“Piraye’de Nazım olmak…”

20 Nisan 2016 0 Yorum

1

Sustu Piraye. Sözlerle aşkını kirletmesi mümkün olan bütün cümlelerini kilitledi. Sorulanları, söylenilenleri duymadı. O güne kadar ne hissettiğini hesap etti uzun uzun ve bir karara vardı. Aşk neydi biliyordu. Aşkı yarattı bir çift mavi gözde ve bir çift ela göz ile aşkı yaşattı.

Bir ceviz ağacının en güzel şekliydi aşkın bavulu. Nazım’ın ruhundan dökülenleri yazan ellerinin yapımı tahta bir bavulun başlangıcı olmak şerefine nail oldu bu ağaç.

Üzerine aşkın baş harfleri kazınmış tahta bir bavul olmaktan başka, içinde koskocaman, tarifsiz, zor, paha biçilmez, anlamı daha önce bilinmemiş, tarihe yazılmış bir aşkın korunduğu bir bavuldu artık o ceviz ağacı.

Nazım’ın kalemi ile canlanmış, aşkla şereflenmiş mektupların ebedi istirahatgahıydı o bavul. Nazım’dan Piraye’ye hediye edilmiş en kıymetli hazineydi.

Pirayeydi aşkın adı ve Piraye müsebbibiydi bu aşkın. Şiirden bir kadındı Piraye. Şiirden şair yarattı. Şairi aşık etti kendine. Kendi de bu eşsiz aşk ile boğuldu. Aşk ile yoğrulup, aşk ile piştiler.

Etrafa aşk kokusu yayıp, insana aşkı öğrettiler. Öylesine başlamış ve bitmiş bir aşk da değildi üstelik. Sonsuz olmuş bir aşkın içerisinde, olması gerekenleri öğrettiler.

Kadından bol miktarda sadakat, merhamet, fedakarlık ve koşulsuz sevgi, adamdan aşka aşık olmanın zevki, bir kadının tanımı, bir erkekten görünen en yalın kadını, kadının nasıl yaşanılması gerektiği öğrenildi.

Nazım aşkla şehvetinin içerisine hayatının klavuzu tanımını ekledi. Kadın, aşkın içindeki esaretine aşkı özgür bırakmayı işledi.

Yeniden bir hayat bahşettiler birbirlerine. Birlikte doğdular. Birlikte bedenleri ile değil, aşk ile yıkanmış ruhlarınla arınarak yaşadılar.

Görülmeyen açlıklarını tokluğa çevirdi onlar. Temas etmeden birbirlerini yaşadılar. Birbirlerinde yaşadılar. Ayrı öldüler ama ayrılmadılar.

Piraye Nazımsız ölmedi. Nazımsız yaşamadı hiç bir zaman diliminde. Gördüğü gün yaşamaya başlayan ruhunu Nazımsızlıkla öldürmedi. Yerini boşaltmadı gelip birileri sahiplenmesin diye. Nazım’ın gönül tahtını doldurup boşaltanların izlerine inat o hep yerini bildi.

Nazım Piraye de aşkı tattı, aşk yazdı öyle biraz. Piraye Nazım da aşk oldu, aşk yaşadı Nazım’ a inat.

Aşka aşık adamların oltalarına takılan masum balıktır aşık kadınlar. Ahmakça avlanır, canından olurlar. Piraye Nazım’ın oltayı tutan eliydi. Oltanın ucundan tırmanıp en mühim tahtına taşıttı kendini seromoniler eşliğinde. Üst düzey törenler, şölenler düzenledi Nazım’ın gönlünde.

Hiç tanınmamış hisler ile tanıştırdı onu. İkisi de kim olduklarına, yaşadıklarına, yaşayacaklarına bakmadan bir oldular.  Şiir oldular. Her mısrada aşk tohumu bıraktılar gelecek nesillere. Aşkı anlattılar tarifini bilmeyenlere.

Aldatılmak ile aldanmak arasındaki ince çizgiyi hissettirdiler ve aşkın her koşulda kirlenmediğini ispat ettiler. Aşka saygı tanımını oluşturdular birlikte.  Eksilttiklerini, eklediklerinden çıkartmadılar. Kazandıkları ile aşkı yaşadılar.

Nazım’ın, aşka aşıklığına aşık Pirayesinin, benzersiz saygınlığı ile unutulmadılar…

Kategori: GENEL

Yazar:

Yunanistan kökenli bir ailenin mensubu olarak 1976 da İstanbul’da doğdum. Gazeteci bir baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin çocuğu olma münasebetiyle Anadolu’nun bir çok ilinde eğitim aldım.

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: