Nazım’ın sonsuzluğu…

9 Mayıs 2016 0 Yorum

29605929Aşk bitmemesi için dua edilen insanlığa bahşedilmiş yegane mucize varlıktır. Varlıktır evet. Varlığı ile yaşadığını hisseder insan. Yaşamak, mutlu, neşeli, heyecanlı, kederli, acılı olmak tanımlarını içinde barındırır. Bu hislerin toplamını oluşturan varlık aşktır. Yaşamak demektir aşk. Nefesinin yettiğine kadar dolu dolu yaşamaktır.

Aşkın acısıyla tanışmanın günü gelmişti Piraye ve Nazım için. Bitmeyecek tanımlarından biri ile devam edecekti aşk. Acı ve özlem ekildi biraz aşkın üzerine. Tadı değişti ama son nefese kadar varlığını korudu.

Bir gün ansızın bitti gibi bilinse de kelimelerle şiire, şiirle şaire dönüştü Piraye Nazımın ruhunda.

Nazım, 1946 yılında Bursa Hapishanesi’ nde esaretinin talihsizliği ile ruhundaki derin yaralara sürekli pansuman yapıyordu. Yaraların üzerini üflemek gerekiyor ya bazen, işte en yakınındakinin gözlerinden ister insan bunu. En yakınında kim varsa, yardım diler. İyileştirecek bir hamleye ihtiyaç duyar.

Uzağında yaşayan bir bedenin içindeki ruh ile yaşayıp gitmeyi öğrenmişken, bedenine yakınlaşan başka bir ruh ile dikkati dağıldı Nazım’ın.

Aşka aşık bir adamın aklına yerleşmek, ruhuna yerleşmekten daha kolaydı ne de olsa ve bu yakınlarda gezinen bir kadına yaradı. Sıklıkla gözönünde olmayı başaran bir çift göz ile Nazım’ ın zihni, önce Pirayesi’ nden uzaklaştı.

Nazım’ın dayısının kızı Münevver’in hapishane ziyaretleri sıklaşmıştı. Münevver,  Nazım’ ın aklına ektiği tohumları biçmeye başlamış, derin bir ruhtan beslenmekten keyif almaya başarmıştı. Nazım’ ın dünya üzerindeki takvimine adını yazmış, saatlerine, günlerine, aylarına ortak olmaya başlamıştı.nazım-hikmet-in-sapık-bir-abazan-olduğu-gerçeği_845137

Yalın adamın, adamlığı ile sevdası da yalın olur. Piraye’ ye yazdığı bir mektup ile döküverdi o Piraye’nin şahit olmak istemediği cümleleri kaleminden. İtirafı ile tutuşturdu Pirayeyi. Kor olmak varken, kül olmaya mahkum etti.

Keşke gözleriyle şahit olmamış, okumamış, anlamamış olsaydı Piraye. Böyle bir an, hiç yaşanmamış olsaydı keşke.

Piraye yaralandı. Yarasından oluk oluk akıyordu Nazım’ a olan inancı. Güven ve itaat, itimat, teslimiyet de toparlanıp gitmişti zihninden.

Susuyordu. Anlatmıyor, anlatılanları da duymuyordu. Sustukça susturuyordu ağzından irin akan insanları.

Bunca acının müsebbibini düşündü. Münevver bir başka bedene ait ruhunu Nazım’ a hibe etmişti. Üstelik bir çocuğu vardı kocasından. Sonra Nazım’ ı düşündü. Nazım kavuşamazsa aşk sandığına, aşka ne olacaktı?

Nitekim kavuşmak hayal oldu. Münevver’in kocası belli ki Münevverden çok sevmişti kendisini ve vazgeçmeyeceğini bildirmişti karısına.

Nazım Münevverde bulduğunu Piraye’ ye yakıştıramadı. Piraye hiç bir kadının varlığına benzemeyen ruhu ile esir etmişti Nazım’ı. Aşkından vazgeçmedi. Piraye’nin saygısının altında ezildi Nazım. Bir mektup yazdı biriciği Piraye’ ye;

Her zamanki gibi Nazım,  kokusunu, huyunu, suyunu, en mühim varlığı,  yüreğini bildiği Piraye’sini bir ceylan gibi nereden avlayacağını iyi biliyordu.

Piraye, Nazım’ı tarifsiz keder ve belirsizlik ile cezalandırıp,  ona göndermediği,  hatta kalemle bile bir kağıdı bu düşüncelerle işgal etmekten utandığı cümlelerini zihninin kağıtlarına kazıdı.

Kendi içindeki çığlıklarının, isyanlarının, acımalarının, pişmanlıklarının hiç birini bilmesini istemiyordu.

Açıklıklarını öğrenmesi,  Nazım’ ı iyice kontrolsüz hale getirecekti ve bu artık içinden çıkılmaz bir hayat labirenti olacaktı Piraye için.

12985555_1700311510248543_2747654798190860936_n

 Sonsuzluğun efendileri unutulmaz… Saygıyla anıyorum…

Kategori: GENEL

Yazar:

Yunanistan kökenli bir ailenin mensubu olarak 1976 da İstanbul’da doğdum. Gazeteci bir baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin çocuğu olma münasebetiyle Anadolu’nun bir çok ilinde eğitim aldım.

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: