İlginç adamlar ve kadınları…

20 Mayıs 2016 0 Yorum

 

 

374a4175-0b6a-4827-8dde-16de690d527aZamanla değişim göstermeyen tek varlık aşktır. Aşkın yaşanma şekli de değişmez. Yaşanan aşkın yansıtılma şekillerinde değişiklikler yapıyor insanlar.

Aşk hissedilince değişen benlikten korkular, bu korkulardan dolayı önlemler, önlemleri aldıran karşılıklı etiketlemeler ile aşktan eksiltiyor cesareti olmayanlar.

Yaşanmışlıkların açtığı derin zindanlarda hapis edilen aşk tohumlarını, yeniden kanamamak, yara almamak, acıtılmamak için zihnin bahçelerine ekme cesareti gösteremedikleri gibi istemsizce aniden yeşeren bitkilerin dalını yaprağını hatta bazen kökünü kurutuyor insanlar.

Kendinde gördüğünü adı aşk olana yansıtmadan, yaşadığınla örtüşmeyen bir davranışla aşktan köşe bucak kaçıyorlar…

Kaçtıkça içine çekildiğin bir hortum gibi seni yakalar aşk. Kaçacak yerin, gidecek adresin, yürüyecek yolun olmaz, rotandan saparsın. Bir bedenin içine ilahi bir gücün yüklendiğini düşünmeye başlar, her hareketinde efsanevi bir kahramanı izlermiş gibi büyüye kapılırsın. Çarpılmaksa çarpılmak, vurulmaksa vurgunun ta kendisi, pişman olmadan bile bile perişan olursun.46d888d5-b084-4f7e-a0aa-74e8720c0f45

İnsan ne yaşar, yaşadığını nasıl yansıtır, yansıttıkları neye mal olur, nasıl aşkı öldürür gelin hep birlikte şahit olalım.

 

 

 

 

 

ae7ddee3-1aee-4e9a-8b3f-d3745fa9f588

Zümrüt

3.Bölüm

Bahçıvan Musa elindeki ibriği yere bırakıp demir kapıya giden merdivenleri tırmandı. Şatafatlı kıyafetleriyle faytondan inen adamların elinde duran namenin üzerindeki mührü göresiye kadar kim olduklarını anlamamıştı. Ona uzatılan nameyi çekingen elleriyle aldı.

-Okuma bilmem beyim ben.

-Evin efendisi sen misin?

-Yok, beyim Abrek Efendi’dir.

-Ev sahibin yok mu?

-Beyimiz iştedir. Okuyuverseniz de ben hanımıma söylesem.

-Abrek Efendi’nin hanesi burası öyle mi?

-Burası beyim doğrudur.

-İki kızı mı var bu Abrek Efendi’nin?

-Yok Beyim. Bir kızı var.

-Bu kayıtta hanede iki kız gözüküyor. Diğer kız kimdir?

-Benim kerimem efendim. Hayır ola, neden sual edersiniz?

-Haşmetli hünkârımız Sultan Abdülmecid Han Hazretleri gönderdi bizi. Kızlarınızı haremine ister, almaya geldik.

-Aman deyim beyim ne dersin?

-Ne diyeceğim be adam tez hazırlansınlar, hünkâr bekletmeye gelmez. Asım ver oğlum Abrek Efendi’nin hediyesini. Al bu sandığı Abrek Efendiye ver madem kızlardan biri senin Efendin sana ne uygun görürse payını verir. Haydi, şimdi kızları getir.

-Aman deyim kızların yaşları ufak. Azıcık büyüsünler. Kendi elimizle getiririz olmaz mı?

-Efendi beni işitmedin herhalde. Anlamam ben ufak mufak. Niye ufakmış biri on yedi biri on sekiz yaşına gelmiş ya? Ne yapacaksınız kızları? Başınıza talih kuşu kondu daha ne?

-Yok, beyim ben sizi pekiyi anladım da Abrek Efendi yok şimdi. Ben hanımıma bildireyim olmaz mı? Ses edelim Abrek Efendi gelsin.

-Asım al Hamdi ile Müslüm’ü gidin alın getirin şu kızları içerden oyalanmayın.

-Dur beyim dur ürkmesin yavrucaklar. Müsaade buyurun. Durun. Ben gider gelirim. Siz soluklanın hele şuracıkta ben hemen alıp gelirim.

Musa boğazına çökmüş acısı ve çaresizliğiyle koşa koşa neşeyle kahvaltı yapan evin hanımının yanına gitti.

-Hanımım, Hafize’m az geliverin. Diyeceğim var. Bahçe kapısında misafirlerimiz var. Hem ne misafir…

-Ne oluyor Musa Efendi, bu ne hal?

-Sorma hanımım sorma vakit yok azıcık geliverin ne olur çabuk.

Beti benzi solmuş Musa’nın peşine takılıp salona girdiler.

-Durun acık soluklanayım

-Hadi be adam ne oluyorsun?

-Saraydan geldiler. Sultan Abdülmecid haremine ister bizim kızları. Koca bir sandık göndermişler saraydan birkaç asker ve bir name. Name de padişah mührü var gördüm hanımım.

-Ne diyorsun be adam. Kıçın açıkta mı kaldı senin?

-Hafize’m yeminle bak yukarı bahçe de oturuyorlar. Vakit yok derler güzellikle vermezsek içeri girip zorla alacaklarmış.

-Doğru mu bunlar Musa Efendi.

-Doğru Hanımım

-Biz de kız mız yok diyeydin ya.

-Diyemedim ellerinde yazılı defter var.

-Abrek, ölür adamcağız bunu duysa. Allah’ım nedir bu başımıza gelen? Bir de ben konuşsam. Küçük desem.

-Dedim hanımım demem mi? Büyüsünler biz getiririz dedim. Yaşlarına kadar bilir imansızlar. Olmaz dedi.

-Nasıl söyleriz kızlara ne deriz Allah’ım.

-Hafize’m

İki kader arkadaşı Hafize ile Guşef Hanım talihsizliğin verdiği acılarını birbirlerine sarılıp bastırmak istediler ama nafile.

Askerler bahçeye dalıverdi. Kızların saçı başı açık ulu orta kollarından sürükleye sürükleye çıkarttılar yuvalarından.

Ağlaşmalar bağrışmalar arasında ne olduğunu anlamadan iki ay parçasını ana kucaklarından, baba ocaklarından kopartıp faytona attıkları gibi arkalarına bile bakmadan uzaklaştılar.

Ortalığa saçılan bardak çanak, Mezguaşe’ nin sevdiği dalları kırılmış, yaşamdan uzaklaşmış çiçekleri, saksılarından dökülen topraklar, Guşef Hanım’ın saraydan gelen sandıktan boşalttığı mücevher ve altınlar öylece yerde biraz önce yaşanan dramın kalıntılarına işaretti.

Guşef Hanım bir türlü gözlerini açmadı. Hafize kendi kederini yaşayamadan, hanımının başında gözyaşı döküyor, incecik bileklerini ovup evladı gibi sevdiği Mezguaşe ve kızı Nisa için dua ediyordu.

Musa Efendi yere çömelmiş, iri ellerinin arasına aldığı başını, sırtını yasladığı kapının köşesine vurup vurup ağlıyordu.

-Vay ben öleydim de görmeyeydim Rabbim. Neden almadın şuracıkta canımı? Ne yaparız, kime gideriz biz? Nasıl kurtarırız yavrularımızı?

Hava kararasıya, Abrek efendi bahçedeki dökülen saçılanı göresiye kadar hiç kimse yerinden kımıldamadı bile.

Guşef Hanım sadece nefes alıyordu. Öylece kala kaldı acısıyla. Abrek efendi bahçeyi görür görmez içeri koştu. Kapının önünde yere yığılmış Musa’yı gördü.

-Mezguaşe, Guşef neredesiniz? Bu ne hal?

Birkaç adımda içeri girdi. Sedir de yatan Guşef Hanım’ın haline mi şaşırsın, Hafize’nin donuk bakışlarındaki anlamsızlığa mı bilemiyordu.

-Hafize neler oluyor kızım? Guşef’e ne oldu? Mezguaşe. Mezguaşe kızım neredesin? Nisa.

-Seslenme beyim gitti kızlar.

-Musa delirtmeyin adamı nereye gidecek kızlar bu saatte? Konuşsana adam.

Musa kapının dibinden kalkıp Abrek Efendinin boynuna sarıldı. Dakikalarca ağladı. Abrek Efendi kollarını kurtaramayınca birden Musa yı silkeledi.

-Konuşsana adam, bu ne hal?

-Saraydan geldiler beyim zorla kızları alıp gittiler. Hareme katacaklarmış.

Abrek Efendi, Musa’nın kolunu sıktı.

-Senin dilin ne söylüyor efendi? Bu ne demek nerede kızlar?

-Yeminle beyim, geldi askerler aldı gittiler.

-Guşef, Guşefe ne oldu?

-Döktü saçtı bayıldı beyim, ondan beride hali bu.

Abrek Efendi sendeledi. Kâbus gibi ocağının içine inen bu söz yumağını, kulakları işitmek, aklı kabullenmek istemiyordu. Boğazını patlatırcasına bağırdı.

-Mezguaşe bitir bu şakayı in aşağıya hemen. Nisa.

Hafize Guşef hanımın elini göğsüne bırakıp babası abi gibi sevdiği Abrek efendinin paçasına sarıldı.kitap ilginç

-Kurtar kızlarımızı ağam, kurtar ne olur?13131447_1705791203033907_8555536311351463121_o

Abrek Efendi Hafize’nin omuzundan tutup kaldırdı, sedire oturttu. Guşef in yanına geldi. Nabzını nefesini kontrol etti. Karısının yaşadığını anlayınca ayağa kalkıp Musa’nın yanına gitti

-Musa git hekim bul. Guşef Hanım’a ne olmuş bir öğrenelim. Hadi toparla kendini neymiş durum bir bakacağız. Hafize topla kızım sen de ortalığı. Guşef Hanım’ı bir iyi edelim, etraflıca konuşur ne gerekiyorsa yaparız hadi bakalım.

Sözünü ikiletmeden Musa ile Hafize görevlerini yerine getirmek üzere odadan çıktılar. Guşef Hanım öylece yatıyordu.

Abrek, etrafta kimsenin olmadığını anlayınca yumruk yaptığı elini ısırıp bütün hırsı ile gözyaşlarını serbest bırakmıştı.

Bunca yıl herkes den koruduğu kızını kumrusunu, kanatlarını kırıp, yuvasından söküp kopartmışlardı.

 

 

facebook

 

 

http://www.kizoa.com/Movie-Maker/d37302964k1295293o1l1/ilgin-adamlar-ve-kadinlari-film

Kategori: GENEL

Yazar:

Yunanistan kökenli bir ailenin mensubu olarak 1976 da İstanbul’da doğdum. Gazeteci bir baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin çocuğu olma münasebetiyle Anadolu’nun bir çok ilinde eğitim aldım.

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: