Sevgisizlikten sever…

18 Nisan 2017 0 Yorum

Kadın, eksik bırakılmamalı küçükken. Sevgisiz ve ilgisiz bir babanın elinde terk edilmemeli yahut bir annenin dünya telaşıyla eksilmiş, bölünmüş sevgisiyle yetinmek zorunda kalmamalı. Bir kız çocuğu evde yaşanan şiddet içerikli bir ilişkinin şahidi olup, her şey normalmiş gibi yetiştirilmemeli. Canı yanan, gönlü kırılan, sevdiğine kızan bir annenin gerçek tepkilerine şahit olmalı. Kırılan bardağın farkında, azalan suyun bilincinde, tükenen yemeğin gerçekliğini öğrenmiş olmalı.

“O senin baban, benimde kocamdır. döver de sever de” çelişkili cümlesinin gerçekliğine inandırılmamalı bir kadın. “Seven kıyamaz. Seven acıtmaz, incitmez” diye anlatılmalı bir kız çocuğuna. “Seven bencil olmaz, sevdiğinin mutluluğu ile mutlu olur” denmeli. Bir güzel bahçeyi mis gibi kokusuyla donatan çiçekler zamanı gelmeden koparılmamalı, bir su boşa akıtılmamalı, bir yemek israf edilmemeli der gibi öğretilmeli sevmek. 

Başkalarının yanında kötü konuşulmamalı, çatal bıçak ile yemek adabına uygun yenmeli der gibi, adaba, edebe uygun sevmeli insan denmeli belkide erkek çocuklarına. Anne ya da kız kardeş için ne hissediliyorsa korumak, sahiplenmek, incitmemek, kırmamak adına, hayatına girecek tüm kadınlarında başka bir erkeğin kızı, kardeşi olduğu anlatılmalı belki de.

Erkek çocuk “Aslanım” diye sevilirken pohpohlanarak değil de, gerçekten sevildiği hissedilerek büyütülmeli. Başkalarının yanında övdüğünüz çocuklarınıza, yalnızken de hakkettiği övgüleri bahşetmelisiniz belkide.  Övünmek, gururlanmak için ulu orta anlattığınız çocuklarınızın meziyetlerini başkalarıyla yaptığınız konuşmalar içinde fark etmemelisiniz. Erkekleri sadece anne sevgisine terk etmemelisiniz belkide. 

Sevgisiz kalan, eksik olduğu hissettirilen sürekli hemcinsleri ile yarıştırılan, okul rekabeti içinde sıkışan, baskılanan, fikri sorulmayan, bir kere bile başarısı takdir görmeyen, ceza olmadan yaptığının yanlış olduğu doğru dürüst idrak ettirilmeyen, anlamasının değil kabullenmesinin gerektiği inancı ile büyütülen çocuklar yetişkin olamıyorlar biliyor musunuz?

Çocuklarımız, fiziksel olarak yetiştikleri hayatın içerisinde, yetişemiyorlar gerçek yaşlarına. Hayatlarını olduğu kabullenen anne ve babalar yüzünden başlarına gelen kötü olayları, insanları kabullenip herkes aynı şekilde yaşıyor inancıyla büyüyorlar. Eşinden şiddet gören bir anne çocuklarının yanında o kadar eziyete maruz kalıp ağladıktan sonra, hiç bir şey olmamış gibi kaldığı yerden hayatına devam ediyorsa, kızı ne kadar eğitimli olursa olsun, hayatına giren bir erkeğin küfrü, fiziksel şiddeti, hakareti karşısında ne kadar incinse de affedip görmezden gelebiliyor.

Erkekte kadın her duruma katlandığı için bu davranışının normal, hatta bir kadın erkek ilişkisi için olması gerektiği inancında yetişiyor, davranış biçimi haline getiriyor. Konuşarak ikna edemediği her durumda bu güç gösterisinin kolaylığına sığınıyor. Nasıl olsa kısa süreli şikayet ve serzenişin ardından her şey normale dönüyor öyle değil mi? Neden sorun gibi görsün ki?

Çocuğumuz ne yaşasın, neye göre yaşasın istiyorsak, bunu ona o şekilde yansıtmalı, yaşatmalıyız.

Kadın küçük bir kızken sevgi eksikliği içerisinde ilgisiz bir ailede büyüdüyse tıpkı kendi gibi gördüğü eksik bir erkeğe ilgi duyuyor ve tamamlamaya çabalıyor. Kendini unutacak kadar erkeğinin hayatını güzelleştirme çabasında, tıpkı bir anne gibi kusurları yok sayarak, mümkün oldukça toparlayıcı yol gösterici, dengeleyici ve fedakarlık yapan tek taraf olarak ilişkisini yürütüyor. Anne ile sevgili, eş arası bir kimlikte sıkışan kadın, dişiliğini unutacak kadar kimliksizleşiyor. Sonrası daha vahim. Fedakarlık yapıp sahiplendiği sevgilisi eşi  tarafından maalesef anlaşılmıyor. Hatta daha dişi ve kendisi kadar fedakar olmayan başka bir kadın ile adamın gözünde bir seçenek haline dönüşüyorlar. Çoğunluk seçilen taraf olmuyorlar.

Adam koşulsuz seven bir kadının sayesinde, yaralarını iyileştiriyor, toparlıyor, hayatı düzene giriyor ve değişimin, değerli olduğunu fark edince başka denizlere yelken açıyor. Kadın terk edilmiş, terk etmek zorunda kalmışlığı ile mutsuz, kırılgan, yaralı, güvensiz bir şekilde yeni bir ilişki için korkularıyla hayatına devam ediyor. Babasından ilgisizliğe sevgisizliğe maruz kalan kadın, bir de sevdiğinden darbe alınca daha da savunmasız bir hale geliyor.

Bunu kızlarımıza biz yapıyoruz. Biz değerli olduğunu hissettirir, sevgimizi net, anlaşılır bir şekilde sunabilir, eksiklik kalmadan yetiştirebilirsek, geçmişin eskimiş, her şeyi koşulsuz kabullenen kadın modellerinden yaratmamış oluruz. Babaların sevgisizliği, ilgisizliği kızlarımızı sevgi açı haline getirdiği için sahte, gerçek farkı gözetmeksizin hissettiği azıcık ilgiden vazgeçemez hale geliyorlar.

Babalar, özellikle siz, kızlarınızın ne kadar değerli olduğunu, sevildiğini, önemli bir insan olduğunu, güvende ve güvenilir olduğunu hissettirebilecek olan, sadece sizsiniz. Bu duygulardan ve kendine olan inancından eksik kalan bir kız, mutsuz ve güvensiz bir kadına dönüşüyor unutmayın. Kızınızı mutlu, huzurlu, başarılı, kendinden emin bir yetişkin olarak görmek istiyorsunuz, ilk aşkı olarak görevinizi yerine getirin. Eşlerinize ya da hayatınızdaki mühim kadınlara kızlarınızın yanında bir erkeğin, hatta bir insanın diğer insana davranması gerektiği gibi kusursuz, olması gerektiği gibi davranabildiğinizi gösterin. Yapmacıklıktan uzak durun. Kızınıza nasıl davranılmasını istiyorsunuz, kızlarınızın yanında sevdiğiniz insanlara öyle davranmaya çabalayın.

Kızlarımız sevgisizlikten sevmesin. Seviyor zannetmesin. Kimsenin eksikliğini, kendini eksilterek tamamlamak zorunda olduğunu hissetmesin. Fedakarlık, minnet gibi duygularla aşk yaşıyormuş yalanına inanmasın.

Unutmayın kızlarımız ya da oğullarımız dünyaya gelmeyi tercih etmedi. Biz istedik diye Tanrı’ nın izniyle hayattalar. sorumluluğumuz çok. Mutlu ve kendine güvenen, sağlıklı psikoloji ile yaşayan toplumu yaratmak bizim elimizde. Sevgisizlikten sevmeyelim.

Erkek ve kadın, ilişkinin içinde birbirlerini sürekli anlayamadıklarından yakınırlar. Anlattığımız modelde bir kadın, tüm eksiklikleri tamamlamak için kusurları görmezden gelir. Erkek nettir. Kızarsa söyler. “Kızdım” der kestirir atar. Alttan alma sözleri erkeklere bizim toplumda pek öğretilmemiştir. Erkek ilişkiden umudunu çabucak keser. İşine gelirsecidirler. Öyle yetişirler.

Kadın hep ilişkisini sürdüreceği umudundadır. Direk kavga etmez. Trip atar, kırıldığını suratından sızdırır ve direk kavga etmeden “Konuşmamız lazım” der. “Konuşmamız lazım” cümlesi biz bu sorunu konuşursak çözebiliriz umudunun  cümlesidir. Alt metnidir. Çözmeden uyumak dahi istemezler. Erkek en çok bu cümleden nefret eder. “Yine mi?” diye söylenirler. Erkek için kadının sorun dedikleri erkek dünyasında “vıdı vıdı” diye tabir edilen “her zamanki gibi” diye adlandırdıkları konulardır.

Erkek böyle bir durumda bir şeyi gözden kaçırır. Kadın düzelmeyen bir sorunun, düzelmeyeceğini kabullenip yenilmek istemez. Üzerine gider. İlişkisine inanır, tutunur, kaybetme odaklı değildir. Erkek durumu değiştirmemek için direnecektir. Kadın da erkekte var olan davranışların değişmeyeceğini bilerek ilişkiye başlamazsa kocaman bir hayal kırıklığı olacaktır elbette. Kadın hayal kırıklığı olacağının farkındadır her zaman. Bile isteye zorlar tüm sınırlarını. Erkek böyle yapmaz. alternatif hep vardır. Onun çıkış kapısı hep açıktır. Kadın kapıyı açmak için zor karar verir.

Durum terse dönerse, kadın kapıyı açtıysa işler değişecektir. Kadın artık “Konuşmamız lazım” demez. Sözlerin ve savaşın bittiğini bilir. Triplerin sayısı azalacaktır. Az konuşup, az güler haldedir. Kendine eskisinden daha fazla bakacak, ilişki içerisinde en çok kızgınlık yaratacak durumların üzerine daha fazla gidecektir. Vazgeçtiğinde tamamen sessizleşecek ve ayrılma kararı süreci tamamlandığında, erkek ne yaparsa yapsın suskunluk ve kararlılık durumu asla değişmeyecektir. “Bir kadın döktüre döktüre susuyordu.” demiş Cemal Süreya. Tam da bu tanıma uygun susarsa kadın, işte o zaman her şey bitmiştir. Kadın size bir şeyler söyleyip kavga ediyorsa, eğer seviyorsanız lütfen dikkate alınız sayın erkekler. Susarsa sizden vazgeçmiş, yeni bir başlangıcın kıyısında heyecanla beklemeye başlamış demektir. Haberiniz olsun.

Kategori: GENEL

Yazar:

Yunanistan kökenli bir ailenin mensubu olarak 1976 da İstanbul’da doğdum. Gazeteci bir baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin çocuğu olma münasebetiyle Anadolu’nun bir çok ilinde eğitim aldım.

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: