“Yeni Hayat”

15 Şubat 2016 7 Yorum

Uğurlama

küçük-çocuk-görmek

Çok gürültü var. Gürültü beynimin içindeki mecburiyetlerin çıkardığı seslerden ibaret. Yorgunluğun sessiz çığlığı adeta.

Bir haftadır oğlumun okulu ile mücadeleye devam ediyordum. Okulun, “Ailesi yanında yaşamaz ise kayıt yapamayız” kurallarını silmeye ya da en azından değilştirmeye çalışıyordum.

Haksız sayılmazlar aslında. Henüz on sekiz bile değil. Evinden ailesinden oldukça uzakta, başka bir ülke de yaşayacak sonuçta.

Başka bir semt, başka bir il de değil. Yalnız başına hayatına başlayacağı bu günlerde, neyle karşılaşacak nasıl tepkiler verecek tahmin edilmesi zor bir yaşta üstelik.

Okulun idarecilerine, resmen yalan söyledim. En sonunda sık sık ziyaret edeceğim ve teyzesinin yanında kalacağı yalanına inandırdım da nihayet sığ beyinlerini ikna edip okula kabulünü sağladım. Ben çocuğuma güveniyorum da, güvendiğim konusunda onları niye ikna etmek zorundayım onu anlayamıyordum.

Valizler hazırlanıyor, kışlıklar ve sonbahara uygun kıyafetler, ayakkabılar, tatlı bir telaş içersindeydik.

-Anneee güneş gözlüğüm nerede? Şapkamı bulamıyorum ben off ya…

Bağrışmalar ve daha neler neler duyarak, duymazlıktan gelip kendimce toparlamaya çalışıyordum.

Üstelik yeni eve taşınalı bir hafta oldu. “Her yer, her yerde” derler ya aynen öyleydik. Aradığım şeyleri bulmakta zorlanıyordum.

Sürekli taşınmak zorunda bırakıldığı için bu konuda üstad annemdir. Birçok iş onun üzerinden yürüyor. Ne nerede olmalı, nereye yerleşmesi gerekir, burası olmadı şurasılar annemin sorumluluğundaydı.

Ruhum o kadar yorgundu ki, ev falan hiç umurumda değil. Herkes istediği yere, istediği eşyayı yerleştirsin. Benim oğluma konsantre olmam lazım dediğim bir dönemdeydim.

Ufuk, altı yaşından onbir yaşına gelesiye kadar sadece tatillerde bir arada olabiliyorduk. Ayrılığa alışkınız aslında ama bu onun ilk kez yalnız ayakta durabilme mücadelesi olacaktı.

Hayatının dönüm noktasında durmuş göremediği geleceği için hazırlık yapıyordu. Henüz delikanlılık etabındayken, yetişkinlik öncesi antrenmana çıkacaktı. Çok heyecanlıydı. Heyecanı, korkularına karışıyordu şüphesiz ama o ben vazgeçerim diye çaktırmamaya çalışıyordu.

Arnavutluk’a gidecek ve tüm korkuları yokmuş gibi davranmaya çalışacaktı. Köpeklerden, karanlıktan ve yalnız kalmaktan korkardı. Üstelik bu korkular hiç yokmuş gibi yaşamak zorundaydı artık.

Tercih hakkı olsa, eminim, babası olmasını hiç istemeyeceği bir adamın oğluydu. Babasının vicdan muhasebesinde yenik düşmesinden dolayı yurt dışında okuyacak olmak, biraz ağırdı Ufuk için ama geleceği için bunu mecburiyetleri ile kabullendi.

Eğitim için paramız hazırdı ancak; kocam ihtiyacı olduğu gerekçesiyle parayı sıfırlamıştı. Şimdi sanki daha önce Ufuk’ un babası okul parasını peşin vermemiş ve o Ufuk’u okutmaya mecbur kalmış gibi, “ Ben size nereden bulurum? Para mara bulamam” diye kalbimizi sıkıştıran konuşmalarıyla mücadele ederken kayıt zamanına gelmiştik.

Peşin ödeyebilecek durumda olmamıza rağmen erittiği paralar sayesinde, elimizde yalnızca okulun ilk taksiti ve ev kiralamak için gerekli bir miktar para hazırdı. Yakında yolculuk başlayacaktı.

Oğlum, arafta büyüdü biraz. Nereye ait olduğunu anlayamadan yıllar geldi geçti. Birbirini sevmeyi bilmemiş, sevmelerine fırsat verilmemiş, tam fırsatı yakaladıklarında, başka birinin oyunun gidişatı değiştirmesiyle, hevesleri kursağında kalmış iki insanın tek ortak noktası olmak ayrı bir durumdu onun için.

Üstelik Ufuk, anne ve babası ile ilgili kim olduklarının dışında hiçbir bilgiye sahip değildi. Doğması arzu edilmeyerek hayata başlaması onun suçu olmadığı gibi üstelik bir de eksiklikti.

Ufuk, benim hayattaki en büyük sınavımdı. Doğduğu ilk yıllarda adapte olmak ne kadar zor olsa da benim vazgeçemeyeceğim tek parçamdır her zaman. Oğlumla beraber büyüdük biz.

Ufuk üç yaşındayken kocamla tanıştığımda,  oğluma gösterdiği ilgi ve sevgi, oğlumun onu seviyor olması, genç, bekâr bir anne olarak, beni mutlu etti.

Daha önce hayalini kurduğum ve bir türlü sahip olamadığım bir hediyeyi bahşetti bana. Aile olma umudu oluşmuştu. Bu yüzden gözümde olmadığı kadar büyüdü ve devleşti. Ayaklarımı yerden kesti, sevdikçe sevdim, alıştıkça alıştım. Aşık olmadan, aşık olmaya çalıştım.

“İlginç Adamlar ve Kadınları” kitabımdaki, “Yeni Hayat” adlı hikayemden küçük bir hediye…

Kategori: GENEL

Yazar:

Yunanistan kökenli bir ailenin mensubu olarak 1976 da İstanbul’da doğdum. Gazeteci bir baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin çocuğu olma münasebetiyle Anadolu’nun bir çok ilinde eğitim aldım.

Yorum (7)

Trackback URL | Comments RSS Feed

  1. kargakara dedi ki:

    Hikayenin bir yerlerinde Neden yurtdışı ve neden Arnavutluk soruları cevaplanıyor mu? diye merak ettim.

    • arisoynazan dedi ki:

      Merhaba,

      Neden Arnavutluk olmasın? Ülke dışındaki herhangi bir ülke işte. Elbette haklılık payı var sorunuzda. Amerika, Belçika ya da Hollanda, İngiltere değil de neden eğitim için Arnavutluk? Kahramanın ailesi öyle tercih etmiş desek… Belki köklerinin bulunduğu topraklar oradadır. Kim bilir? Hikayenin devamında hep birlikte öğreneceğiz…

  2. sokakkedisii dedi ki:

    Bu senin hikâyen değil değil mi ? sadece kahramanin hikayesi ???

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: