Canın sağ olsun Tanrım…

8 Şubat 2017 0 Yorum

Birkaç gün kendimi çok yormamak koşulu ile lokantaya gidip gelmeye devam ediyordum. Hümeyra o gün yine ortada yoktu. Aklıma geldikçe gülüp duruyorum hala. Dilek Türkan dinleyip her akşam içmeye başlamıştı aptal âşık. Orta da İsmail falan da yoktu.

Uzun zamandan sonra ilk kez Dimitri kendiliğinden bana bir sofra hazırlamıştı. Hazır Hümeyra ortalarda değilken bir kaçamak yapabileceğimi söylediğinde kemiklerini kıracak gibi sarılmıştım. O gün ilk defa yüzmüştüm. Yorgundum ama kumsaldaki masa keyfi teklifi reddedilebilecek bir teklif değildi.

Epeydir ayrı kaldığım kokuların hepsi bir aradaydı. Denizin iyotu ve Plomari’nin sakız kokusu vardı havada. İki dubleye göre ayarlanmış şişenin önceden açılmış olmasını ilk defa sükûnetle karşıladım. Etraf mis gibi huzur kokuyordu.

Herkes gittikten sonra biraz gitar sesi geldi kulağıma ve en sevdiğim şarkıyı en sevdiğim adamın sesi ile şiir olarak duyuyordum.

Ben kayboldu sanmıştım, meğer sendeymiş.

Görür görmez anladım hemen o anda.

Sarı sandıklara kilitlemiştim aşkımızı.

Sahip çıkmışsın canım eksik olma.

Nasıl özlemiş kalbim böyle atmayı.

Oysa yerini unuttu hanidir.

Bazen hayat vermek ister aldıklarını.

Mucizeler hep böyle ansızın gelir.

Teşekkür ederim böyle baktığın için.

Teşekkürler aklımda kaldığın için.

Karanlıktan korkmuyorum eskisi gibi.

Senin yanın en aydınlı,  beyaz benim için.”

Gökhan Tepe’nin, Şebnem Sungur mısralarını anlamlandırdığı en hisli şarkıdır “Beyaz”. Teşekkür etmenin en romantik yolu bu olmalı. Bazen de af dilemenin.

Dimitri’ nin bu gece için hazırladığı kıyak, meğer bir romantik entrika telaşıymış.

Deniz, gitarın tellerinden ve dilinden dökülen kelimelerinden birkaç basamak yaratıp, ait olduğu yere, tam da ruhumun merkezinde hiçbir zaman yerinin dolmadığı tahtına geri geliyordu. Gözlerime bakarken zihnimden dilime ulaşsa gözyaşı olacaktı. Yutkundum ve dinledim.

Deniz’in kokusunu içime çektiğimde anladım ki, duyduğum belli belirsiz cümleler benden saklanan ilaç prospektüsleri, Hümeyra’ nın ortadan kayıp olmaları ve hatta deli gibi âşık olduğu işini bırakıp yanıma taşınması, mütemadiyen ağlaması, bulanıklaşan görüntülerim, Deniz’in sürekli bana geri gelmesi, veda zamanımın yakınlaştığının işaretiydi.

Sorgulamadan, yargılamadan, hiçbir düşünceyi aklıma getirmeden sardım aşkı. Yaşadığımı hissettiğim son birkaç ayın mücevheri, hazine sandığıydı birlikteliğimiz.

Tüm yalınlığımla yapmak istediklerimin söylenmeden yapılması haliydi. Hani bazen olur ya başka bir şey istesem olacakmış halleri, başka bir şey istemezdim ki ben. Aşk diledim aşk gelmişti.

Aşka karşılık ömür limitinden bedel ödemişiz belli ki. Canın sağ olsun Tanrım mı denir bilemedim.

“Yağmur’dan sonra Deniz” adlı kitabımdan küçük bir hediye…

 

Kategori: KİTAP

Yazar:

Yunanistan kökenli bir ailenin mensubu olarak 1976 da İstanbul’da doğdum. Gazeteci bir baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin çocuğu olma münasebetiyle Anadolu’nun bir çok ilinde eğitim aldım.

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: