Dünya Emekçi Kadınları Anma Günü

8 Mart 2016 0 Yorum

International Women’s Day

12814708_10207773088956836_6937742513925785421_n (1)
8 Mart 1857 tarihinde ABD’nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başlar ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesinin ardından  çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucu ile 129 kadın işçi fabrikada diri diri can verir.

26-27 Ağustos 1910 tarihinde Danimarka’nın Kopenhag  kentinde 2. Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansında Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olarak anılması önerisini getirir ve öneri oy birliğiyle kabul edilir.

Dünya ülkelerinde bu tarih katliamda hayatını kayıp eden emekçi kadınlar adına bir anma töreni olarak kutlanır. bizim ülkemizde sanıldığı gibi, anneler Günü kıvamında çiçekler pastalar, maniler, mesajlar ile değil.

 

 

Bu ülkede yaşayan kadınlar, kırsal ya da kentsel yaşamda olmaları fark etmeksizin dünya standartlarında yaşamıyorlar. Çalışan, eğitimli kadın olmak da bazı durumlarda bu ülke için pek mühim değil. Hayat müşterek yalanının varlığına inanan erkek kadın ilişkileri içerisinde hala herşey kadından bekleniyor.

Eşit şartlarda çalışmış olmak bile bir kriter değil. Kadın işten çıkıp eve geldiğinde ikinci çalışma hayatı ve görevleri başlıyor. Eksiklikler, aksaklıklar olunca da yetersiz bulunup dışlanabiliyor ya da aldatılıyor. İş yükünü hafifletip hayatı kıymetlendirmeye çalışan anlayışlı ve  nazik beyefendilerden bahsetmiyorum. Kadını uyku haricinde sadece mekanizma olarak gören bir erkek toplumundan bahsediyorum. Unutmayın hayata bir kadın sayesinde kavuşan, hayatınızın sonuna kadar bir çok kadın tarafından eğitilen, bakılan, korunan, sevilen, ihtiyaçları karşılanan birer varlıksınız.

Ülke de yok yok maşallah. Gündemi takip eden herkes tüm rezalet hakkında bilgi sahibi. Yaşanan onca haksızlıklara karşı susmayı tercih eden sayısız kadın mağduriyeti hikayeleri ile dolduk taştık. Toplum içerisinde rencide edilmekten korkan eğitimli kadınlarda susuyor. Bu saçma kültürle yetiştirilen, kendi halinde evinde yaşayan kadınlarda susmayı normal buluyor.

Kızlarımız yetiştirilirken evinde gördüğü şiddetin aynısına ya da fazlasına daha sonra kendi hayatında karşılaştığında normal olacağı inancıyla büyütülüyor. Eğitimli, kentlerde yaşayan ailelerin içerisinde de bu inanış var merak etmeyin. Bazı kadınlar, bu şekilde büyütülmese de gördüğü şiddeti o anda yaşandı bitti algısı ile kabullenip yalnız kalma kaygısı, terk edilme korkusu ile ilişkisini sürdürebiliyor.

Hakkımızda konuşulmasından, eleştirilmekten, sokakta kalmaktan, aç kalmaktan, çocuklarımızın ihtiyaçlarını karşılayamamaktan, aile tarafından kabul görmemekten, toplumda aşağılanmaktan, kötü kadın gibi görülmekten, yalnız kalmaktan, canımızın yanmasından, ölmekten ve en önemlisi şikâyetçi olsak bile yardımcı olacak, sürekli koruyacak kollayacak bir destek olmayacağına olan inancımızdan korkmak susturuyor bizi

6284 sayılı Ailenin korunması ve kadına yönelik şiddetin önlenmesine için oluşturulmuş yasa ve yeni düzenlemeler kapsamında maddeleri görünce oh be, şimdi oldu işte demiştim.

Yasa gereği; Şiddet veya şiddet uygulama ihtimali varlığı halinde, maruz kalan herkes durumu resmi makamlara ihbar edebilecek. Hâkim tedbir kararını, duruşma yapmaksızın ve şiddetin uygulandığı konusunda delil veya belge aramaksızın ifade yeterliliği ile verecekmiş.

Mağdur olanlara, psikolojik, mesleki, hukuki ve sosyal bakımdan rehberlik ve danışmanlık hizmeti verilecekmiş. Kulağa ne kadar hoş geliyor. Korunan kişinin hayati tehlikesinin bulunma halinde, ilgilinin talebi üzerine veya resmen geçici koruma altına alınabilecekmiş. Mağdurenin çocukları varsa, asgari ücret desteği ile çocuklara kreş imkânı sağlanacak.2 ay sınırı ile uygulanarak kreş yardımı ile çocuklarda rehabilite edilecekmiş. Sadece 2 ay ama hiç olmayabilirdi der ve yine de mutlu olmaya çabalayabiliriz..

 

 

Gecikmesinde sakınca bulunan durumlarda mağdura geçici yer sağlanıp, koruma altına alınacakmış. Korunan kişilerin gerekli görüldüğünde iş yerinin değiştirilmesine, kişinin evli olması halinde müşterek yerleşim yerinden ayrı yerleşim yeri belirlenmesine, korunan kişinin talebi üzerine tapu kütüğüne aile konutu şerhi konulmasına Aile Mahkemesi karar ve destek verecekmiş.

Mağdurun maruz kaldığı şiddet, hakaret ve tehdit, aşağılama gibi davranışların devamı halinde mağdur eden kişi müşterek konuttan uzaklaştırma kararı ile gönderilecek, ikamet ettikleri konut ise mağdura tahsis edilecekmiş.

Şimdi şöyle bir gözden geçirelim. Türkiye’de yaşıyoruz. Burada sokakta adam karısını delik deşik ediyor, biz de nam olsun diye bangır bangır televizyonlarda yayınlıyoruz. Bu öldürülen kadınlar, hayattayken defalarca şiddete uğramalarının yanında evlerinden atılıyor, çocuklarından uzaklaştırılıyor, çalıştığı yerde taciz ediliyor, defalarca ölüm tehdidi alıyor. Biraz cesareti olan gidip şikâyetçi oluyor, koruma istiyor, verilmiyor. Kendi ailesi tarafından kabul görmüyor ve kaderine terk ediliyorlar.
Maalesef kocaya koşulsuz itaat anlayışı ile yetiştirilen ve aksi bir durumun kabullenemeyeceği sayısız yerleşim alanımızın olması, sesini çıkartamadan dayağını yiyip oturan kadınlarla dolu bir ülkenin içerisinde yaşamamıza neden oluyor.

 

.
Bugün tesadüfen gördüğüm Yıldız Hanım’ın hikâyesi sabahın erken saatlerinde beni bu durumun içerisine sürükledi. Kanuna göre her şey uygulanabiliyor olsa, Yıldız Hanım da diğer mağdur kadınlar gibi boşandığı halde hala eski kocasından dayak yer miydi? Kendi emeği ile sahip olduğu evinden, eşyalarından, bahsettiği gibi motorundan uzaklaştırılıp bir de üstelik yakın arkadaşım dediği bir kadın ile uzaklaştırıldığı evinde yaşayan eski koca tarafından psikolojik şiddete de maruz kalır mıydı? İş yerinde de huzursuz edilir miydi? Özel hayatını ölümle yaşam arasında hiç de özgür olamadığı şekilde yaşamak zorunda bırakılır mıydı? Yaşamak denilirse buna yaşıyor işte.

Şimdi yoklama yapıyorum. Tüm sessiz çığlıkların adına soruyorum 6284 neredesin? Cevap, uzun bir sessizlik. Belli ki listede adı kayıtlı, adresi belli ama devamsızlığı çok.
Susmayın. Kendiniz böyle bir şey yaşamak zorunda olmasanız bile yaşayanlar için susmayın.

 

Kısaca, kutlanacak bir şey yok. Hele bizim ülkemizde hiç yok. Cinayetler tecavüzler çocuk gelinler ve insanlığa yakışmayan bir çok vahşetin hoş görülüp kılıfına uyduruldugu bir ülkede ne kadınlar günü yahu? Kendinizi kandırmayın. Bir karanfil iki tebrik mesajı ile günümüzü kutlamak ne komik. Dağılın eğlence bitti. Yemezler…

.

Kategori: GENEL

Yazar:

Yunanistan kökenli bir ailenin mensubu olarak 1976 da İstanbul’da doğdum. Gazeteci bir baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin çocuğu olma münasebetiyle Anadolu’nun bir çok ilinde eğitim aldım.

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: