Sessizliğin, suskunluğun mektupları…

17 Haziran 2016 0 Yorum

FB_IMG_1453062057357Sessizlik. Sessizlikte duyduğum yaşam seslerinin huzuruna ihtiyacım varmış meğer. Dinlemek ne demek biliyorum artık. Daha önce sadece duyuyormuşum. Anlıyorum dediğimde anlamak istediklerimin takibi için dinliyormuşum. Yaşamı dinlemek başka bir şey. Kuşun cıvıltısını değil artık kanatlarının palazlanışını ile duyuyorum. Yabani otların rüzgarla dansını, kedilerin çöp karıştırırken bir parça su ya da ekmek kavgalarını, caddeyi anında ikiye bölebilen ambulansın acı sesini değil içindeki telaşı, endişeyi duyuyorum.

Farsça bir şiiri tutuyor avuçlarım. Acının ifrazatını cümlelerin üzerine akıtmış üstad. İçim yanıyor. Şiirler bitiyor, arayış bitmiyor derman bulmak için. sustukça kanıyorum. Gecenin içinde derman ararken akıyor varoluştan türlü türlü cümleler ve gözlerimden dışarı sızıyorum yine. Hâkim Senâî, dokundu düşüncelerime ve sarstı inceden;

«Bâz küştem z`ânci güftem z`anki nist
Der-suhan ma`ni vü der-ma`ni sühan» 

 

“Şimdiye kadar söylediğim sözlerden vazgeçtim. Çünkü kalpte parlayan ince manaları anlatmaya yeteri kadar söz bulmak mümkün olmadığı gibi, o maksatla söylenen sözlerde de mânâ yoktur.” diyordu rastgele seçilen cümlelerin içinde. Sustum. Derin bir sessizlikteyim.

Sustukça, sustuklarımı yazdım. Ellerinle dokundu, gözlerinle okudu ama ruhuna dokunamadım. Söyledim duymadı, gösterdim görmedi, dokundum hissetmedi. Yapılacak, söylenecek bir şey kalmadı. Sustum. 

Gece gözlü, karanlık yüzünde gizlenen ruhuna bakıyorum sen görmeden. Harabenin arasına oturmuş, tüm heybetinle dikilmişsin Ege’nın Efe’si gibi. Efelen be sevdiğim efelen. Ne diyeyim? Denizinin çalkalanmasından sonraki fırtınaya kapılmış gemin. Kayalıklarda parçalanmış en temel yerlerin. Dağılmışsın. Dağınıklarından toplamış yeniden okyanuslar aşmak için bir bütün olmuşsun. Bu da senin zaferin. Geminin etrafındaki zırhı ile yola çıkıp önüne gelen dalgaları aşmışsın. Ne denizkızı tanırsın şimdi, ne de bir inci tanesi. Sen de haklısın.

Sırtının arkasından bakıyorum sana. Gözlerine bakınca kaçıyor ruhun. Vücudun isyan ediyor içindeki tutsaklığa ama sen esir ederken kendi esaretinden memnunsun. Uzaktan bakıyorum sana. Dokunmadan. Hissettirmeden, ateşlerden kül olmadan geçiyorum. Yanıyorum. Alabildiğince yanıyorum ama buz gibi görünmek marifet bu aralar. Kime baksam korumalı ve hep buz edasıyla içinin sıcağına kör, sağır.uc_mini

Sustum sevdiğim. Sevgilim ol ya da olma sevdiğim ol yeter. Sev de demem sana. Demek ile ne olsa zulümdür, gönül razı değilse. Ruhun çığlık atarken susmayı başarmışşsın ve ne de güzel öğretiyorsun insana. Bir olduğumuz anların tek şahidi olmak özel kılıyor beni. Tutamadığın da iplerini, içinde saklananı hissediyorum. Kimsenin bilmediğini, görmediğini, görenin bir daha göremeyeceği seni görmek ne kadar da özel.

Sana anlatmayacağım.  Tanrıya da dilencilik etmeyeceğim senin için. Ne verebildim ki, ne isteyeceğim? Ol dedi ki oldun. Bir tohumdun önce, filiz oldun ardından ve şimdi görkemli bir ağacın dallarıyla tüm benliğimi sarıp sarmaladın ya köküm de sensin, dalım da, meyvem de.

Ben senin topraklarında yaşamaktan memnunum. Sen aşksın. Sana rağmen sen aşksın ve ben aşka karıştıkça yaşıyorum. Aşka teslim olmanın tadına baktım.

Kabul ediyorum. Varlığınla kabulümsün. Yaşamanın tadına bak ne olur…

“Aşk, bu mektuplar sana…” adlı kitabımdan…

 

Kategori: EDEBİYAT, KİTAP • Etiket: , ,

Yazar:

Yunanistan kökenli bir ailenin mensubu olarak 1976 da İstanbul’da doğdum. Gazeteci bir baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin çocuğu olma münasebetiyle Anadolu’nun bir çok ilinde eğitim aldım.

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: