Bir varmış… Hiç yokmuş…

1 Şubat 2016 0 Yorum

image

İçeride derinde bir yerler de kök salıp yeşermeye başlamıştın. Ne muazzam bir bahçe oluşuyordu. Hiç görülmedik çeşit ve güzellikte sayısız çiçek, onca zor yollardan sonra karşıma çıkan uçsuz bucaksız huzur kokan yeşillik ve suyun getirdiği huzurun sesi ile doluydu bahçe. Arada bir kanat çırpan renkli kelebekler, dalların arasına gizlenmiş cıvıldayan kuşlarım vardı, yüzümü gülümsetip, kalbimin ritmini değiştiren.

Binbir gece masalı gibi başladı herşey. Bir ulak geldi önce otağıma, sonra da bir haber çıkartıp önüme attı heybesinden ve müjdesi bir bir döküldü dilinden.

image

“Bir yiğit var bildiğim, bir tek o tutar senin elinden. Amma önce elini tutması için görmen, görüp elini uzatman, sonra da o ele dokunması için bir sebep yaratman gerek. Sebebini kıymetli bulur da tutarsa, elinden bir daha bırakmaz bilesin.”

image

Elimin tutulmaya, kalbimin sevilmeye, ruhumun beslenmeye ihtiyacı vardı o sıralar. Bir sebepten çıktım karşısına, o bir sebepten bir hayat sundu bana. Şaskınlığımla önce anlayamadım sunulanı,  hafiften sendeletti o gizemli yiğit ruhumu. Sonra nefesi nefesime, gözü gözüme değdi anlamadan dinlemeden. Uzattım elimi derin kuyudan dışarı doğru bir heyecanla. Titrek parmak uçlarıma dokundu. Görünce narin yumuşak ve sevilesi elleri, eğer bu kadar kolay tutulursa çabuk da bırakılır demiş olmalı içinden. Sıkıca kavrayıp, dehlizden kendine doğru cekti alelacele. Öptü, sevdi, ısıttı yüreğimdeki buzların etrafını. Akıttı ılık ılık sevgisini dudaklarından içeriye sızdı. Hücrelerimde gezindi önce, sonra zihnime dokunup,  ardından gülüşüme, parıldayan gözlerime yerleşti.

image

Merak, özlem, endişe, kaybetme ve yalnızlık koktu aşkın içinde üstüm başım. Kokunun tesiri arttıkça aşk kaçmaya başladı. Ben peşinden kovaladıkca  uzaklaştı.

Duvarlar, uçsuz bucaksız basamaklar, dağlar, tepeler, aşılması zor yollarda sunmadım önüne. Duvar dedikçe, önüme geleni yıktım geçtim. Aklımdakileri sildim, hayatı yeniden yazdım. Olmadı.

image

Bir ses bir nefes dedikçe soluğumu kesti önce, sonra da susturdu. Sustum. Kurumuş umut çiçeğim kendince yeni ayın peşinde. Biraz güneş, biraz huzur yağmuru yeşertir yeniden, belli mi olur dedim, gelmeden kökünden söküp attı çicegimi.

Ulak “yiğit” demişti kocaman heybetli yüreğiyle. Yiğit dediğin bir efsane kahramanıymış,  dilden dile dolaşan. Hep bilinir, duyulur, anlatılır amma görülmezmiş meğer. Yiğit geldi, mert konuştu, susup gitti korkaklığıyla sessizce.

Vardı. Yaşıyordu. Hissettirmişti ihtişamlı gönlünü. Bir masal kahramanıymış meğer. Uzun bir gecenin masalıymış yaşananlar. Benim sesim ile dillenir yaşanırmış. Sesim gitti gideli sustu masallarım. Kahramanım Zümrüdü Anka’ nın kanadına tutunup, hızla uçmuş uzaklara ve ıssızlığından güçlenip Kaf dağına saklanmış.

Meğer bir varmış, hiç yokmuş…

image

Masalın sonunda benliğimin mavi penceresini açık bıraktım. Dilediğinde görünen denize, ormana ve rengarenk çiçeklere doğru tutunduğum özgürlük kuşunun kanadında yolculuğa çıkacağım.

Pencere açık dedim ya ben gitmeden gelmek istersen bil ki daima açık kalacağım. Ne benim gidişime, ne senin gelişine engel olacak bir kapım, pencerem yok artık.

İster gelirim, ister giderim. Bil ki sırf mutluluk için en çok kendimde kalacağım…

image

Şimdi bir deniz kenarında dalga kırana sarkıttım ayaklarımı, dalgalara eşlik ediyorum. Denizin içinden kokladığım huzurda yoksun. Benden çalıp götürdüklerini geri getir ne olur? İnsan kendinden ayrı yaşayamaz bilirsin. Sen de kalan beni, ben de kalan sen ile ya değiştir ya da birleştir. Emrine amadeyim…

Kategori: GENEL

Yazar:

Yunanistan kökenli bir ailenin mensubu olarak 1976 da İstanbul’da doğdum. Gazeteci bir baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin çocuğu olma münasebetiyle Anadolu’nun bir çok ilinde eğitim aldım.

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: