Yaşa!

10 Kasım 2016 0 Yorum

504df853-726e-49f2-abad-c1962aee6752Masmavi bir deniz, bir elim bileğime kadar pırıldayan su halkaları içinde. Bir karar sandalına oturdum. Sakinliğin ve huzurun içinde kendimle sohbetteyim.  Öyle sessiz sakin de değil. Dışarıdan gören olsa aklımı yitirdiğimi sanır. Ne çok özlemişiz kendi kendimize dertleşmeyi. Gülüyorum, kızıyorum, hüzünleniyorum ama yine de seviyorum ben de yaşayan benlerimi.

Geçmişten, gelen geçenden, hayatımın kaldırımlarına takılıp gözümden düşen, aklımdan taşınıp gidenlerden bahsettik biraz. Yangın yerinde alevin içinden yara almadan geçmek mümkün olmadığı gibi okyanusa gömülünce ıslanmamak da olamıyor. Hayat işte. Onun bunun balçığına, çamuruna, duvarına, dikenli teline takılıyor insan yaşadığını sanarken. Her canı yandığında bir kat daha aşağıya gömüyor özgür ruhunu. Zihin hep acımasız gardiyan. İşkence etmeden can yakıyor. İkna ediyor seni. Unutturuyor gerçekliğini, arzularını, hasretini, hayallerini. Amaaaan neyse ne, boşver, takılmalarla doluyor her yaranın ardında konuşmaların.  Vazgeçtiğinde de hep aklın kalıyor. O geride kalanın akıl değil, haksızlık ettiğin için pişman olduğunu geç de olsa anlayacağın ruhun olduğunu fark etmiyorsun bile. “Hiiiiç umurumda değil ne yaparsa yapsın” yalanı da en komiği. Beni hem birinden duyunca gülümsetir kendimden duyunca sesli kahkahama neden olur.

Kendimizi kandırmaya, ikna etmeye bayılıyoruz. Dünya ile yönetilen bedenlerin içinde, dünyada yaşamak için varolduğunu unutan hale geldik. İhtiyaç listelerimiz bile birbirimizinkilere bağlı. Özgün kaç varlığa sahibiz. Herkesin var diye bizde de olan kaç varlığımız var? Benim de olmalı diye hedeflediğimiz, olmalı mı acaba? Oldurmalı mıyız?

Kendi hapishaneni kendi beyninden yaratan insan, hep bir şans, huzur, aşk ve mutluluk arayışında. Aradığı yer kendinden uzaklaştıkça beklemekten aramaktan da yoruluyor. “Sevgi içimizde” cümlesini espri yaptık bugünlerde. İçimizdeki sevgi değil, iyi olan, yalın olan o. İyiliği yalınlığıyla sevgiyi, huzuru, aşkı ve mutluluğu getirecek hayata, haberimiz yok.

Üstelik sahip olduğumuz her şeyin bir sebebi var. Dostun, arkadaşın, çocuğun, ailenin ama bu sebepleri anlamak için zihin yeterli değil. Bir kişi işini özveriyle yapmaya çabalıyor ve başarırken, yaptığı iş, bir başka insanın hayatında çok önemli bir yere sahip olabilir aslında. Görünmeyen bağlarımız var. “Tanımam etmem bana ne” uyduruk bir kavram haberiniz olsun. Sizin tanımak istemediğiniz, önemsemediğiniz insana bir şey öğrettiğin ve hayatına mutlaka bir şey kattığını bilseydiniz, biri size gelip “Sen beni önemsememiştin ya o gün, yardım etmemiştin hatırladın mı? Bana çok güzel bir ders oldu. sayende kendi başıma kimseden yardım almadan dik durmayı, sorunlarımı çözebilmeyi öğrendim.” dediğinde ne hissederdiniz? İşte tam da bu örnekteki gibi. Hepimiz birbirimize bağlıyız. Görünmeyen bağlarımız ile birbirimizin hayatına etki ediyor, yön veriyoruz. Hem de hiç bilmeden. 10268591_1395093360770361_6991965609366896529_n

Hayatın içinde kendimizden milyonlarca kopya yaratmak hem imkansız hem de oluşursa sıkıcı olacağı için hayatın insan renklerinden beslenmeliyiz. Bakıp geçmek yerine, görmeye çalışmalı, dinlemeli, dinlediklerimizi anlamalıyız. Anlamamız gerekenler insana değiyorsa eğer, sadece zihnimizle değil ruhumuzla anlamaya gayret etmeliyiz. -Meli -malı cümlelerim uzayıp gider. Ahkam kesmek niyetinde değilim. Yaşarmış gibi öyleymiş böyleymiş gibi değil, gerçekliği ile yaşamalı insan. Derdim bu. Son kullanma tarihimizin belli olmadığı bir hayattayız. Hazır yaşarken, gerçekten yaşamalıyız.

Gülüp geçerken arkamda bırakıyorum bir bir bütün üzerime yakışmayan yakıştırmaları. Oldurmalı dostluklarım, varmış gibi aşklarım, uydurma arkadaşlarım yok artık. Öğrendiklerimden oluşturduğum eleğimin üzerinde ne kaldıysa canımdır. Defalarca silkelenip yine de erimeyen, elekten aşağıdaki bütüne karışmayan, herkesin çürük ve gereksiz sandığı elek üstü dostlarım var benim. İnsan dili ile konuşur anlaşır ve inadına ruhlarıyla yaşar, ruhuma yarenlik eder onlar. Gülüp geçeriz zihinsel oyunların kurbanlarına. En çok da gizli kompleks ve hırs sahibi maskeli hokkabazlara. Kendinden başka bir insanın acılarından beslenenlere güleriz ağız dolusu. İlle de aşksa o da eleğin üzerinde kalacak olan son talihlinin başına konacak belli ki. Bekliyorum. Acelem yok. Ruh ile yaşamaya başlayanın bu dünyada acelesi olmaz. 

Yaşa!

Kategori: GENEL

Yazar:

Yunanistan kökenli bir ailenin mensubu olarak 1976 da İstanbul’da doğdum. Gazeteci bir baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin çocuğu olma münasebetiyle Anadolu’nun bir çok ilinde eğitim aldım.

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: