Bence…

6 Haziran 2016 0 Yorum
FB_IMG_1453062057357Bu pis kokan dünyanın leşlerinden nefret ediyorum. Leşlerinden ve  peşinde gezinirken bunu bir iş sanan akbabalardan da. Sonucuna emin olduğun durumların akışını hisseder ve birden durursun ya, işte o donma anındayım. Benimle olmayı değil, bana bir bakıp çıkmayı düşünen insanlara rastlamaktan ve her seferinde bunu hissedip zaman harcamamak için kaçmaktan da yoruldum. 
Herkes kopyası çıkartılmış gibi benzer. Arzular, hırslar hatta tüm duyguları yaşarmış gibi yapan yaşamlar hep aynı. Aynadaki ile gerçeklik ne zaman bu kadar uzaklaştı insanlardan. Kim gerçek, kim rüya kahramanı? Kimin dokunuşu gerçek? Kim hissederek arzu duyuyor, kim dokunmayı görev ve zaruriyet sayıyor?
Kimin ruhu yaşıyor, kimin ruhu bedenine esir varlığını sürdürüyor? Ben kime itaat ediyorum? Kime göre, kim için, neden yaşıyorum? Sorsana kendine dışarıda aradığın soruları der gibi bakıyor aynadaki gözlerim. Soruların tek bir cevabı var ben de. Beni, ben gibi yaşamayı öğrenmeliyim.
Benim dilimle sevmek, bence sevgi konuşmak, bence baktığımı, bence anlamak, bence yaşamak esas benim için.  Benim dışımdaki varlıkların varlığını inkar da edemem. Onun dilinden sevilmeyi, anlaşılmayı da reddetmem. Kabul ederim ama başka birinin diline göre şekil veremem ki sevme hissime. Benimle aynı dili konuştuğuna inanmaya çalışmak hatasına bulaşmayacağım. Yaşadığımı sanmaktan da uzak durmak niyetindeyim.
Canım acıyacaksa acımalı, ağlamam gerekiyorsa ağlamalı, bazen kahkahalara boğulmalı, heyecan ile yerimden zıplamalı, çılgınlar gibi dans etmeliyim. Korkutan ne varsa kurtulmalıyım. Korku, öfke, hırs, kıskançlık tanımlarının yanımdan geçmediği bir yaşamın içerisinde sonsuz olmalıyım.
Bir insanın et gibi görünmesi,  önce kadın ya da erkek olduğuna odaklanılması, insan olduğunun unutulması canımı yakan. Kimse ruh ile ilgilenmiyor. Ruhsal, duygusal hiç bir oluşumun içinde bulunmadan, bedensel tüketim planları yapılıyor. Sıradan herkesle yapabilecekleri şeyleri özel adını alan insanlarla da hiç bir değişikliğe uğratmadan yaşıyorlar. Kimse için özel tanımına uygun bir insan da yok artık aslında. Olanlar da istisna şahsına münhasır, kendi özel insanlar.
Duygusallığın uğradığı haksızlıkların cezasını o duyguları içinden barındıranlar çekiyor. Kırık hikayelerin kıymıkları batıyor ruhun orasına burasına. sonra batıkların üzerine dokunduklarında avaz avaz isyan edip önlemler alasın geliyor. Korkutuyorlar işte mütemadiyen. Öfkeyi yerleştirip, dışarı çıkmasını da engelliyorlar. 
Etiketler hiç ruhsal açıdan belirlenmiyor. Zihin hep ukalalık peşinde. İnsan olarak değil, kadın ve erkek olarak olması gerekenler konuşuluyor. Kendimizin dışındaki insanlar hakkında konuşurken, aynaya sırtımızı dönüyoruz ya bazen, işte bu dünyayı kirletiyor.
Temiz olabilmek için etrafında temiz olmasına dikkat etmek lazım. Sevilmek için sevebilme yetisine sahip olmalıyız. saygı görmek için saygı duymayı öğrenmeliyiz. İnsanca muamele için insanı insan olarak kıymetlendirmeli, gerçekten tüm cesaretimiz, yalınlığımız ve insani değerlerimizle sonsuza uğurlanmalıyız.
Dünya üzerindeki bütün inanış şekilleri ile ilişkili olmayan başka bir durum var. İnancımız ne olursa olsun, hangi yüce güce inanırsak inanalım, nerede ne şekilde doğduğumuzun da bir öneminin olmadığı hayat oyununda, hepimiz insan olarak yaratıldık. İnsan olarak yaşayış tercihlerimiz, koşullarımız farklı olsa da hedef ve sonuç belli. Zaman herkese göre değişiklik gösteren bir kavram. Varışı belli bir yolculukta hangi zaman dilinde tamamlayacağımızı bilemediğimiz bu süreci maksimum insanlıkla yaşayalım.
Lütfen…
“İkinci bir şans verilse; Seven yine sever,  vuracak olan yine vururdu..”
                                                                                                                      Sadri Alışık

 

Kategori: GENEL

Yazar:

Yunanistan kökenli bir ailenin mensubu olarak 1976 da İstanbul’da doğdum. Gazeteci bir baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin çocuğu olma münasebetiyle Anadolu’nun bir çok ilinde eğitim aldım.

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: