“Söz”

22 Mart 2016 0 Yorum

fb_ımg_1455510193722.jpg.jpg

“DİRİLMEK…”

Tam bir diriliş hikayesi benimki” Üzerimdeki yığıntının altında kıpırtılarla başladı her şey. İçeride derinlerde hala yaşama tutunan bir şeyler acıttı canımı. Sırf o hislerin hatırına üzerimden atıp o toprağı yeniden bir filiz olarak hayata dönmeliydim.

Ayazda kalan yanlarımı sardım, yaralarıma pansuman yaptım, sızıntı şeklindeki kanı durdurdum. Güçsüz bacaklarımın diz kapaklarına yüklendim önce. Her yerim çürümüşlüğün çaresizliği ile kuvvetsiz kalmıştı.Yanıklarımı üfleye üfleye hafiflettim. Donmuş yerlerimi umudumla ısıttım ve yeniden yaşamaya başladım.

Soğuk zemine basan tabanlarımdan kuvvetlenip, hiç bir yere tutunmadan yürümeyi öğrendim. Düşmemek için dikkat etmeyi, düşersem kendi kuvvetimle ayağa kalkıp yola devam etmeyi öğrendim. Anlattıklarımla egosunu besleyenlere neler söyleyeceğimi biliyorum artık. Az konuşup, seçerek seviyorum. Temas ettiklerimin kendi tahtları var. Kimse kimsenin yerine oturamıyor. Benim varlığımla gerektiği kadar besleniyor herkes ve kimse kimsenin hakkını da yiyemiyor. Bana ait olan ne varsa dilediğim kadar paylaşıyorum. Birilerinin benimle sahip olduklarını paylaşmasını da beklemiyorum artık. İstiyorum sahip oluyorum.

ımg_20160306_090100.jpg.jpgHayatı milattan sonra olarak yaşamayı başardım nihayet. Bir zeybek gibi dikildim karşısına hayatın. Dimdik ve heybetli. En yumuşak yerimin hakimiyeti henüz zihnimde. Arada bir kapıyı çalanları dinliyorum ruhumla uzaktan. Sesler yalnızca uzaktan iyi geliyor. Yakınlaştıkça saçma bir gürültü ağırlığı. Kulaklarım almıyor.

Bir yerlerde küçük bir tohum ekmiştim bir zamanlar. Toprakla temas ettirmeden bir istiridye kabuğunun içine saklamış deniz kokusu ile korumuştum bugünler için. Gelmez, görmez, işitmez  demiştim.

Tohumu avucumun içine aldım şimdi. Ektim, ekeceğim. Bir yudum umut suyu dökeceğim üzerine, kök salmasını bekleyeceğim, uzun uzun ve yavaş yavaş.

küçük bir tohumken etrafında dikenli teller vardı. Ben yaralıyken korkuyordum o tellere takılmaktan. Kabuğumda saklanmış, varlığını unutmuştum. “En doğrusu” denilenler yüzünden gecikmiş olmak ne acı olur. Ne erken, ne de geç var aslında. “Zamanı var.” demek en doğrusu.

Avuçlarımın arasında sıcacık filizlensin bakalım. Toprağına kavuşmaya hazır olduğunda tüm benliğimle kabullenip hiç olmaya alışacağım. Başarabilirsek, hiçlikte var olmaya başlayacağız  birlikte. En güzel müziklerimiz, en neşeli gülüşlerimiz, en aydınlık yıldızlı gecelerimiz olacak. En sıcak güneş ile sabahlarımızı ısıtacağız. Kar yağınca kızarmış burnumu, buz gibi parmaklarımı saklayacağım avuçlarına. Yağmur da da şımarıklık yapacak bir yol bulurum ben.

fb_ımg_1453062057357.jpg.jpgKüçüldükçe küçülürüm artık neşelendikçe. Miskinlik yok. Sıradanlık yaşandı bitti. Yaratabildiğimiz kadar farklılık yaratmak bizim hedefimiz.

Yeniden yaşamayı isteyecek kadar heveslendirici bir hikaye olacağız birlikte.

“Yeni Hayat” ın evrensel kabul edilen dil hali ile yazılmış şeklinin ilk harfleri olarak başlayacak hikaye ve bir daha benzeri yaşanmayacak.

Gerçek bir dinginlik ve hiç olmadığım kadar olgunluk zirvesinde sabırla avucumdaki tohumu izliyorum. Acelem yok. “Yeniden çarpışsak ya seninle” diye düşündüğüm bir köşe başındayım şimdi. Köşeden gelen seslere göre, ha geldi ha gelecek.

Unuttursana bana kendimi. Söz mutluluktan yaşam kavramın değişecek…

Kategori: GENEL

Yazar:

Yunanistan kökenli bir ailenin mensubu olarak 1976 da İstanbul’da doğdum. Gazeteci bir baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin çocuğu olma münasebetiyle Anadolu’nun bir çok ilinde eğitim aldım.

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: