“Ada”

16 Şubat 2016 0 Yorum

43 yıllık hayatına sadece iki arkadaş sığdırmıştı. Sadece iki. İkisi de çalışıyordu. Burak’ın işi Serhat’ın evine oldukça yakın bir semtteydi. Yönetici pozisyonda olması ona bazı özgürlükler tanıyordu. Dilediğinde “Ben çıkıyorum” der ve çıkardı. Serhat, Burak’ın bu rahatlığını iyi bildiği için hiç vakit kaybetmeden onu aradı.

-Oğlum toparlan çık. Sıkıldım ben. Kalk gel. Sarıyer e balığa mı gitsek? Ya sen içmezsin de şimdi, tilt edersin beni. Kireçburnuna kahveye, tatlıya mı gitsek? Karar veremedim ama konuşmamız lazım Daraldım ben ya.

Burak üniversite yıllarından ev arkadaşıydı. Serhat’ın kolay kolay anlatma seviyesine gelecek bir adam olmadığını da gayet iyi biliyordu.

-Tamam, tamam hadi kapat. Ben de bunaldım zaten. Kireçburnu her zamanki mekânda bekle, geliyorum.

Her zamanki mekân Şevki Usta’nın Tarihi Kireçburnu Fırınıydı. İkisi sıkıntılı dönemlerde burada buluşur, krakerleri çaylarına batırıp yedikten sonra üzerine tatlıları çeker, kahveleri höpürdetirlerdi. Yazları da dondurması için onca trafiğe rağmen mutlaka orada buluşurlardı.
meshur-tarihi-kirecburnu-firini_36461580845014

Serhat bir gün, Kireçburnu Fırını‘nın hikâyesini merak etmiş, araştırmış, edindiği bilgileri fırın çalışanlarının anlattığı keyifli sohbet hikayeleri ile teyit etmişti.

Kireçburnu Fırını’nın hikayesi, Karadeniz bölgesinin geçmiş yıllarda,  önemli sorunu olan işsizlik ve geçim sıkıntısı gurbetçiliği zorunlu kılmasıyla başlar.

Fırın sahiplerinin dedeleri o dönemde yıllarca fırınlarda çalışıp köylerine para getirirlermiş. Dede Yusuf Bostancı dan öğrendikleri mesleklerini Çamlıhemşin’in Pazar ilçesinde ve Ordu da uzun yıllar devam ettiren Şevki Bostancı için göç fikri hayal gibi olsa da, yüreğindeki cesarete ve bileğindeki altın bileziğe güvenerek İstanbul’a gelme kararını uygulamaya geçirmesi, uzun çabaların ardından gerçekleşmiş.

 

Hemşeri ve köylüsü olan Bilal Pişkin’e ait Anadolu Hisarı Göksu deresi kenarındaki fırında, uzun yıllar hamur pişirici ve tezgâhtar olarak çalışmış.

Ekmeğin karneyle satıldığı o yıllarda işsizlik ve yokluk halkın üzerinde ağır bir yük iken, Anadolu Hisarı, İstinye ve Emirgan’daki fırınlarda uzun yıllar imalat ve idareci olarak çalışmışlar. Artık kendi işini kurma zamanı geldiğinde ilk deneyimini Yeniköy de gerçekleştirmişler.

İki yıl süren bu deneyim, talihsiz bir istimlak kararıyla son bulmuş. Nihayet yaşanan tüm talihsizliklere rağmen 1957 yılında Kireçburnu Fırınını zorluklarla faaliyete başlatmışlar.

Az miktarlarda yapılan odun ateşiyle kara fırında pişirilen sandviç, pide, poğaça ve börekler kısa zamanda tüm İstanbul’un ağız tadı ve damak zevki olmuş.

Zaman içinde Rum, Ermeni ve Yahudi vatandaşlarımızın desteği ve yönlendirmeleri ile çay kurabiyeleri, krakerler ki ben en çok çekirdekli, zeytinli olanı severim, çeşitlerini arttırmışlar ve lezzetiyle de nam salmayı başarmışlar.

bostanciogluailesi1

Burak ile Serhat da bu bilinen namın peşinden bir gün oraya gitmiş olmanın şansı ile fırsat buldukça da mutlaka her seferinde bu lezzetlerin tadına bakarlardı.

Serhat buluşmak üzere evden çıktığında, kendi kendine düşüncelerin karmaşasında kaybolmuş beyninden arta kalan araba kullanma fonksiyonlarını harekete geçirip, fırına doğru ilerliyordu…

Yalnız yaşamamın özgürlüğü mü, mutluluğun, bağlılığın, sevginin huzuru muydu onun için gerekli olan?

Sorumluluklarını yerine getirmek, mutlu olmak için bir gerekçe olacaksa defterindeki satırlarda anlattığı ne varsa sahip olmalıydı. Bütün bu aklından geçenler gerçek olmalıydı ve o böyle hayal ettiği gibi bir bir hayatın içerisinde yaşamalıydı.

Bugüne kadar korktuğu, kaçtığı ve kendine bile itiraf edemediği pişmanlıkları olmadan bugünde olsaydı, nerede olurdu? Belki de işi bile farklı olabilirdi.

Hayal ettiği hayatın içinde yaşıyor olsaydı belki de bu kadar hayattan bıkmış, dünyayla ilişkisini kesmiş bir insan düşüncesinde olmayacaktı.

Aşk olmadı, sevgi oldu. Evlendi ama devamlılık olmadı. Evlenme kararı almasına yeterli gelen sevgisi aşka dönüşmedi. Bağlanamadı. Maya tutmadı, hayat sasılaştı. Tutku yaşatamadı, arzu oluşturamadı bir süre sonra arzulamadı da.

Hızlı hızlı deli gibi çarpmadı yüreği bir türlü. Sahip olduklarına bir hayat daha dahil etmek istemediler.

Farkında olmadan günler, geceler, aylar, yıllar geçmişti. O kadar yıllık hayatında Serhat hayatın neresindeydi?

İşte tam da orada sorgulamalarını teyit ettirecek konuşmaya hazırdı.

-Burak, yaşadım mı ben?

“İlginç Adamlar ve Kadıları” kitabımdaki “Ada” isimli hikayemden küçük bir hediye...

Kategori: GENEL

Yazar:

Yunanistan kökenli bir ailenin mensubu olarak 1976 da İstanbul’da doğdum. Gazeteci bir baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin çocuğu olma münasebetiyle Anadolu’nun bir çok ilinde eğitim aldım.

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: