Taşınsana bana…

15 Şubat 2016 0 Yorum

image

Bir yüreğe taşınıp ikametini devam ettirmek kolay değil öyle. Yerleştiği yürekten taşınıp bir başka adrese gitmekte zor.

Taşınma için karar vermek gideceğin yeri beğenmek, beğenilmek ile de olmuyor. Çok hızlı gelişiyor gibi gelse de herşey, ilk yerleştiği yer zihindeki beğeni katı oluyor. Önce beğeniliyorsun sonra hoşlanılıyorsun. Meşakkatli leziz  bir yemeğin hazırlanması gibi, biraz ondan biraz bundan ufak ufak kısık ateşte pişiyorsun. Arada bir yaşananlarla tadına bakılıyor. Olmadı, biraz daha pişkin olsun  denildiğinde ateş harlanıyor. Yandıkça yanıyorsun ama hala yerine yerleşemiyorsun. Pişip tabağa koyulunca, pişirenden başka etrafındakilere sunuluyorsun. Herkes bandıra bandıra tadına bakıyor. İçlerinden biri olmamış diye tükürürse, vay haline. Pişiren herşeye ya yeni baştan başlıyor, eksiklerini tamamlıyor ya da olduğu kadar deyip çöpe döküp vazgeçiyor.

Doğru pişmenin de bir yöntemi var tabi. Ateş kısık olacak ama canlılığı seni yakacak arkadaş. O ateş seni yakarken, sen de etrafa iştah kabartacak kokular salacaksın. İçinde bir tutam güven, bir yemek kaşığı huzur, bolca sadakat, çoğunluk huzur, ana malzemeyi anlatan aşk kokacaksın. Yandıkça savrulan kokunla içine çekeceksin koklayanı. Tam pişecek, aşkın ağzına layık olacaksın. Tadına baktığında damağında kalacak, adını unutturmayacaksın ki yerleşeceğin yerin kapısı ardına kadar açılsın.

image

Kapı açıldığında usul usul dal içeri. Kendini hemen öyle tehlikeye de atma. Belki kapının ardı uçurum,  belki de cennet bahçesi. Ne ile karşılaşacağın ne belli…

Yavaş yavaş emekleyecek, sonra dizlerinin üzerinde etrafı kolaçan edeceksin. En son ayağa kalkıp yürüyecek, baktın yol huzur ve feraha çıkıyor son sürat koşup yerleşeceğin yere varacaksın.

“Benim evim sensin” dedin ya bir kere, o zaman evinin ihtiyaçlarını da karşılayacaksın. Ekmek elden su gölden hayat yok öyle. O evi kaptın diye rahatına bakmayacaksın. Evi saraya çevirmek de senin elinde. Hapishane olursa da senin beceriksizliğinin eseri ona göre.

image

Evdeki çiçekleri sulayıp,  içeriye mis gibi bahar havası alacaksın. Kar kış kıyamet olsa da sabırla havayı ılıklaştırıp, içeride ötüşen kuşların cıvıltısını kesmeden akan şelaleleri kurutmayacaksın.

Baktın olmuyor. Kurak topraklara tohum ekiyorsun ve susuz kaldın. Bir türlü yeşermiyorsun. Öyle pat diye köklerini koparıp, tası tarağı toplayıp kaçıp gidemezsin. İnsan ruhuna en yakışır kıyafetini giyeceksin üzerine. Saygı kaftanınla nezaket takılarını takacak, en yoğun hassas şefkat kokunu süreceksin üzerine. Hoyrat olmayacak ellerin, sakarlık yapıp etrafı yıkıp geçmeden usulca gönül rızasıyla evini terk edeceksin. Arkana bakmayacaksın ama bir gün karşına çıkarsa yüzüne bakabilecek halde ayrılacaksın.

Dedim ya bu taşınma işi hiç kolay değil. Haydi Tanrı yardımcınız olsun…

Kategori: GENEL

Yazar:

Yunanistan kökenli bir ailenin mensubu olarak 1976 da İstanbul’da doğdum. Gazeteci bir baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin çocuğu olma münasebetiyle Anadolu’nun bir çok ilinde eğitim aldım.

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: