Tesadüf mü?

15 Aralık 2016 0 Yorum

12814412_791028861032277_5805397100058378011_n

Ayağında çorap, sırtında kalın hırka, yorgan ile harmanlanmış bir battaniyenin altında, geceye teslim olup, ucu yanık kalbinin ayazında uyuyabilmeyi dilemek, alışmakmış. Suçunun pişmanlığına alışmak ve cezanı kendi ellerinle vermek mümkünmüş. Cezanın sonu af ise eğer, kendini affetmekte kendinin işi. Kimin suçlu, kimin haklı, kimin masum olduğu bilinmeyen bir pişmanlığın ne anlamı var ki şimdi?

Yaratandan daha mı kuvvetli bazen yaratılan? Gerçekten ben istedim diye mi sonlandı aşkın ömrü. İstemedim Tanrım. Ben aşk ölsün istemedim. Öldüremedim de. Aşk dediğimi öldüren sensin. Beni azad et…

Sarılmayan kolların zihinsel gölgelerinde, kendini sarmakmış güven ve inadına kendine tutunmakmış hayat. Tut kendini ve hayatına devam et Ahsen. Bu senin çaresizliğinden doğan tercihin. Çaresizliğinin nedeni, senin suçun olmadığı halde pişmanlık hissetmen. Pişman olma, insan ol Ahsen. İnsanlığının tüm yalınlığıyla yaşa hayatını.

“İyi ol. İyi iste. Karanlığın olmadığını kabul et. Karartma ruhunu ve aydınlanmana izin ver. Bırak yaratılan tüm ışıklar dolsun ruhunun içine. Aydınlan. Arınmaya izin ver. Şimdi, hemen şimdi kalk geceden ve bir ışık yak ruhunun dehlizlerinde. Miş ile bütünleşen kelimelerle dolu tüm cümleler geride yaşar. Cak ile tamamla kelimelerini ve her zaman gelecek için yaşa. Yaşananı değiştiremezsin ama yaşayacaklarını yaratabilirsin unutma.”

Boşlukla bütünleşmekti her şey. Geçmişin grisi bol bahçelerinde asılı perdelerine takılıyordu zihni. Yüzleşmekten kaçtığı her şey kare kare gözünün önünde canını yakıyordu. Birkaç ay önce, başka biri ile hayatını birleştirebilme fikrine Mustafa ile ruhları dokunasıya kadar karşıyken, duvarlarını yıkmış, zihninin düz ovalarında ona doğru koşmaya başlamıştı. Yolda önüne çıkan koca bir kuyunun içine düşmüştü. Karanlık ve havasız, güneşsiz bir dünyası vardı artık. Televizyondan öğrenilmiş kötü haberi bildirmek üzere Ahsen’in telefonunu çaldıran Sinan’ı ilk gördüğü yerde öldürmeyi bile düşünüyordu.49445d53-d5fd-4afc-b5a2-b933f86aa16f

Hayatının kör kuyusunun başına getiren o haber çıkışı imkânsız ve sonsuzluğa açılır gibi görünüyordu. Düşen uçak, Ahsen’in ruhunu toprak altına gömmüştü. Mustafa, araştırma görevlisi olarak çalıştığı akademiye gelen bir çalıştay daveti yüzünden o düşürülen uçağa binmiş ve sonsuzluğa uçup gitmişti.

Ülke bu haberle çalkalanırken, Ahsen’i ilgilendiren o kazanın muhteviyatı ya da müsebbibi değil, sonucuydu. O çalıştay, akademiye gelen davetiye ve uçak, bilim hayatının en kıymetli varlığını ondan almıştı. Üstelik Mustafa’yı gitmesi için yüreklendiren, ısrar eden de kendisiydi. Ölümün soğukluğuna sebep olmak, Ahsen’i büsbütün perişan ediyordu. İlk kez kendinden başka birine ait hissetmişti kendini. Aşk ile tanışmıştı. Aşkı pekiştirmek, hayatına eşlik etmek üzereyken, kayıp etmişti onu. Aşkı öldürmüştü. Aşk dediğini de yok etmişti. Şimdi o battaniyenin altında, zihni ile baş başa kalmış, kendisi ile dertleşiyordu. Ne bilime hizmet etmek, ne o akademiye gitmek, ne de bir daha aşık olmak istemiyordu.

“Tesadüf Serisi-1 Ah SEN ” adlı kitabımdan küçük bir hediye… Syf.10-11

Kategori: KİTAP

Yazar:

Yunanistan kökenli bir ailenin mensubu olarak 1976 da İstanbul’da doğdum. Gazeteci bir baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin çocuğu olma münasebetiyle Anadolu’nun bir çok ilinde eğitim aldım.

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: