Melek’in dileği…

29 Şubat 2016 3 Yorum

images

Hedefinin zirvesine yerleştiği işindeki başarıları ulusu aşmıştı. Şirketine ortak olmak isteyen hiçbir kuruluşun teklifi ile ilgilenmiyordu. Çekirdek ailem dediği ekibi ile elde ettikleri başarıyı, kimseye kaptırmaya niyeti yoktu. Marjinal tasarımlarıyla her zaman fark yaratıyor ve yıllar geçtikçe daha çok şirketinden söz ettiriyordu.

Küçücük bir çocukken annesi ile bir konuşmasının sonunda hedefini oluşturmuştu. İstanbul’un tarihi semtlerini gezip görmek, başka hayatları keşif etmek için birlikte Galata ya gitmişlerdi. Hava serinlemeye başlamıştı. Sonbahar’ın sonu kışa kavuşmaya çalışıyordu. Güneş artık çok ısıtmıyordu. Eski taşlar ile bezenmiş sokaklardan birinin köşe başında, üstü başı yırtıklarla kapanmaya çalışmış yaşlı bir kadın gördü. Saçları belli ki uzun zamandır taraktan başka su ve sabun da görmemişti. Acaba en son ne zaman yemek yemiş, ne zaman banyo yapma şansı bulmuştu. En son ne zaman sıcak bir yatakta uyanmış, mis kokan bir tabak yemek ile midesine şölen yaşatmıştı kim bilir. Elindeki poğaçayı kadına uzatırken, “Nerede oturuyorsun?” sorusuna onu pişman edecek bir cevap almış ve bu cevap ile hedefini zihnine kazımıştı.

Kadın ona bir evi olmadığını söyledi. O ise kadına sana bir ev yapacağım büyüyünce dediğinde kadının kirine pasına bakmadan sarılmış ona söz vermişti. Kadın, Melek bu bankta otururken belki de Tanrı’nın ona bahşettiği sıcak yuvasında istirahatteydi ama Melek kadına sözünü tutmuştu. Sokakta evsiz kalan insanlar için imkanlarını kullanarak küçük çaplıda olsa barınaklar yapmıştı. Keşke daha fazlasını yapabilmek mümkün olsaydı. İyi insanlar çoğaldıkça bu sözün gerçekleşme çapı büyüyecek diye düşündü.

Başarılı bir mimar olmak, hedefine ulaşmak için bir basamaktı sadece. Dünya üzerinde rahat yaşayabilmek için ne gerekiyorsa onun adına hepsine sahipti. Sadece ruhunu barındıracağı bir evi yoktu. Kiraladığı ruhların taahhüt süresi bitince yenisine taşınmak zorunda kalmaktan yorgun düşmüştü. Her taşınmada sahip oldukları eşyalar gibi zarar görüyordu.

İstikrar, iş dünyasının dışında, hayatına dokunan, paylaşan herkesin varlığının devamı için davranış biçimi olmuştu. Yıllardır pırıltılı kahverengi dalgalı saçları kuaförü Tamer’ e emanetti. Yeniliklere açıktı ancak bir kere ruhuna dokunmayı başaran insanla tanıştığında onu kıymetlendiriyor, kaybetmemek için elinden gelen çabayı göstermekten çekinmiyordu.

Aklındakilere ulaşabilmek için basamak olarak gördüğü üniversiteden kendisine hediye edilen tek varlık, can arkadaşı Can dı. Can, etrafındaki hiçbir varlığın hissettirdiği duyguları ve dalgalanmaları yaşamadığı tek insandı. Kıymetlisiydi. Can’ın sayesinde tanıdığı Asude ise vazgeçilmezi olmuştu. Asudesiz hiçbir planı, hayali yoktu. Can’a her seferinde Asude ile tanıştırdığından dolayı teşekkür eder hatta her tanışma yıl dönümünde Can’ a teşekkür hediyesi alırdı.

“21 Gün” adlı romanımdan küçük bir hediye…

Kategori: GENEL

Yazar:

Yunanistan kökenli bir ailenin mensubu olarak 1976 da İstanbul’da doğdum. Gazeteci bir baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin çocuğu olma münasebetiyle Anadolu’nun bir çok ilinde eğitim aldım.

Yorum (3)

Trackback URL | Comments RSS Feed

  1. annegozuyle dedi ki:

    Nefis 🙂 Teşekkürler…

  2. Lenna dedi ki:

    Imivsespre brain power at work! Great answer!

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: