Mezguaşe’ nin çığlığı…

2 Mayıs 2016 0 Yorum

 

ımg_20160321_122012.jpg.jpgBahçıvan Musa elindeki ibriği yere bırakıp demir kapıya giden merdivenleri tırmandı. Şatafatlı kıyafetleriyle faytondan inen adamların elinde duran namenin üzerindeki mührü göresiye kadar kim olduklarını anlamamıştı. Ona uzatılan nameyi çekingen elleriyle aldı.

-Okuma bilmem beyim ben.

-Evin efendisi sen misin?

-Yok, beyim Abrek Efendi’dir.

-Ev sahibin yok mu?

-Beyimiz iştedir. Okuyuverseniz de ben hanımıma söylesem.

-Abrek Efendi’nin hanesi burası öyle mi?

-Burası beyim doğrudur.

-İki kızı mı var bu Abrek Efendi’nin?

-Yok Beyim. Bir kızı var.

-Bu kayıtta hanede iki kız gözüküyor. Diğer kız kimdir?

-Benim kerimem efendim. Hayır ola, neden sual edersiniz?

-Haşmetli hünkârımız Sultan Abdülmecid Han Hazretleri gönderdi bizi. Kızlarınızı haremine ister, almaya geldik.

-Aman deyim beyim ne dersin?

-Ne diyeceğim be adam tez hazırlansınlar, hünkâr bekletmeye gelmez. Asım ver oğlum Abrek Efendi’nin hediyesini. Al bu sandığı Abrek Efendiye ver madem kızlardan biri senin Efendin sana ne uygun görürse payını verir. Haydi, şimdi kızları getir.

-Aman deyim kızların yaşları ufak. Azıcık büyüsünler. Kendi elimizle getiririz olmaz mı?

-Efendi beni işitmedin herhalde. Anlamam ben ufak mufak. Niye ufakmış biri on yedi biri on sekiz yaşına gelmiş ya? Ne yapacaksınız kızları? Başınıza talih kuşu kondu daha ne?

-Yok, beyim ben sizi pekiyi anladım da Abrek Efendi yok şimdi. Ben hanımıma bildireyim olmaz mı? Ses edelim Abrek Efendi gelsin.

-Asım al Hamdi ile Müslüm’ü gidin alın getirin şu kızları içerden oyalanmayın.

-Dur beyim dur ürkmesin yavrucaklar. Müsaade buyurun. Durun. Ben gider gelirim. Siz soluklanın hele şuracıkta ben hemen alıp gelirim.

Musa boğazına çökmüş acısı ve çaresizliğiyle koşa koşa neşeyle kahvaltı yapan evin hanımının yanına gitti.

-Hanımım, Hafize’m az geliverin. Diyeceğim var. Bahçe kapısında misafirlerimiz var. Hem ne misafir…

-Ne oluyor Musa Efendi, bu ne hal?kitap ilginç

-Sorma hanımım sorma vakit yok azıcık geliverin ne olur çabuk.

Beti benzi solmuş Musa’nın peşine takılıp salona girdiler.

-Durun acık soluklanayım

-Hadi be adam ne oluyorsun?

-Saraydan geldiler. Sultan Abdülmecid haremine ister bizim kızları. Koca bir sandık göndermişler saraydan birkaç asker ve bir name. Name de padişah mührü var gördüm hanımım.

-Ne diyorsun be adam. Kıçın açıkta mı kaldı senin?

-Hafize’m yeminle bak yukarı bahçe de oturuyorlar. Vakit yok derler güzellikle vermezsek içeri girip zorla alacaklarmış.

-Doğru mu bunlar Musa Efendi.

-Doğru Hanımım

-Biz de kız mız yok diyeydin ya.

-Diyemedim ellerinde yazılı defter var.

-Abrek, ölür adamcağız bunu duysa. Allah’ım nedir bu başımıza gelen? Bir de ben konuşsam. Küçük desem.

-Dedim hanımım demem mi? Büyüsünler biz getiririz dedim. Yaşlarına kadar bilir imansızlar. Olmaz dedi.

-Nasıl söyleriz kızlara ne deriz Allah’ım.

-Hafize’m

İki kader arkadaşı Hafize ile Guşef Hanım talihsizliğin verdiği acılarını birbirlerine sarılıp bastırmak istediler ama nafile.

Askerler bahçeye dalıverdi. Kızların saçı başı açık ulu orta kollarından sürükleye sürükleye çıkarttılar yuvalarından.

Ağlaşmalar bağrışmalar arasında ne olduğunu anlamadan iki ay parçasını ana kucaklarından, baba ocaklarından kopartıp faytona attıkları gibi arkalarına bile bakmadan uzaklaştılar.

Ortalığa saçılan bardak çanak, Mezguaşe’ nin sevdiği dalları kırılmış, yaşamdan uzaklaşmış çiçekleri, saksılarından dökülen topraklar, Guşef Hanım’ın saraydan gelen sandıktan boşalttığı mücevher ve altınlar öylece yerde biraz önce yaşanan dramın kalıntılarına işaretti.

“İlginç Adamlar ve Kadınları” kitabımdaki “Zümrüt” adlı hikayemden küçük bir hediye…

Kategori: GENEL

Yazar:

Yunanistan kökenli bir ailenin mensubu olarak 1976 da İstanbul’da doğdum. Gazeteci bir baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin çocuğu olma münasebetiyle Anadolu’nun bir çok ilinde eğitim aldım.

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: