Serhat’ın hesaplaşması…

23 Mart 2016 0 Yorum

ımg_20160321_115355.jpg.jpg

 

“Neyi değiştirebilirim ki bundan sonra? Yaşayıp gidiyorum işte” diye söylense de hep bir değişim düşüncesi bilinçaltını kıpırdatıyordu.

Sert görünümlü, aşırı derecede mantıklı davranmaya dikkat eden, prensip sahibi, planlı biri gibi imajı olsa da kural dışı yaşamayı sevdi hep ve onu insanlar bu özelliklerle etiketleyip tanımladılar. Değişmek zor. Kendini tanımaz hale gelmişti aslında bu aralar.

Öğrendiği bir şey varsa zayıflık göstermemek, sevimli gözükmek, güçlü gözükmek adına tüm insanların taktığı kendi kişiliklerinin tam tersi maskeleri olduğuydu. Maskelerinin olduğunu düşünmüyor değildi.

Kalbi ile yaşantısı paralel değildi mesela. Kendine zaman zaman itiraflarda bulunuyor, bunun sonucunda, kolay kolay kimseye, belki de hiç kimseye göstermediği kalbinin derinliklerinde zırhla kapladığı hislerinin varlığını hissediyordu.

Her zaman savaşa hazır oldu. Yalnız unuttuğu bir şey vardı. Savaşmaktan sevişmeyi, sevmeyi, sevilmeyi ve bunun tadını çıkartmayı unutmuştu. Sevişmek derken fiilen olandan bahsetmiyorum elbette, ruhların sadece bir bakışta tutkuyla yanmasını anlatmak istiyorum. Bu, Serhat’ın bugüne kadar hiç tatmadığı bir duyguydu.

fb_ımg_1456570139908.jpg.jpgOnun bunca zamandır duygularını ortaya koyduğu tek davranış biçimi, öfkeyle dolu konuşmalar, kavgalar, isyanlar, bağırışlar belki de bazen eşyaları tekmelemek, duvarları yumruklamak, aynaları kırmaktı.

Hayatında olan kadınlara karşı şiddet uygulayan psikopatlardan değildi elbette ama damarına basan insanlara karşı hep bir karşı savunması, itirazı, isyanı olmuştu.

Mutlaka bir kadına çiçek, hediye ya da mutlu edecek herhangi bir girişimde bulunmuştu. Bu centilmenlikleri yapmasının nedenleri çoğunluk birilerinin kalbini kırıp döktükten sonra, kaldığı yerden devam edebilmek adına, kendi egosunu tatmin edecek davranışlarda bulunmayı da kendi belirlerdi. Bir kalıba girmeden, kendi isterse yapardı ve bu hep böyle oldu.

Yardım ettiği insanlar da oldu, o kadar da duygusuz biri değildi ama bunu kendine amaç edinmedi diyelim. Vicdanı hep vardı ancak bunu kimseye ispatlamak zorunda hissetmezdi ve ona göre yaşadı bunca zaman.

Gençlik döneminde ve şimdiki hayatında da, oldukça keskin çizgiler vardı. İyi ya da kötü vardı. İdare eder yoktu. Ya hep ya hiç olmalıydı hayat. Çocukluğundan gelen bulanık yıllar, gençliği ve şimdiki hayatının temellerini oluşturdu tabi.

En kısa şekliyle ona ters gelen bir kelimeyi duyduğu zaman, hemen boks eldivenleri elinde bekliyormuş gibi sağa sola saldırırdı. Kavgalar, küfürleşmeler, itirazlar, isyanlar. Karşındakinin boyuna posuna, hacmine, karakterine, kim olduğuna, onun için ne anlam ifade ettiğine dikkat etmeden kırar geçerdi.

Yaptığı tüm hataları tamir edenleri de vardı tabi etrafında. Buruk yanını ve böyle olmasının sebeplerini bilen annesi, teyzesi hep destekçisiydi. İyi mi yaptılar, kötü mü yaptılar bilinmez ama hep destek oldukları bir gerçekti.

Hep etrafa saçılan kopmuş inci kolyenin tanelerini toplar gibi sayısız hatalarını temizleyip toparladılar. Kırıkları toplayıp parçaları birleştirdiler, her bir kolyeyi yeniden imal ettiler.

 

“İlginç Adamlar ve Kadınları” kitabımdaki “Ada” isimli hikayemden küçük bir hediye…

Kategori: GENEL

Yazar:

Yunanistan kökenli bir ailenin mensubu olarak 1976 da İstanbul’da doğdum. Gazeteci bir baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin çocuğu olma münasebetiyle Anadolu’nun bir çok ilinde eğitim aldım.

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: