“Yağmur’dan sonra Deniz”

28 Nisan 2016 1 Yorum

1.Bölüm

images-8.jpg.jpg

Sanki sağır olmak istiyorum. Bunu dileyen başka biri yoktur belki ama bazen bunu istiyorum. Evet. Evet sağır olmak istiyorum. Söylenenleri anlamıyorum, duymak istemediğim hallerde. Uğultunun içinde kayıp olmak istiyorum. Kelimeler bazen sadece uğultu olabilmeli.

Duyduğuna inanmamayı istemek değil bu duymak istememek. Söylenenler hayat akışımı değiştirecekse ve bu benim kontrolümün dışında gelişecekse duymamalıyım. Mecbur olamamalıyım hiçbir şeye. Bunca yılın mecburiyetler kabuğunu üzerimden sıyıralı çok oldu.

 

Tam da mecburiyet konulu olaylardan kaçmak isterken, hep hayalini kurduğum sakin hayata mecbur edildim. Stres yok, heyecan yok, yoğun aktivite yok. İyi de ben deliyim. Bunlar olmadan nasıl olacak derken, başaracaksın diye kendimi ikna etmeye çalışıyordum hep. Bu kadar çok istediğim hayata mecbur edilmek ne kadar komik. Tanrı baktı ben beceremeyeceğim, yaptı yine numarasını.

 

Günlerdir uykusuz tamamladığım vaktim, unuttuğum yemek zamanları, kendime yaptığım bir çok eziyetin ardından, en sonunda çocuklarımı en çok korkuttuğum bir gece, kendimi hastanenin soğuk odalarından birinde buldum.

 

Halil Paşa’nın boğaz manzaralı tablolarından birinin taklidi ile karşı karşıya bakışıyorduk. Kızım, oldukça korkmaktan dolayı kıpkırmızı olmuş gözleriyle başımda dikiliyordu. Her an ısırma ihtimali olan köpeklere takılan alet gibi bir şeyi ağzımın üzerinde tutuyorlardı. Kendi başıma nefes almayı becerememişim, destek oluyorlarmış. İnsan kendi başına nefes alamamayı da becerebiliyormuş.

 

Onca hırpalanmadan ve mücadeleden sonra miyokard enfarktüs denilen bir şeyler olmuş. Beklenmedik bir yaşta olunca, hızlıca açığa alınmam konusunda karar verdi doktorlar. Sağır olarak dinlemek istediğim bir sürü cümle kurdular tepemde.

yagmur_100921Çalışma hayatım çok yoğun olmasa da, kendimi hırpalama şeklime bir dur demek, cehenneme çevirdiğim hayatımdan uzaklaşmam için yeni bir hayatı yaşamaya ikna edilmek üzere, tepemde dikilenler ve karşımda mır mır konuşan, konuştuklarının çoğunu anlamadığım doktorun kararıyla, gidiyorum buralardan.

 

Mevcut hayatımdan gidiyorum. Hayalim olan hayata gidiyorum da ben böyle hayal etmemiştim ki. İnsanlar planlar yaparken melekler kahkahalarla gülerlermiş. Benimle epey eğlenmişlerdir diye düşünüyorum.

 

-Doktor annemi eve göndermeyin. Ben huyunu biliyorum. Kesinlikle dinlenmez, dinlemez de. Suçunun cezasını çeksin. Lütfen hastanede kalsın biraz.

-Toprak, lütfen annecim ben iyiyim.

-Gördünüz mü ağzında oksijen bilmemnesi takılı, ben iyiyim diyor.

-Endişenizi anlıyorum. Göndermeye niyetim yok zaten. Durum değerlendirmesi yapıyoruz. Bir sürü tetkikler yapılacak. Daha karantinada, hücreye girmedi.

-Ya doktor, beni ölmeden gömmeyin bak. Benim zaten şimdilik boyut değiştirmeye niyetim yok. Daha yapılacak çok iş var.

-Bak hala iş diyor ya. Hala iş.

-Ecem, prensesim, ben size karışıyor muyum annem? Tamam. Merak etmeyin, ne diyorsanız yapıp, masum masum cezamı çekeceğim.

Bir türlü tahliye olamıyorum. Delirdiğini düşündüğüm doktorun, üzerimde değişik araştırmalar yaptığını hissetmeye başlayalı çok oldu. Bana toparlanmam için beklediklerini söyleseler de delinecek ve bakılmadık hiçbir yerimin kalmayacağı bir sürece girdim.

Mütemadiyen verilen ilaçların ardından ertesi günü yapılan tetkikler, bir şeylerin yolunda gitmediğinin belirtisi ve ben hiç merak etmiyordum. Sonuçta her insan için beden sonlanmasının bir şekli var. Benimkinin ne olduğu da çok önemli değildi. Sonuç belli.

Üç haftanın ardından aldığım abuk subuk ilaçlar nedeni ile kilo da kayıp ettim. İki de bir doktora kızıyorum. Ben sizden daha iyi bakıyormuşum kendime desem de, o hiç oralı değildi.

“Değerler istediğimiz gibi, çıkabilirsiniz.” dediğinde o kirli görüntülü, zerre kadar iyilik barınmadığını düşündüğüm yüzünden öptüm. Nedense insanlarla böyle anlamsız bir iletişim şeklim var. Birinde ki kötülüğün pis kokusunu hissedersem, bana karşı çok iyi de olsa, bir daha o enerjinin etkisinden kurtulamıyorum. Başkasının canını yakanları hissediyorum ve yanılmıyorum da.

 

Hissettiklerime göre önlemler almak istemediğim ne kadar çok bile bile hatalar biriktirdim. Hatalar diye düşündüren ne varsa, hepsinin sayesinde bir o kadar da çok kazanımlarım oldu. Kendimi hatalarımla yetiştirdim.

 

Hızlıca asistanım ve birlikte yolumda bana destek olan kim varsa işleri organize edip, kızımın denetiminde gitmek için hazır hale geldim.

 

fb_ımg_1454756156537.jpg.jpgBir sürü çiçeklerim olacak bahçemde. Sabahları baharın soğuğuna, gecenin ayazına, yağmurun sıcağına inat, yüzmeye gideceğim mabedime, denizime de yakın olacağım artık. Sıkıldıkça yıldızların ışığında şarkı söyleyip yazacağım. Bildiklerimi pekiştireceğim yeni tatlar deneyeceğim, deliliklerimi paylaşacağım minik bir mutfağım ve keyifli sohbetlerin yapılacağı mavi beyaz bir lokantam da olacak. Daha ne isterdim ki?

 

Bütün bu hayallerimin mecburiyete bağlı olmasıydı canımı sıkan. Bana biraz olsun yüz vereni bulsam, anında astar peşine düşecektim. En yakın dostlarım bile burnundan kıl aldırmıyorlar. İki ay sonra gitsem diyordum ama kabul eden yoktu. Önce seneye dedim, pazarlıkla iki aya kadar düştüm ama kimse yanaşmıyordu.

Çaresiz gidecektim. Manevi kızım, asistanım İnci’nin tüm ağlama krizlerine rağmen benimle gönderilmemesi, beni daha çok üzüyordu. İnci’nin kıvırcıklarını parmağıma dolamayı çok özleyeceğim belliydi. Kaçıp geleceğini düşünen arkadaşlarımdan biri, kendine asistan yaptı İnciyi. “Asistanımda gözün varmış” desem de hiç oralı bile olmadı.

Türk olmayan, Türkçeyi az konuşabilen bir kızım oldu. Benimle birlikte yeni hayatıma gelecekti. Ülkesinde hemşireymiş ama maalesef bizim ülkemiz de hiçbir şey, benim için ise çok şey olacaktı zamanla, ne acı.

“Yağmurdan sonra Deniz” adlı romanımdan küçük bir hediye…

Kategori: KİTAP

Yazar:

Yunanistan kökenli bir ailenin mensubu olarak 1976 da İstanbul’da doğdum. Gazeteci bir baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin çocuğu olma münasebetiyle Anadolu’nun bir çok ilinde eğitim aldım.

Yorum (1)

Trackback URL | Comments RSS Feed

  1. Mürüvvet dedi ki:

    Tek kelime MUHTEŞEM

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: