, yok saydığım bir hayatım vardı. 

İnanmak yaratanın varlığından ve kendi gerçekliğimden başka hiç bir varlık için değildi. Güvenmek ile çoktan vedalaşmıştık. Toprak altında sonsuz olan eski bir sevgiliydi güvenmek benim için. Varlığını hissettiğim, onun yüzünden hem mutlu olduğum hem incindiğim bir olguydu güven. Tıpkı yenisi gelince eski diye tanımladığımız sevgili manası gibi. Güven ile pek iyi anılar biriktirememiştim.

Aldatılmıştım evet ama aldanmak istemiştim belli ki. Kanmak ve gerçeklerden uzak insanların benim ayna görüntüm olduğuna inanarak uyuşmak istemiştim. Aldatılarak yaşamayı kendimce tercih etmiştim. Kötülükle anılacak hiç bir kelime ile yüzleşmek istemez bazen insan, işte ben de tam bu inanıştaydım. İyileri, kendim için istediklerimi yapabileceğimi, kendime çekeceğimi bilmeden “başıma gelenler” inanışıyla yaşamayı kendime yakıştırmıştım.  Yaşamadan, yaşatmadan hissetmeyi ne kadar öğrenmek istemesem de öğrenmiştim. Kimseyi kimse olmak, bir etiket edinmek için istemiyordum artık. Umutsuzlukla gelecek planları yapıp, melekleri kendime güldürüyormuşum meğer. 

Yürüyüşüm, duruşum, gülüşüm, bakışımın içinde saklanan özne, benim gerçekliğim değildi. Görülmek istenenleri görüyorlardı etrafımdakiler. Biz için el değmemiş anılar biriktiriyordum gizliden. duyulmamış sözler, anlamlanacak dokunuşlar, anlaşılacak duygular saklıyordum. Biz olmam için kim olacağını bilmeden diliyordum seni. Bir gün kendimi seni dilerken yakalamıştım. Sen gelince oluşacak kutsal bağın biz tanımını diliyordum bizim için. Dileklerimizin çakıştığı o sonsuz derinlikte seni bana getiren o ilahi güce şükürler olsun.

Bugün, şimdi, bizken neyim onu fark ettim bugün. Neyim biliyor musun? Hiçim. Bu cümleler dolusu anlattığım duyguları, hayatı yaşayan kişiliksiz kişilik değilim artık. Topraktan yukarı doğru yükselip gökten aşağıya bacaklarımı sallandırdım ve düşündüm. Dünya denilen oyun alanımızın hem altından, hem üstünden baktım kendime yeniden. Bana yeniden kendime baktırabildiğin için teşekkür ediyorum.

Takvim yapraklarında bugünün dışındaki her yaprağın ne kadar da önemsiz olduğunu fark ettirdiğin için teşekkür ediyorum. Elektronik mühim bir cihazın tıkanıp arızaya geçtiğinde yeniden başlatılması gibi başlattın beni. Büyük vedaların ve enkazların ardından yeniden başlamamı sağladığın için teşekkür ediyorum.

Eksilen, lime lime dökülen benlerin boşluklarının dokunduğunda, gözlerimde gözlerinle yaşamaya başladığında tamamlanabilir olduğunu hissettirdiğin için teşekkür ederim. Varlığını unuttuğum, barıştırdığın tüm olumlu kavramlarım için teşekkür ederim. Yeniden meleklerle komik anılar biriktiriyoruz. Sınırsız hayallerim var bize dair ve eminim hepsi benimle bugünlerde çok eğleniyorlardır. Belki de hayallerin içindeki bizi severler, kim bilir? 

Olmadık yerlerde yapılamaz denileni yapmalı, daha neler artık dedirtecek, hadi canım sende diye itiraz edilecek suçlar işlemeliyiz başkalarını rahatsız eden. Sonra ışıklar yalnızca bizi göstermeli ve duyulabilen sesler yalnızca bizimki olmalı. Bizden olanlarımızı kutsallaştırırken, bize dokunmak isteyen iyi ya da kötü her neyse hem sağır hem kör olmalıyız belki de.

Canımız ne isterse olmalı, ben isterim sen istersin gibi değil. Biz ne istersek o olmalı. Bizden önceki ben ile vedalaştım bugün.

 

Kategori: EDEBİYAT

Yazar:

Yunanistan kökenli bir ailenin mensubu olarak 1976 da İstanbul’da doğdum. Gazeteci bir baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin çocuğu olma münasebetiyle Anadolu’nun bir çok ilinde eğitim aldım.

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: