İnsana şiddete hayır…

25 Kasım 2016 0 Yorum

images (2)İnsanların cinsleştirilmediği sadece insan olarak değerli bulunduğu bir çağ yaşanacak mı bu ülkede bilemiyorum.

Kadınlar, erkekler diye ayırmak istemediğim bir konu hakkında görüşlerimi paylaşmak istiyorum. İnsana şiddete hayır dediğimizi kabullenirsek, bunu kadına şiddete hayır formatında sloganlaştırmak doğru gelmiyor.

Ülkemizdeki kadınların, nerede ve hangi şartlarda yaşadıklarının bir önemi olmaksızın dünya standartlarında yaşamadıkları, yaşatılmadıkları gerçektir.  Çalışan, eğitimli  ya da imkansızlıklar, yasaklar nedeni ile eğitimini tamamlayıp kariyer yapamayan, istediği hayatı yaşayamayan kadınlar arasında bu ülke yaşayanları için pek fark yok.

Kadınla eşleşen, çift olan ya da babası, ağabeyi olan erkeklerimizin yetiştirilme şekilleri, öğretileri değişmedikçe sonuç aynı olacak şüphesiz. Erkekler kadının geçimini sağlamak, barınmasına ve ekonomik anlamda rahat etmesine karşılık başka bir ihtiyacı olmadığını düşündüğü sürece kadın hayalet bir kimlikle yaşamaya devam eder. Kadının duyguları, arzuları, planları, hedefleri yok sayıldıkça ruhuna yapılan şiddet, bedeninkinden daha fazla zarar verici değil midir?

Kimsenin kanı akmasın, canı yanmasın, vücudu zarar görmesin elbette ama ne olur ruhuna da zihnine de saygı duyulsun, zarar verilmesin. Kadınlar da bütün bu saydıklarıma maruz kalmasın. Kalmamaya gayret etsin. Ülkemizde kadınlar eğitimli yada eğitimsiz fark etmeksizin garip bir şekilde yaşadıkları değersizleştiren olayları, aldatılma, şiddet görme, baskılanma gibi durumları gelenekçilik anlayışı ile kabullenip susuyorlar. Bir takım şahsi menfaatleri, gelecek kaygıları nedeniyle sorun yokmuş gibi hayatlarına devam ediyorlar. Düzeni bozmak konusunda cesur olanlar da hakaret işitip dışlanıyor, sıra dışı görülüp yargılanıyorlar. indir (2)

Boşanmak, ilişkiyi bitirmek, başarılı olmak, hırslı olmak, planları olmak, dilediğiyle duygusal bağ kurmak hakları yokmuş gibi düşünülen bir çok kadın hikayesi bilirim.

Hayat müşterek yalanının varlığına inanan insanlar tarafından erkek kadın ilişkileri içerisinde hala her şey kadından bekleniyor. “Kadın biraz idareci olacak, yuvayı dişi kuş yapar , kadını şımartmayacaksın, ipini çok salmayacaksın” diye bahsedilenin insan olduğunu unutan zihniyetlerin yetiştirdikleri erkekler, beden tüketimi ile yaşayıp, bencillikleriyle ölüp gidiyor.

Kadın erkek olarak eşit şartlarda çalışmış olmak bile bir kriter değil. Kadın işten çıkıp eve geldiğinde, ikinci çalışma hayatı ve görevleri başlıyor. Eksiklikler, aksaklıklar olunca da yetersiz bulunup dışlanabiliyor ya da aldatılıyor. İş yükünü hafifletip hayatı kıymetlendirmeye çalışan anlayışlı ve nazik erkeklerden bahsetmiyorum. Kadını sadece mekanizma olarak gören bir erkek toplumundan bahsediyorum. Sayın erkekler, unutmayın; hayata bir kadın sayesinde kavuşan, hayatınızın sonuna kadar bir çok kadın tarafından eğitilen, bakılan, korunan, sevilen, ihtiyaçları karşılanan birer varlıksınız.

fft99_mf1440643Ülke de yok yok maşallah. Gündemi takip eden herkes tüm rezalet hakkında bilgi sahibi. Yaşanan onca haksızlıklara karşı susmayı tercih eden sayısız kadın mağduriyeti hikayeleri ile dolduk taştık. Şiddetin dozu her geçen gün artıyor. İnsanların psikolojileri iyice bozuldu. Tecavüz, neredeyse yasallaşacak. “Yapın yapın aferin oh ne iyi yaptınız” denilecek hale geldik. Adam boşandığı karısını sokak ortasında vuruyor kendi hemcinsi kadınlar bile “Kim bilir ne yapmış da adamı bu kadar delirtmiş” diyebiliyorlar. “Kadın olsaydı kocasını elinde tutsaydı” diyen aldatma eğilimli ve eminim ki aldatılan şuursuz kadın düşmanı kadınlarımız da var.

Ülkenin bir çok yerinde derin bir sızı olan çocuk gelinlerimiz var. Törenle, düğünle, parayla, güçle, hediyelerle evlendirilince bu yasal ve güzel bir birliktelik mi oluyor? Kızlarımız yetiştirilirken evinde gördüğü şiddetin aynısına ya da fazlasına daha sonra kendi hayatında karşılaştığında normal ve kabul edilir buluyor çünkü bu inançla büyütülüyor. Anne, babadan dayak yiyor ve susuyor normal hayatına devam ediyorsa kız kocasından şiddete maruz kaldığında, annesinin yolunu izlemeye yatkın oluyor. Eğitimli, kentlerde yaşayan ailelerin içerisinde de bu inanış var merak etmeyin. Bazı kadınlar, bu şekilde büyütülmese de gördüğü şiddeti o anda yaşandı bitti algısı ile kabullenip yalnız kalma kaygısı, terk edilme korkusu ile ilişkisini sürdürebiliyor.20150506_bosandigi-esi-tarafindan-bicaklanan-kadin-oldu

Hakkımızda konuşulmasından, eleştirilmekten, sokakta kalmaktan, aç kalmaktan, çocuklarımızın ihtiyaçlarını karşılayamamaktan, aile tarafından kabul görmemekten, toplumda aşağılanmaktan, kötü kadın gibi görülmekten, yalnız kalmaktan, canımızın yanmasından, ölmekten ve en önemlisi şikâyetçi olsak bile yardımcı olacak, sürekli koruyacak kollayacak bir destek olmayacağına olan inancımızdan korkmak susturuyor bizi belki de.

6284 sayılı ailenin korunması ve kadına yönelik şiddetin önlenmesine için oluşturulmuş yasa ve yeni düzenlemeler kapsamında maddeleri görünce “oh be, şimdi oldu işte” demiştim.

Yasa gereği; Şiddet veya şiddet uygulama ihtimali varlığı halinde, maruz kalan herkes durumu resmi makamlara ihbar edebilecek. Hâkim tedbir kararını, duruşma yapmaksızın ve şiddetin uygulandığı konusunda delil veya belge aramaksızın ifade yeterliliği ile verecekmiş.

Mağdur olanlara, psikolojik, mesleki, hukuki ve sosyal bakımdan rehberlik ve danışmanlık hizmeti verilecekmiş. Kulağa ne kadar hoş geliyor. Korunan kişinin hayati tehlikesinin bulunma halinde, ilgilinin talebi üzerine veya resmen geçici koruma altına alınabilecekmiş. Mağdurenin çocukları varsa, asgari ücret desteği ile çocuklara kreş imkânı sağlanacak. 2 ay sınırı ile uygulanarak kreş yardımı ile çocuklarda rehabilite edilecekmiş. Sadece 2 ay ama hiç olmayabilirdi der ve yine de mutlu olmaya çabalayabiliriz.21636Gecikmesinde sakınca bulunan durumlarda mağdura geçici yer sağlanıp, koruma altına alınacakmış. Korunan kişilerin gerekli görüldüğünde iş yerinin değiştirilmesine, kişinin evli olması halinde müşterek yerleşim yerinden ayrı yerleşim yeri belirlenmesine, korunan kişinin talebi üzerine tapu kütüğüne aile konutu şerhi konulmasına Aile Mahkemesi karar ve destek verecekmiş.

Mağdurun maruz kaldığı şiddet, hakaret ve tehdit, aşağılama gibi davranışların devamı halinde mağdur eden kişi müşterek konuttan uzaklaştırma kararı ile gönderilecek, ikamet ettikleri konut ise mağdura tahsis edilecekmiş.

Şimdi şöyle bir gözden geçirelim. Türkiye’de yaşıyoruz. Burada sokakta adam karısını delik deşik ediyor, biz de nam olsun diye bangır bangır televizyonlarda yayınlıyoruz. Bu öldürülen kadınlar, hayattayken defalarca şiddete uğramalarının yanında evlerinden atılıyor, çocuklarından uzaklaştırılıyor, çalıştığı yerde taciz ediliyor, defalarca ölüm tehdidi alıyor. Biraz cesareti olan gidip şikâyetçi oluyor, koruma istiyor, verilmiyor. Kendi ailesi tarafından kabul görmüyor ve kaderine terk ediliyorlar.

Maalesef kocaya koşulsuz itaat anlayışı ile yetiştirilen ve aksi bir durumun kabullenemeyeceği sayısız yerleşim alanımızın olması, sesini çıkartamadan dayağını yiyip oturan kadınlarla dolu bir ülkenin içerisinde yaşamamıza neden oluyor.

Bu yasa ile igili cümleleri okuduğumda uygulanıp uygulanamayacağı kaygısı ile tüm maddeler anlamsızlaştı. Şimdi yoklama yapıyorum. Tüm sessiz çığlıkların adına soruyorum 6284 neredesin? Cevap, uzun bir sessizlik. Belli ki listede adı kayıtlı, adresi belli ama devamsızlığı çok.

Kanuna göre her şey uygulanabiliyor olsa, mağdur kadınlar  boşandığı halde hala eski kocasından dayak yer mi? Kendi emeği ile sahip olduğu evinden, eşyalarından, uzaklaştırılıp ya da boşanamadığı için aynı  koca ile yaşamaya mahkum olarak  psikolojik şiddete de maruz kalır mıydı? Çalıştığı yer de huzursuz edilir miydi? Özel hayatını ölümle yaşam arasında hiç de özgür olamadığı şekilde yaşamak zorunda bırakılır mıydı? Yaşamak denilirse buna yaşıyor işte.indir (1)Susmayın. Kendiniz böyle bir şey yaşamak zorunda olmasanız bile yaşayanlar için susmayın.

Kısaca, ağlanacak halimize gülerek yaşamaya öyle alıştırılmışız ki konuşmaktan öteye gidemiyoruz. Cinayetler, tecavüzler, çocuk gelinler ve insanlığa yakışmayan bir çok vahşetin hoş görülüp kılıfına uydurulduğu bir ülkede bir de kadınlar günü kutluyoruz ya, bu bana epey komik geliyor inanın.

Kendini kandırma kadın. Yaşamıyorsun farkında mısın? Maruz kalmak ile anılan hangi başlıklı eylem varsa hepsini yaşayıp susuyorsan, yaşamıyorsun. Yaşadığını sanıyorsun. Başka hayatlara eşlik ediyorsun. Bir karanfil ya da gül, iki tebrik mesajı ile kadınlar günümüzü kutlamak ne komik.

“Dağılın eğlence bitti. Yemezler” diyesim geliyor böyle günlerde. Okutulmayan, kendi istediği insanla hayat kurmasına izin verilmeyen, çocuk yaşta kadın ve anne olmaya zorlanan, tacize uğrayıp üstelik bir de suçlanan, sırf biri ile evli diye şiddete maruz kalan, düzene baş kaldırdı diye hayatı zindan edilen, psikolojik ve bedensel şiddet ile susturulan, yok sayılan tüm hemcinslerim, size soruyorum, yaşıyor muyuz? Kadınlık bu mu?

.

Yazar:

Yunanistan kökenli bir ailenin mensubu olarak 1976 da İstanbul’da doğdum. Gazeteci bir baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin çocuğu olma münasebetiyle Anadolu’nun bir çok ilinde eğitim aldım.

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: