Beni takip et…

23 Ocak 2016 0 Yorum
fb_ımg_1452799824924.jpg.jpg
Bazen iki varlık gibi görüyorum kendimi. İkiye bölünüp yaşıyorum adeta. Şimdi bildiğim bir ben var benden öte, bir de beden var ondan tamamen uyumsuz ve bağımsız. Bedeni çalıştıran sinirler, hormonlar, organlar, eklemler, kemikler ve en mühimi bunların tamamına yöneten beyinin liderliğinde kendine ait bir yönetilme durumu var. Sağlıklı olmaya çalışarak bu uyumlu yaşayışa destek vermek ne kadar mümkün olsa da yönetmek imkansız. 
fb_ımg_1452581310506.jpg.jpg
Beyinin hükümdarı da ruh aslında. Birini kontrolde tutsan öbürünün ipi kaçıyor. Takip etmeyi, gerçek anlamda dinlemeyi ve hissetmeyi başarınca mı mutlu olur acaba insan? Yoksa beden ve ruhu eşit miktarlarda besleyip, ilgili bakımlarını yaptıktan sonra serbest bırakınca mı mutluluğu bulabilir insan?

Yazarken arada gülümsediğimi görmenizi çok isterdim. Güncel mesajlar gibi arada gülücük koyasım geliyor cümleye. Semboller yerine hissetmenizi tercih ettiğim için hissettirmeye gayret ediyorum. Bugün bir dostun yazısını okudum. Sabahımı anlamlandırdı. Aynı zamanda okurlarımdan biridir. Sevgili Can Dündar’ın bir yazısını paylaştı benimle.

fb_ımg_1452784603126.jpg.jpg

Günlerdir kafamı kurcalayan bir konuya aydınlık getirdi diyebilirim. Bazen planlamadan olaylar karşısında şu cümleler çıkar ağzımdan. ”Yapılacak çok şey var ama parmağımı kımıldatmak istemiyorum. Hiç içimden gelmiyor, zaten yorgunum ama buradaki tüm dosyaların bitmesi gerekiyor. Kalbim benden önce koşuyor yine. Nasıl durduracağım? Heyecanımı yenemedim, tir tir titriyorum. Ayaklarım benden önde gidiyor, gitmemesi gereken yere.” Bazen  beden ile ruhun  arasında  senkronizasyon sorunu oluşuyor.

En çok korku, heyecan, öfke, acı halinde bir bağ kopukluğu oluyor ruh ile beden arasında. Bedeni kontrol etmeye çalışırken, ruh alıp başını gidiyor. Olmadık yerlere olmadık izler biriktiriyor zihin. Bazen birikenlerin farkına bile varamıyorsun. Sonra bir bakmışsın koskoca bilinçaltı ordun ile savaşa hazır acımasızca saldırıyorsun karşına çıkan herşeye. Beklenmedik yerlerde de patlamalar yaşatıyor bu birikenler. 

fb_ımg_1451751886337.jpg.jpg
Hele aşk hali, en feci kör düğüm. Bizim oralarda bir cümle vardır. Ailemin yaşlıları çok söyler “Naturam şaştı.” Muhtemelen normal halim bozuldu, sağlıklı düşünemiyorum gibi bir cümle kurmak istediklerinde söylüyorlar bu cümleyi. İşte bu naturanızın şaştığı hal, ruh ve beden ikilisinin birbirine uymadığı zamanlarda ortaya çıkıyor. Kendinizi adam akıllı tanımadığınız bir döneme merhaba diyorsunuz. Kontrolü kayıp ettiğinizde merhaba deyip hayatınıza aldığınız bu farklı varlığa, güle güle demek ise imkansızlaşıyor.

Öfkelendiğimizde sabırla biriktirdiklerimiz bomba etkisi ile patlıyor, kırıp döküyor, aynı zamanda da dilinize hâkim olamadığımız için kırıcı oluyoruz ya, işte aşk halinde de beyin öfke durumu gibi, hormonları avucunun içerisinde ovuşturuyor, sıkıştırıyor, bastırıyor, durduruyor. Uyku bozukluğu, iştahsızlık yapıyor. Kuşkuları, endişeleri ortaya salıyor, şapşal bir gülümsemeyi suratınızın ortasına yapıştırıyor. Hayaller kurdurup, planlar yaptırıyor. Yapılan her planınızın içine başka bir varlığı farkında olmadan gönül rızasıyla dahil ettiriyor. 

fb_ımg_1451671467619.jpg.jpg

Sabahlar, geceler, doğa, mevsim gibi her varlığa karşı algın değişiyor. Kendinin içinde kayıp oluyor, başka bir sen ile heyecan yaşıyorsun. Zihnindeki kurallara uyumlu yaşamak isteğinin yerini kuralsız yaşamaya karşı özel bir ilgi alıyor. Herşeyin en başında olsan bile herşeyin en sonunu hayal eder hale geliyorsun.
Hep sen de olsun istiyorsun. dizinin dibinde, yastığının diğer ucunda, avucunun içinde, göğsünün üzerinde, omuzun başında, kolunun altında, kucağında, dudağında, şarkında, şiirinde ve nefes aldığın her yerde olması gerektiğini düşünüyorsun. Aldığın konser, sinema biletinin diğer eşi ona ait oluveriyor hemen. Tatillerinde yan koltuğunu dolduran isim o, odanı, evini kısaca hayatını paylaştığın o, senin içinde sen olarak yaşamaya başlıyor, sen de onun hayatına, benliğine taşınıyorsun. Akıl kovalıyor, ruh akıldan kaçıyor yani. Kendi içinde uyum bozuluyor.
img_0115
Ah bir de karşılıksız, dünya dili ile imkânsız aşksa bittiniz. Dünya dili ile dedim çünkü insan ruhu için imkânsız diye bir şey yok. Hiç dokunmadan, görmeden, konuşmadan da aşk olur, yaşarsın dibine kadar. Aşkın ruhu bile duymaz sen aşk olursun. aşk için var olursun. Aşka mühürlersin kendini ve bir daha açılmaz o mühürün ipi. Asma kilitlerin anahtarları kayıp olur.

Şimdi ruhun ne diyor onu sor kendine. Ruhun ne yapmak istiyor? Şimdi, şu an ne istiyorsun? Mutlaka bir şey düşündün değil mi? Eeee. Beden hareketlendi mi? Gerçekleşecek mi uyum? Benim zihnimde gezinen maalesef gerçeğe uygun değil. Bedenen imkânsız. Hatta birçoğu imkânsız. En azından şu an şimdi imkansız.

O zaman şuna bir bakalım. Neyi ne kadar uyum içerisinde yapabiliyoruz?

ımg_20151208_131850.jpg.jpg

Yaşadığımızı hissettiren, ruhumuzla uyumlu bedene uygun neler var hayatta? Gitar çalmak istersin, bir yolunu bulur öğrenirsin. Acıkırsın yemek yersin, tuvalet ihtiyacını giderebilirsin, uykun geldiğinde uyursun, sıkıldığında kendini oyalayabilirsin. Belli bir zaman sonra bunların hepsi zaten istek olmadan da sıradanlaşıp gerçekleşebiliyor değil mi? Olağan geliyor. Araba sürmek gibi.

Peki. Diyelim kalbin başka türlü çarpıntı halinde. Heyecanlanıyorsun. Durmuş donmuş ruhun şarj olmaya başladı, etrafa saçtıklarınla güzel tepkiler alıyorsun. Hormonlar seni mutlu etmek için elinden geleni yapar halde. Eskiden bir televizyon dizisinde çok dile getirilen replik gibi, “Arzular şelale” hallerindesin. Eee bu çok güzel. Peki, beden ne yapıyor?

fb_ımg_1449721138743.jpg.jpg

Bir uyum gerekiyor tamamlanmak için öyle değil mi? Hadi kımılda o zaman. Ne demiştik en başında. Uyum mutlu eder? Bırak şimdi uyumsuzluk etmeyi, tamamlanmaya bak o zaman. Harekete geç.
Aşksa söyle, biriktirme, eskitme, çürütme. Belki yeşerir, yeşermezse de sen içinde koru kolla, öylesi bile senin kıymetlin. Öfkeyse bastırma, uzlaş.  Acıysa saklama, bırak gözlerinden çıksın acısı. Bedeni serbest bırak.

Kısaca kasma dostum. Dert etme. Bedenin kovalarken ruhunu, emin ol ruhun tek bir cümlesi var senin için. “Kaçma benden…”
 

    

 
 
Kategori: GENEL

Yazar:

Yunanistan kökenli bir ailenin mensubu olarak 1976 da İstanbul’da doğdum. Gazeteci bir baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin çocuğu olma münasebetiyle Anadolu’nun bir çok ilinde eğitim aldım.

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: