Başrol benim…

8 Şubat 2016 0 Yorum

journal_pen

Komik olduğu kadar ürkütücü durumlar yaşıyorum bu aralar. Bir cümleye odaklanıyorum. Üzerine biraz düşününce, cümleleri zincir halkaları gibi birbirine ekliyorum. Bazen sadece zihnime, bazen de klavye yardımı ile not defterime kayıt ediyorum. Bilin bakalım sonra ne oluyor… Hooop bir kaç zaman sonra aklımdan geçenleri tıkır tıkır film makinesi işletiyor sonra da ya figüran ya başrol olarak rol yapmaya başlıyorum.

“Aklıma gelen başıma geliyor” hallerindeyim bu aralar. Bu yüzden de etrafımdaki insanlardan uyarılar almaya başladım. Madem bu kadar etkili iletişime geçtin evren ile bari iyi değerlendir diye dalga geçiyorlar. Belki de onlar ciddiler, bana dalga gibi geliyor.

“Evrene doğru mesaj göndermek gerekir. Olumsuz cümle kurmayalım.” Bu son zamanlarda fazlasıyla duyulan bir cümle oldu. Gerçekten doğru mu? Bu Evren kim? Nasıl bir gücü var? Çok güçlü ise niye doğru cümle kurmak zorundayız ya da niye cümle kurmak zorundayız? Kendiliğinden anlayamaz mı bu güç her birimizin ne istediğini?

Cümlelerin içerisindeki bazı sihirli cümle kalıpları ile mi işliyor bu sistem? İşliyorsa benim gerçekten çok isteyerek çağırdıklarım nerede? Algılanamayan cümleler mi kuruyorum acaba? “Haydi, duy artık evren, anla lütfen ve harekete geç” mi demeliyim? Ne demeliyim? Biri bana söylesin.

579868_402513729809177_1323080601_n

Ne çok dileğimiz var düşündük mü? Sadece bir iki adet dileğim var diye söze başladıktan sonra bir liste çıkıyor ki sormayın. Günaydının ardından başlayan sürekli bir istekler listesi oluşturuyoruz. Dünya da milyonlarca insan her sabah uyandığı andan itibaren bu bitmek bilmeyen isteklerini evrene gönderse, bir zaman sonra evren şiştiğinde beklenenler nasıl adres teslimi olacak? Sistem çöktü bence. Herşeyi de evrene yüklememek lazım mesela. Vaktinde bir yere gitmek istiyorsak erken kalkıp ona göre planlamalıyız öyle değil mi? Hasta olmamak için de önlemler almalıyız. Piyangonun çıkması için de bir zahmet o bileti al arkadaşım.

fb_ımg_1453783618760.jpg.jpg

İçinden sadece iyi olanlar mı gerçekleşiyordur? O zaman planlanan cinayetler, hırsızlıklar, tecavüzler, savaşlar ve dünyayı, insanlığı kirleten olaylar da evrenin işi mi? Korktum ben şimdi. Güzel şeyler dilemek, pozitif düşünmek lazım. Lazım da kötü düşünceleri kim gerçekleştiriyor. “Evrenin Karanlıklar Efendisi” mi? Gerçekten korku filmi ismi gibi oldu değil mi?

Neye inanmalıyız bilemiyorum. İyi düşünmek istiyorum. Herkes gibi düşündüğüm, dilediğim şeylerin Evren ya da başka bir güçle kimse artık, bana sırayla göndermesini istiyorum. Pozitif düşünce gücü ile hayatın bir oyun olduğunu anladığımızda oyunda beğenmediğimiz anlar için mızıkçılık yapsak mesela. “Ben bu oyunu beğenmedim değiştiriyorum” desek ne yapabiliriz ? görmek istiyorum.

Düşünsenize ne kadar keyifli olurdu. Patronun karşısında oturmuşsunuz. Adam bir sürü sevimsiz cümle kuruyor. Siz de gerekli cümleyi kuracaksınız elbette. “Ben patron olmak istiyorum ve bu adam da benim yardımcım olmalı“. Aman Tanrım, ne keyifli bir serüven. Beş saniyede gerçekleşiyormuş, adam şok tabiki.

Toplu halde tüm insanlar bir gün karar verse ve şöyle dese ”Kendim için iyi olan bu değil, ben bu oyunu değiştiriyorum bunu deneyimlemek istemiyorum” Hep birlikte uygulanan bir enerji ile ne yapabiliriz acaba?

217823_448868791814295_2023693124_n

Dünyayı yeniden temize çeksek. Dilediğimiz gibi bir dünya yaratsak. Her taraf yeşillik, orman olsa. Yüksek binalar yerine herkesin bahçeli kısa katlı evleri olsa ve kimse evsiz kalmasa. Dünyanın her yeri verimli topraklardan oluşsa da kimse aç ve susuz kalmasa. Hırslar, çıkar ilişkileri, sahtecilik, yalanlar, sevgisizlik ve nefret olmasa. Hiç bir insan yaratılmış hiç bir canlıya zarar vermeyi düşünemeyecek durumda olsa.

Hayat bilinmezlerle dolu. Ne yaşayacağımızı bilmediğimiz gibi planlarımızı, dileklerimizi de gerçekleştirebileceğimiz konusunda fikir sahibi olamıyoruz. İyiyi istemek, pozitif düşünmek his olarak iyi geliyor ise bu evren oyununa devam etmek mutlu ediyor işte.

Yaşanan olumsuzlukların nedenlerine odaklanmadan,  sonucunda ne yaşayabilirim, ne kaybederim diye düşünsek ve bununla birlikte günlerce bir konuyu kafaya takıp mutsuz olsak, durumun sonucunu değiştirebilir miyiz? Enerji kaybından başka bir şey değil.

images (9)

Çok fazla borcumuz olduğunu düşünelim. Bu dünya da borçsuz insan kalmadı artık. Bütün bir hafta borçlarım çok, sıkıntım büyük, uyuyamıyorum, çaresizim kelimeleri ile bunalımın içerisinde debelensek, sonuç değişecek mi? Borçlar şıp diye ödenecek mi mesela? Çok istediğimiz bir şeyi alamadığımız için günlerce mutsuz olsak, hayata küssek biri bize onu getirip verebilir mi? Çok büyük aşk ile bağlı olduğumuz insanı kayıp etmemeyi istemek doğal da bizim istememizle olabilecek mi?

İşte oyun bu aslında, çaresiz kaldığımızda alternatifli iki davranış şekli var. Çok üzülüp yaşadığımız bunalımlı günlerde, sahip olduğumuz en kıymetli hazinemizi, zamanımızı ziyan ediyoruz. Olumlu düşünüp elinden geleni yapma çabası ile durumun sonuçlanmasını beklemek daha kıymeti bir insanlık davranışı gibi geliyor bana. Hangisi daha iyi hissettiriyor ona karar vermek lazım.

fb_ımg_1452784603126.jpg.jpg

Hayat kısa. Mutlu edenlerin peşinden koşmak zamanı şimdi. Mutsuzlukla harcayacak vaktimiz yok. Yaşama şeklimizi kendimiz belirleyeceğiz. Depresyon ve benzeri psikolojik hastalıklar, fizyolojik hastalıklar da hep bu seçtiğimiz yaşama şeklinden etkilenerek tetiklenmiyor mu?

İyi yaşayalım, iyiyi dileyelim,  iyiler gelsin. Yılın ilk ayında kötülere el sallayın diyorum. Sevgiyle kalı. Dünyanın kötü senaryolarını oynamak zorunda değilsiniz. Baş rolü kapın ve en iyi oyunu çıkartın…

 

Kategori: GENEL

Yazar:

Yunanistan kökenli bir ailenin mensubu olarak 1976 da İstanbul’da doğdum. Gazeteci bir baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin çocuğu olma münasebetiyle Anadolu’nun bir çok ilinde eğitim aldım.

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: