Özgürlüğüme bulaşma…

4 Şubat 2016 0 Yorum

images (1)

Akşamın keyifli saatlerinde bir dostum ile sohbet erken, önceden konu etmediğim bir durumun beni etkilediğini fark ettim. Hayatımın içerisinde daha önce dikkatimi çekmeyen, öğrenip geçtiğim bir sürü detay saklı aslında. Muhteviyatı zengin, tarihi gerçeklerden nasibini almış kendi ailemin geçmişi bile başlı başına kocaman bir roman.

Güncel konularla pek ilgim olmadığını fark etmişsinizdir. Bazen nadir olmakla birlikte haksızlığa uğrayan masum insanlar hakkında bir kaç cümle ediyorum. Güncel kirliliklerden uzak, herkesin yaptığı edebiyatın dışında bir şeyler paylaşmak niyetindeyim. Çünkü gündem ile ilgili herkes bir şeyler yazıyor. Unutulmuş, merak edilen, şahit olanlar ile sır olmuş, insanların saklanmış hisleri, hissettikleri ile yaşadıklarının arasında farka dikkat çekmek niyetindeyim ve genelde bu tür konular ilgimi çekiyor.

mübadele-gemileri_333299

Asimile edilen âşık kadınları düşündüm uzun uzun. Atinalı kadınlar ve Selanikli erkeklerden oluşan bir aileye mensup olunca sarı sayfalı, eski, yaşlı günceleri, sararmış fotoğrafları gözden geçirdim. Hatıra kalan el yapımı örtüler, goblen tablolar, el dokuması kumaşlar, ipek gömlekler mendiller ve tüm nezaketleri, zarif ruhlarıyla işledikleri nakışları inceledim.

Ne demek asimile edilmiş olmak? Çoğunluğun bulunduğu bir ortamda, erk sahibinin baskısıyla, alışılmışın dışında farklılık gösteren azınlık grubun, bu gruba ait kültür birikimleri ve kimliklerinin, baskın yapı içinde eriyerek yok edilmesidir. Bazen bu baskı kanunlar ve sosyal baskı ile bazen de gönül rızası ile aşkla tercih edilen başkalaşma olarak da tanımlanabilir. Zamanında aşkı güzel, koşulsuz seven kadınların vuslat hayali ile bu durumu gönüllü kabul etmesi bugün yazacağım konuyu oluşturdu.

34322_132245270147929_3100833_n

Günümüzde çok fazla önemsenmese de, eskiden, ilişkilerin birleşmeye dönüşebilmesi için bir takım toplum kuralları vardı. Farklı din, mezhep ve ırklardan aşık olan insanların içerisinde erkeklerin tamamının Müslüman olduğunu düşünelim, aşkı ile koşulsuz bağlanan bu kadınlar sevdiği adama kavuşmak için dinini, yaşantısını değiştirmez miydi? Müslüman erkeklerin farklı bir dinden kadına aşık olması sonucu dinini değiştirmesi gibi bir durum söz konusu değildi. Toplum ve aile baskısı ile gönlü olan kadın, dinini değiştirmek konusunda zorlanırdı, aksi durumda da aile olma hakkı verilmezdi.

Bu asimile edilmek değil dediğinizi duyar gibiyim. Evet. Tam kelime anlamı değil biliyorum. Kadının gönül rızasıyla kabullendiğini düşündünüz. Ne yapsaydı aşkından mı vazgeçseydi? Aşkı için inancını değiştirmeye zorlanmamış mı şimdi bu kadın?

images (2)

Yaşanan öykülerden yola çıkarak, tamamen aile kurduğu adamın dilini, dinini geleneğini üzerine giymiş, kendini unutmuş kadınları biliyorum ben. Unutturulmuş benliklerinde farkında olmadan kaybolmuş başkalaşmış kadınlardan bahsediyorum Baskı içlerinden geliyor, kendi istekleriyle pozitif psikolojik baskı ile başkalaşıyorlar.

Osmanlı tarihinde çok daha sık yaşanan kadınların asimile edilmesi olayı sonucu, Sultan da olsa o aşamaya gelebilmek için değişime zorlanmışlardır. Harem de yaşayan tüm cariyeler hangi ırktan olursa olsun, geldikleri günden itibaren Osmanlı kültürüne ve İslamiyet’e uygun eğitimlerden geçip, hünkârın karşına öyle çıkartılırmış.

pertevniyalvalidesultan

Sultan II. Mahmut, annesinin saray hayatı boyunca Müslüman olmasına rağmen, unutmadığı dinine göre ölmeyi dilemesinden dolayı, saraya gizlice bir Katolik papazı davet ederek, bu isteğini gerçekleştirmiştir.

Bu olayın üzerine yeniden düzenleme yapılarak, hareme alınacak cariyelerin sadece Müslüman Çerkez ve Gürcü Müslüman kızlarından oluşturulması kuralını getirmişler.

İstiklal Savaşından sonra Lozan’da 30.Ocak.1923  tarihinde imzalanan Türkiye ile Yunanistan arasındaki bir sözleşme ve protokol neticesinde gerçekleşen Türk-Yunan mübadele dönemi aklıma geldi. Bu tarihler benim de ailemin kaderini belirlediği için önemli. Bu protokole göre, 1.Mayıs.1923 tarihinden başlayarak, Türk topraklarında yerleşmiş Rum- Ortodokslar ile Yunan topraklarında yerleşmiş Müslüman Türkler göçe zorlandılar.

340360-3-4-84b9c

Uzun bir hayat boyunca alıştıkları, kazandıkları, biriktirdiklerini kaybetmenin dışında, var olan hayatlarındaki vatan kavramını bozdular. Herkes memleketlerine döndü dönmesine de, benimsemek zaman aldı. Memleket neresiydi? Ardında bıraktığı hayatın yaşandığı yerdeki hatıralara eşlik eden komşuları, mezarlıklarda terk ettikleri aile büyükleri, onca yıl mücadele ile sahip oldukları birikmişleri, bahçesindeki çiçekleri, elleriyle diktiği meyve ağaçlarının olduğu yer mi memleket? Ulusunun vatan toprakları mı? Karışan değişen hayatların içerisinde karşılaşılan kader oyunları ile yeniden hayata tutunmaya çalıştılar.

yunanistan-vizesi_2_png

Benim aile büyüklerimden bir kadın  Atina da doğmuş. Rum Ortodoks bir ailenin kızı iken Selanik te aşkla tanışıp, Müslüman bir adamın hayatına eşlik etme kararı ile Müslüman bir İstanbul hanımefendisi olmuş. Zorlanmamış. Kalbinin sesini dinlemiş. O zaman bir kadın için devrim gibi görülmese de böyle durumlar şimdi daha da üzerine konuşulup tartışılacak bir hal aldı.

Müslüman bir kadın ya da erkek öğretilen dışında farklı bir dini de tercih edebilir. Bunu engelleyecek bir durum yok. Zamanın ünlü mankenlerinden güzelce bir kız için kazan kaldırdılar, kıyamet koparttılar. Kız neyi doğru neyi yanlış yaptığını bile anlamamış olsa ki hala arayışını sürdürüyor. O zaman da bugün de neden bu konunun konuşulur olduğunu anlamış değilim. kızımızın aşk için yaptığı kendi hayatındaki bir devrimdi bu davranışı. Tasvip etmediğim bir kişiliğe sahip olması onu haksız göstermez.

yunanistan-vizesi-1

Kadın Müslümanlığı seçerse mükemmel, Müslümanlığın dışında başka bir dini seçerse neden değersiz bir varlık gibi gündem konusu oluyor anlamak zor. Neden âşık diye dinini değiştirmek zorunda kalıyor o da ayrı bir boyutu işin elbette. Aşk ile dinin nasıl bir bağlantısı olabilir ki? Yusuf İslam müslümanlığı tercih ettiğini açıkladığında duyduğumuz saygı, mankenin aşkı için dinini değiştirdiğini açıkladığı durumla aynı değil. Neden bu duruma karşı adil olamadı insanlar?

İnsan olarak aynı şekilde yaratılmış olmamız da bir ipucu değil mi? Yaradılışta bir üstünlük yok iki cins içinde. Organ boyutları ve şekilleri farklı. Buna da çeşit deniyor, artı özellik değil. Farklı model ve görüntüde aynı yapının yaratıkları olarak nesiller boyu farklılıklara maruz kalan kadınları anımsamak, başka şeyleri de canlandırdı diyelim.

92655ddc95

İki aynı dine mensup çiftler içinde başkalaşma söz konusu elbette. Birbirlerinin kültürlerini benimsiyor, iki aileden bir aile çıkartıyorlar. Kolay iş değil. Bazen bir tarafın fedakârlık yapması gerekiyor. İki tarafında anlayışlı yaklaştığı mantık çerçevesinde saygıyla sürdürülen ilişkinin mutluluk dışında bir şey yaşatmasını bekleyemeyiz.

15_t

En büyük sorun iki farklı dinden evlenen bir çiftin çocuklarının hangi din inanışına göre yetiştirileceği. Bilin bakalım cevap ne? Türkiye istatistiklerine göre, babanın dini neyse çocuğun dini inanışı da o oluyor. Vaftiz edilecekse ediliyor, sünnet edilecekse ediliyor ve anne benim dinimden olsun diyemiyor. Gerekçe olarak, soy babadan yürür mantığına göre hareket ettiklerini söylüyorlar. Soy babadan tek başına yürüyor zaten. Anne rahim kiralama uzmanı. Adamın soyu yürüsün diye geçici olarak rahim kiralıyor kadın. Gülümsüyorum ama insana kızgınlığımdan bu sinir bozucu bir gülümseme şekli bilginiz olsun. Ah bu insanoğlu, herşeyi kendine göre yorumlamayı ne de seviyor…

Erkek ya da kadın ayrımı olmadan aşk için değiştirmemeyi ilke eden insanlar yetiştirelim. Bizden öncekileri kurtaramayız ama sonraki nesiller için elimizi taşın altına koyabiliriz. Gelecek nesli bu anlamsız oyunlardan, ego hastalıklarından kurtaralım. İnsana saygılı bir şekilde yetiştirelim. Kimsenin özgürlüğüne bulaşmasınlar.

Kategori: GENEL

Yazar:

Yunanistan kökenli bir ailenin mensubu olarak 1976 da İstanbul’da doğdum. Gazeteci bir baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin çocuğu olma münasebetiyle Anadolu’nun bir çok ilinde eğitim aldım.

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: