“Ada”

28 Ocak 2016 0 Yorum

ADA

Prinkipo, yeni adıyla Büyükada, Aras için hep özel olmuştu.

Asırlardır şair, yazar ve düşünürlerin sığınak yeri olan ada, prenslerin, patriklerin ve hatta imparatorların sürgün edildiği, prens adalarının en büyüğüydü. Aras bu sürgün adasında kendini Sevgisizliğine sürgün etmeye gelmişti.

Aras, gençliğinin neredeyse tüm yazlarını burada geçirmişti. Günümüzde artık unutulmaya yüz tutmuş mahalle kültürünü, ada da teneffüs etmişti. Burada doğanın duru güzelliğini keşfetmiş, değişik din ve mezheplerden arkadaşlar edinmişti.

Ada’nın dil burnu koyunu tepeden gören çam ormanının içinde 1940’lı yılların romantik ve estetik ruhunu yansıtan, dede yadigârı, taş ve ahşabın harmanlandığı kırmızı ev, kendini nadiren huzurlu hissedebildiği bir sığınaktı onun için.

10084-wolwwox-buyukada-rum-yetimhanesi-2892-950px

Tepenin hemen karşısındaki harabe halindeki Rum yetimhanesinin derin bir sessizlikle koya baktığı, çam ağaçları, eski ama bakımlı Rum evleriyle bezenmiş Nizam mahallesi, bir ressam için bulunmaz görsel zenginliktedir her zaman.

Heyecanla çığlık çığlığa uçuşan martılar ve bıkmadan usanmadan öten Ağustos böceklerinin eşliğinde, kendini dinleyebildiği, zamanı durdurabildiği tek yerdi onun için.

p1250420

Aras,  evin geniş verandasında her zamanki gibi yeşil şezlonguna uzanıp, gözlerini ağaçların arasından denizin dinlendiği koyla buluşturdu. Bir türlü terk edemediği yakın arkadaşı sigarasından bir nefes çekti. Geçen yaz Sevgiyle ilk defa adaya geldikleri günü anımsadı.

Sevgi evi görür görmez aitlik hissinden başka bir bağ kurduğunu hissettirmişti Aras’ a. Yokuşu çıkarken nefes nefese kalmış olmasını görmezden gelmiş, evin bahçesinden girer girmez, bahçedeki ortancaların renkleri ile tüm yorgunluğunu unuttuğunu söylemişti.

1355913042435

Evin girişindeki epeydir orada ikamet ettikleri belli olan palmiye ve çam ağacının arasından geçerek abartısız ama zevkle döşenmiş verandaya geçtiğinde gördüğü dingin, huzur verici manzara Sevgiyi etkilemişti.

Uzun uzun çamların arasından denize baktı. Aradığı huzurun burada bir yerlerde saklanmış olduğunu düşündüğü derin sessizliğinden anlaşılabiliyordu.

maxresdefault

Eve girdiklerinde içinde kayıp olduğu manzaranın ona yaşattığı sakinlikle, evin içindeki huzura da şahit olabilmek adına Sevgi yi evin içine yöneltti. Aras, Sevgi’ nin duvarda asılı tablolarda eskinin manevi kokusu ile karşılaştığını söylemesiyle, ruhunun sadeliğini, hassasiyetini hissetti.

Resim Sevgi için bir tutkuydu. “Geçmişten mis kokulu hatıralar getiriyor eski eşyalar” derdi hep. O hatıralarından birini canlandırmış olacak ki, çevirmeli telefonu ve siyah beyaz aile fotoğraflarını görünce heyecanı sesine yansıdı.

  • Aras, bu telefon hala çalışıyor mu?
  • Üşenmezsen çalışıyor.
  • Dakikalraca numara çevirirdik eskiden. Sesine bayılırdım ben. Bir kaç notalı kısa bir şarkı gibi gelirdi her farklı numaryı çevirişimde duyduğum sesler. Bazen babam biz orayı burayı aramayalım diye kilit takardı telefonun üzerine ama ben kendimce bir yöntem bulup arkadaşlarımı arardım.
  • Nasıl bir yöntemmiş bu?
  • Ahizeyi üzerine koyduğumuz alan var ya hani şu iki tane tuş.Mors alfabesi yöntemi ile tık tık numara kadar basar arardım.
  • Nasıl nasıl? Anlat bakalım bir daha şunu.
  • Dur anlatmayayım seni arayalım buradan ne dersin?
  • Hadi bakalım becerebilecek misin? Şaka mı yapıyorsun?
  • Hayır. Dur bir dakika.

Dakikalarca tık tık tık o bahsettiği tuşları kaldırıp indirdi ve gerçekten de Aras’ın telefonu çaldı. Daha önce böyle yapılabildiğini bilmiyor olması Sevgi’nin o ana kadar tanıdığından daha ilginç ve akıllı bir kadın olduğu hakkında Aras’ın fikir sahibi olmasını sağlamıştı.

  • Bu resimlerdeki küçük kızlar kim?
  • Biri annem diğeri de teyzem.
  • Yandaki resim de herhalde dedenin.
  • Diğer taraftaki de anneannem.

Aras, Sevgi ile paylaştığı her anı eksiksiz bir şekilde hatırlıyordu. Güneşi batırmadan önce mangalı hazırlarken yaptıkları sohbeti de;

  • Aras, biliyor musun aslın zor bir adamsın sen.
  • Niye öyle düşünüyorsun?
  • Ruh halin çok değişken. Sakin gözükürken, bir anda hiddetleniyorsun. Bir sonraki adımını tahmin etmek zor. Sevgiyi gözlerinde görüyorum ama sanki paylaşmaktan korkuyorsun.
  • Bilmece gibi diyorsun yani.
  • Evet öyle. Çözülemeyen bilmece yoktur unutma ama. Sadece çözmek istesin insan, biraz uraştırır ama sonuca ulaşırsın. Kitabımı yazarken senin bu sır hallerinden faydalandığımı söyleyebilirim.
  • Kitabın nasıl gidiyor?
  • Senin sayende çok hızlı yazmaya başladım. Benim hikâyem seninkiyle bir noktada birleşti ve ikimizin hikâyesine dönüştü.

       –  Kısa zamanda bitireceğine eminim 

       –  Kitabıma ne isim vereceğimi buldum bu arada.

       –  Merak ettim şimdi. Neymiş?

       – Aşkın bal rengi gözleri…

 

hb_b_05201648_a-b

Aras, Sevgi’nin tabiriyle bal rengi gözlerini yeşil ahşap masadan alamadan o günü tekrar yaşadığını hissetti. Özlemek diye bir his varmış gerçekten cümlesinde özlenenin yüzünü görmek adına gözlerini kapatıp, hatırları canlandırmaya başladı.

Sevgi mutfağa girip salatayı hazırlarken, Aras da, etleri büyükçe bir tabağa yerleştirmiş, kendisinden daha da yaşlı paslı mangalın başında ateşin dinginleşmesini bekliyordu. Bahçedeki kediler etin kokusuyla etrafta cirit atmaya başlamıştı bile.

  –  Aras salata hazır. Çok acıktığımı hissettim. Sen ne zaman hazır olursun? Hala hazır değilse gelip seni ısırabilirim ona göre.

  –  On dakikaya hazır olur canım.

 

dscn1332-iii

Tavandan asılı lambanın belli belirsiz ışığı altında oturmuş, karanlığın iyice çökmüş olduğu koyun karşısında keyifle demlenip sohbeti koyulaştırıyorlardı.

Sevgi pek sevmese de Aras’a eşlik etmek için rakıya hayır dememişti.

Sohbet birkaç paragraf konuşmanın ardından, daha önceleri Aras’ın o ana kadar pek de hoşuna gitmediğini düşündüğü konuya gelmişti.

   -Bir oğlumuz olsa sana benzemesini isterdim.

  – Ben de bir kızımız olsa, aynı senin gibi olmasını isterdim.

 

Aras, düşünmeden ağzından çıkan cümle karşısındaki şaşkınlığını belli etmemek için hemen rakısından bir yudum aldı.

O güne kadar bir çocuk sahibi olma arzusu onun için o kadar uzaktı ki. Aras, kırk yaşını devirmiş, başarısız bir evliliği arkasında bırakmıştı. Evliliğinde çocuk istememişti. Sebebini anlamak pek zor değildi aslında. Küçük yaşta anne babası ayrıldığından dolayı bir çocuğu mutsuz etme olasılığı, bilinçaltının derinliklerine yerleşmişti.

Çocukluğu ve ergenlik yılları biraz zorlu geçmişti. İkiye bölünmüş aile de yaşamanın zorluklarını gayet iyi biliyordu.

buyukada.jpg.pagespeed.ce.X4iSFYtYr4

Hafta içi annesinin hayatın merkezinde ve el üstünde tutulduğu bir ev de yaşıyorken, hafta sonları babasının evinde, üvey anne ve üvey kardeşiyle apayrı bir dünyanın içinde buluyordu kendini. Annesi Aras’ a ne kadar aşırı ilgi gösteriyor ise babasının tüm ilgisi yalnızca kendisine dönüktü. Baba olmanın gereksinimlerini yerine getiriyor olsa da manevi bağları daima beklendiği gibi kuvvetli olamamıştı.

Ergenlik dönemi olabildiğince huysuz, sinirli ve isyankâr geçmişti.  Zar zor liseyi bitirdikten sonra farklı bir şehirde üniversiteye gitmenin avantajıyla kendini toparlamış, bu arada da bir türlü sağlıklı bir ilişki kuramadığı babasıyla son kavgasını da edip iletişimi kesmişti.

Dost meclisinde bu yaşadıklarının her ne kadar onu güçlendirdiğini söylese de, aslında gerçek hisler hiç de öyle değildi.

büyükada1

Küçük yaşlarda nüfuz eden insanlara karşı güvensizlik duygusunu bir türlü atamamıştı içinden. Hayata karşı dinmek bilmeyen bir öfke taşımıştı içinde Sevgiyle tanışana kadar…

Sevgi de yakın zamanda boşanmış hayata tutunmaya çalışan güçlü bir kadındı. Aşk onun için vazgeçilmez olsa da evliliğinde ve sonrasında da bunu yakalayamamıştı.

Aras ile doğru zamanda karşılaştıklarına şüphe yoktu. O tarihten birkaç ay önce karşılaşmış  olsalar, Aras’ın bu manevi dinginlik hali yerine, hırpalayıcı maskesi ile tanışacaktı Sevgi. Aras ve Sevgi’nin yolu hiç hesapta olmayan bir iş değişikliği sayesinde kesişmişti.

Aras iş görüşmesi öncesi karşılaştı Sevgiyle. Birkaç saniye içinde hiç rahatsızlık vermeden Sevgi’yi inceledi o ilk anda.

Hayata kadrajdan bakmayı seviyordu. Belki de tüm çocukluğu yalnız geçtiğinden olsa gerek hayal dünyasında film kareleri oluşturmayı seviyordu. Bu kez kadrajda aşk ve hüznü bir arada barındıran derin yeşil gözleri ve her zaman çok önem verdiği zarafet ve estetiğin bütünleştiği, saf, duru bir güzellik görmüştü.

2382077-buyukada-sokaklari

İnsanlara karşı hep mesafeli durmaya alışmıştı. Etrafına ördüğü koruma duvarları onun kibirli ve soğuk bir insan olduğu algısını yaratıyordu.

Sevgi güçlü sezgilerinin de yardımıyla aras’ a ait aşılması zor bu duvarın arkasını görebilmişti.  O güne kadar hep başkaları onu seçmişti. Bu kez seçimi kendisi yapacaktı.

Bütün bu tanışma, karşılaşma hikayesini hatırlayınca hiddetlendi. Kendine kızıyordu. İşler bu raddeye nasıl gelmişti ve neden Aras kendi hayatını artık kontrol edemiyor haldeydi.

Uzanıp kendini didiklediği şezlongdan kalkıp, yeşil ahşap masaya yöneldi ve Sevgi ile derin sohbetinin canlanması için o gün oturduğu sandalyeye oturup, sohbetin devamını düşündü.

-Hayatım, kızımız olsa adını ne koyardın?

-Ada

Aras, dönüşüm çanlarının çalmaya başladığını fark etmişti. Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.

01.10.2000

Serhat Tekman

 

Sayfaları birbirine yapışmış bir defterde, bu hikâyeyi bulup heyecanla okudum. İsimler farklıydı ama kahramanlar bana aitti eminim. Duygular benim genlerimde saklıydı.

Hikâye kafamın içerisinde hızlı bir şekilde canlandı. Yaşadığım bildiğim o evin verandasında buldum kendimi ve yazmaya başladım…

“İlginç Adamlar ve Kadınları” kitabımdaki “Ada” isimli hikayemden küçük bir hediye…

 

Kategori: GENEL

Yazar:

Yunanistan kökenli bir ailenin mensubu olarak 1976 da İstanbul’da doğdum. Gazeteci bir baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin çocuğu olma münasebetiyle Anadolu’nun bir çok ilinde eğitim aldım.

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: